HDP Eskişehir milletvekili adayı İlkay Abay’ın aday olmaya karar verme süreci kadar bugüne dek yaşadıkları da hayli ilginç.

ZABEL MİRKAN

1980, Eskişehir doğumlu İlkay Abay, HDP’nin Eskişehir’den 4. sıra milletvekili adayı. İlkay Abay’ın aday olmaya karar verme süreci kadar bugüne dek yaşadıkları da hayli ilginç. 2006 yılında bir evlilik yapan Abay’ın eşinden boşanma gerekçesi eşinin bir tarikata üye olması ve Abay’ı örtünmeye ikna etmeye çalışması. 2012’de eşinden boşanan Abay şöyle diyor: “Mahkeme salonuna cübbeyle gelmişti, hayatımın şokunu yaşadım.”

2008 yılında MS hastalığı tanısı konan Abay’ın %76 engelli raporu var.

İlkay Abay kimdir?

Ben 1980 Eskişehir doğumluyum. Annem Elazığlı, babam ise Dersimli. 2001 yılında Kocatepe Üniversitesi Restorasyon bölümünü kazandım ama hiçbir zaman bu işi yapmadım. Sinema sektöründe çalışmaya başladım. Dizi, reklam ve sinema setlerinde bir emekçi olarak kostüm ve aksesuardan sorumluydum. 2008 yılında MS hastalığı tanısı konuluncaya kadar aktif, sonrasında ise aralıklarla çalıştım. Daha fazlasına ise hastalığım ve sektörün çalışanı köleleştirmeye çalışan anlayışı izin vermedi ve birkaç yıldır da bu ağır işi yapmayı tamamen bıraktım. Derler ya hani orada bir köy var uzakta o köy bizim köyümüzdür; 15 yaşıma kadar ailemin, köklerimin geldiği Dersim’e dair aklı başında bir deneyimim yoktu. Pek gitmemiştik ama unutmamıştık da. 1995 yılında Dersim’e giderken yolda bir trafik kazasında annemi kaybettim. Sonra bir daha da Dersim’e gidemedim. Hayatımın kırılma anlarından birini yaşadığımı çok sonra fark edecektim. İlk gençlik yıllarında kadın olarak özgün kimliğinizi yaratabilmeniz için ciddi bir pratik süreçten geçiyorsunuz. Direncinizi kaybetmemeniz gerekiyor. Sonuçta 15-16 yaşlarındayken biri babam diğeri abim, iki erkekle yaşamaya başladım. Babam sürekli ya politik aktiviteleri nedeniyle ya da çalıştığı için evin dışındaydı. Toplumun hatta kendi kadın çevremin dahi benimsememi beklediği üzere; gerçek, kusursuz, “anaç kadın” olmak adına evin tüm işleri bendeydi. Temizlik, yemek yapıyordum ve tüm bunları yaparken bir de okula gitmeye, derslerimi aksatmamaya çalışıyordum. Bir gün bu duruma sinirlenip babam evden çıkmadan ona şey dedim: “Siz önce kendi evinizde devrim yapın.” Babanız veya abiniz kötü niyetli olmasalar da sizi mağdur ettikleri için yaptıklarını eleştirmek gerekiyor bir müddet sonra.

Politik yaşamınız nasıl başladı?

Babam 1997 yılında HADEP Eskişehir İl Başkanı’ydı. 1997’de yaptığı bir basın açıklamasından dolayı gözaltına alındı ve tutuklanarak Ulucanlar Cezaevi’ne kondu. 2 yıla yakın bir tutsaklık süreci yaşadı. Biz o dönem abimle, hayatımızın baharında, trende ayakta yolculuk yaparak Ankara’ya babamızı ziyarete giderdik. Zaten babamdan iki sene evvel de kuzenim tutuklanmıştı, düşünceleri yüzünden 10 sene de o yattı. Cezaeviyle beraber politik yaşamla da tanıştım. Evimiz zaten parti binası gibiydi. O dönem abi, abla dediğim sonradan politik figürlere dönüşen herkes bizim evde olurdu. Yemekler birlikte yenir, çaylar birlikte içilirdi. O insanlar abimle beni hiç yalnız bırakmadı. En yakınımdakilerden iki insan tutukluydu, telefonlarımız sürekli dinlenirdi. Babam sonra Erbakan’la aynı cezayı aldı; 5 yıl siyasi yasak kondu.

Sonraki yaşamınız nasıl şekillendi?

Aslında işler beklediğim gibi gitmedi. 2004 yılında İstanbul’a taşınmaya karar verdim ve abimin yanına gittim. 2006’da evlendim. Eşim, bir bunalım sonucu 2012 yılında bana “Çalışmayı bırakıyorum,” dedi. Bir tarikata katılmıştı. Benden örtünmemi istedi ve eğer bunu yaparsam birlikte Fatih Çarşamba’ya taşınabileceğimizi söyledi. Kabul etmedim. Boşanmaya karar verdik. Mahkeme salonuna cübbeyle geldi. O an dedim ki hayatta her şey bizim için, başımıza ne geleceğini asla bilemeyiz. Bu düşüncemi hastalığım da tetikledi. 2008 yılında MS tanısı kondu bana. %76 engelli raporum var şu an. Yürümekte dahi güçlük çekiyorum. Aslında malulen emekli olabilirdim ama o kadar yıl sigortasız çalıştığım için bu mümkün olmuyor. Devlet, engelliyseniz size yaşamanız için pek bir olanak tanımıyor. 450 lira maaşla nasıl geçinebilirdim ki ben? Zaten çalışamıyorum. Eskişehir’e dönmeye karar verdim ben de. Bir yıla yakındır Eskişehir’deyim. Hastanelerdeki, sağlık sistemindeki pek çok sorunun bizzat tanığı ve mağduru oldum. Hastalar için de sağlık sektörü çalışanları için de koşullar pek insani değil. Bu kadar büyük bir ekonomi içinde insanın da pek bir değeri kalmıyor. Şu an için ütopik gelebilir ama sağlık hizmetleri ticari olmaktan çıkarılmalı. Yaşamak en temel hak. Bana MS teşhisi konulduğunda Osman Yağmurdereli’yle Yağmur Ajans’ta çalışıyordum. Hastalığımı söyleyip sigorta yapılmasını talep ettim, kabul etmediler. (Osman Yağmurdereli o dönem AKP milletvekiliydi.) Ortada somut ve gerçekten önemli bir hastalık var, sigorta yapılabilirdi değil mi? Yapmadılar. Her türlü teşhis ve tedavi masraflarını sağlık sigortam olmadığı için cebimizden ödemek zorunda kaldık. Bu hastalık çok şey öğretti bana. Ağrılarım olmasa “iyi ki” bile diyebileceğim bir dönem yaşadım. Çok yalnız kaldım. Yalnız bir kadınsanız ve bir de hastaysanız herkes sırtını çevirebiliyor. Ben de hayvanlara, doğaya ve çevreye yöneldim. Çünkü her şeyi katlediyoruz. Kadını, doğayı, hayvanı, toprağı katlediyoruz. Eskişehir’e dönerken gözlerim doldu benim, İstanbul’da göremediğim gerçek ağaçları gördüm burada. Kendimize neden bunu yapıyoruz diye düşündüm uzun süre.

Peki neden HDP’den milletvekili adayı olmayı tercih ettiniz?

Geçenlerde bir arkadaşım aradı, bayağı şaşkındı aday olduğum için. Ben de şaka yollu babamı kastederek, “Bayrağı ben devralıyorum” dedim. Herkesin yaşam hakkı var ve bizim doğa anaya bir borcumuz var. O borcu ödemek için birilerinin bir şeyler yapması gerekiyor. HDP, mevcut partiler içinde bu borcu ödememi sağlayacak tek parti. Elimi taşın altına koymak zorundayım artık diye düşündüm. Zaten sürekli sosyal medyada önüme düşüyordu. Aday olun, sandık görevlisi olun, bir şey yapın mutlaka. Dedim tamam; bir şey yapmalıyım. Bahsettiğim doğa sorunu, bunun içine kadın, hayvan, çocuk hepsini alıyorum, kadar yakıcı bir sorun da Kürt sorunu benim için. Kürt sorunu çözülmeden başka hiçbir sorunun çözülebileceğine inanmıyorum. Ne sınıf sorunu çözülecek ne de diğer sorunlar. Demokrasi yoksunluğu olarak gördüğümüz her şey Kürtlerin haklarından yoksun olmasından kaynaklanan sorunlar zaten. Yozlaşmış, kapitalizmin çarkı içinde kaybolan insan yerine gerçekliğiyle barışmış; nefes alanı bırakılmamış insan kurtaracak her şeyi. Distopik bir şeyden bahsetmiyorum ama filmin sonunda bu meseleleri kavramış, toprağı, doğayı tanıyan insan kalacak hayatta. Bunları başarabilecek tek parti HDP. Dünyayı güzellik kurtaracağı için HDP.