Geçen hafta şunu yazmıştık: Taksim Gezi Parkı olayları doğrudan demokratikleşme ve Kürt sorununun siyasi çözüm süreciyle bağlıdır ve ancak bu temelde çözülebilir! Fakat geçen bir hafta içinde daha iyi gördük ki, epeyce gündem saptırıcı ve tersyüz edici yaklaşımlar var. Bu tür çabalar iktidardan da, muhalefet partilerinden de geliyor. Özellikle AKP, bu durumu yeni çözüm sürecinin üzerine yüklediği görevlerden kendini uzaklaştırma etkeni olarak kullanmaya çalışıyor.

Öyle yapılıyor ki, sanki sorun Gezi Parkı’na toplanan insanların dağılıp dağılmaması, ya da nasıl dağılacağı sorunu imiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Halbuki olaylar bu kadar basit değildir. Mevcut topluluk dağılsa ne olur, dağılmasa ne olur! Bu topluluk dağılır, yenisi gelir. Taksim’deki dağılır, başka bir meydanda insanlar toplanır. Bunların toplanma nedenleri doğru ele alınmaz ve çözüm getirilmezse, halkın miting ve yürüyüşleri her zaman gelişir.
Oysa Gezi Parkı olaylarını doğru ele alma, nedenlerini doğru tartışıp çözüm yöntemleri geliştirme diye bir yaklaşım görülmüyor. Her şeyden önce, bu olayların neden bu süreçte ortaya çıktığı hususu üzerinde hiç durulmuyor. Bu olayların, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Newroz çağrısı temelinde gelişen yeni süreçle bağı kurulmuyor. Açıkça gündem saptırma, gündemi doğru belirlememe yaşanıyor.
Halbuki Gezi Parkı olayları ve bu temelde gelişen direniş, tamamen gelişen yeni çözüm süreciyle bağlı. Önder Abdullah Öcalan’ın çağrısı temelinde ateşkes oldu, savaş durdu ve böylece demokratik siyasi mücadelenin önü açıldı. Zaten ateşkes ve çekilme de bu amaçla yapılmıştı. Böylece savaşın kıskacından kurtulan kitleler sokaklara döküldü. Barış istiyorlar, özgürlük istiyorlar, demokrasi istiyorlar! Tekçi faşist despotizmden kurtularak demokratik sistem içinde kardeşçe birlikte yaşamı yaratmaya çalışıyorlar.
Ama siyasetçilerin ve tartışmacıların gündemi böyle değil. Çok büyük çoğunluk, bu olayların yeni çözüm süreciyle bağını hiç kurmuyor. Sanki bunların birbiriyle hiç bağı yokmuş gibi adeta davranıyor. Yirmidört saat toplumun gündemini Gezi Parkı tartışmasına boğuyor, fakat bu olayların Kürt savaşındaki ateşkesle ve çözüm süreciyle bağını hiç kurmuyor. Dahası demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünden de hiç bahsetmiyor.
Peki ne oldu da bu durum ortaya çıktı? Bu soruyu da hiç kimse sormuyor. Ne iktidar, ne de onun karşıtı olduğu söylenen muhalefet hiç bundan söz etmiyor. Sanki İmralı görüşmeleri temelinde gelişen süreci yok sayma ve unutturma konusunda anlaşmışlar gibi. AKP’yi PKK ile anlaşmakla suçlayan CHP ve MHP, her nedense artık bunu hiç söylemiyor ve bu olayların birbiriyle bağını kurmuyor. İktidar partisi AKP ise, Tayyip Erdoğan’ın ABD’den dönüşünden beri çözüm sürecini adeta unutmuş görünüyor.
Peki ne oldu? Washington’da Obama ile Erdoğan neleri tartıştı? ABD yönetimi mi AKP’yi uyardı? Yoksa AKP mi ABD gezisinden böyle bir anlam çıkardı? Tabi bu soruların doğru ve yeterli cevabını bilemiyoruz. Bildiğimiz şey şu: AKP Hükümeti ABD gezisi ardından yeni süreci unuttu. Adeta artık hiç ağzına bile almıyor. Daha öncesinde her gün süreç üzerine açıklama yapan AKP sözcüleri, ABD gezisi ardından yeni çözüm sürecini gündemden çıkarmış gibi görünüyor.
Nitekim yaklaşık iki ay sonra BDP heyetinin İmralı’ya gidip görüşme yapmasına izin verdi. Uzun süren bir aradan sonra ve baskı sonucu Mehmet Öcalan’ın İmralı’ya gidişini sağladı. Artık çok dillendirdiği “Çözüm süreci”nden hiç bahsetmiyor. Yüzde yüz bağlı olmasına rağmen, çözüm süreci ile Gezi Parkı arasındaki kopmaz bağları hiç görmüyor. Tüm gücüyle medyayı bu temelde yönlendirmeye çalışıyor.
Dahası AKP ile CHP ve MHP arasında da bu konuda sanki bir anlaşma var gibi gözüküyor. Belkide hepsini yönlendiren merkez aynıdır ve bu temelde yönlendirmektedir. O halde bu konuda daha üstten küresel bir kararın varlığından söz etmek gerekir. Bunun sonucunda gündem saptırılmakta, Gezi Parkı olaylarının yeni çözüm süreciyle bağı görülmemekte ve Gezi Parkı olayları tek gündem yapılarak, demokratikleşme ve Kürt sorununa siyasi çözüm süreci gündemden çıkarılmak istenmektedir.
Siyasetin gündemi böyle olduğu gibi, tartışmaların içeriği de böyledir. Gündemdeki saptırma gayreti, tartışmaların içeriğinde de görülmektedir. Gezi Parkı etrafında gelişen olaylar tartışılırken, bunların özgürlük ve demokrasi istemi temelindeki direnişler olduğu gerçeği gizlenmeye çalışılmaktadır. Tartışmalar sadece çıkarsın-çıkmam a kilitlenmekte, ülke çapında yayılan bu olayların amaçları görünmez kılınmak istenmektedir.
Kuşkusuz bu tutum, içinde bulunduğumuz süreç açısından ciddi bir tehlike oluşturmaktadır. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü için geliştirilen yeni süreç herkes için son bir şanstır. Nitekim Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan “Asla başarısızlık kabul etmeyen bir süreç” olarak tanımlamıştır. Sürecin başarısızlığa uğraması Türkiye’de yaşayan herkes için bir felâket olabilir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın varlığı ve muhataplığı Türk-Kürt barışı için tek şanstır. Eğer bu şans doğru kullanılmazsa, o zaman herkesin çok kötü kaybedeceği ortadadır.
Dolayısıyla Gezi Parkı olayları etrafındaki direniş, bir demokrasi ve özgürlük istemi olduğu gibi, aynı zamanda da bu son şansın doğru kullanılması için de ciddi bir uyarıdır. Nitekim Türkiye’nin gençleri ve kadınları, bu noktada iktidar sahiplerini ve siyaset güçlerini ciddi biçimde uyarmaktadır. Eğer bu uyarı dikkate alınmaz ve gereği yapılmazsa, o zaman ardından nelerin geleceğini şimdiden kimse bilmez!
Demokrasi süreci konusunda uyaran sadece kitleler midir? Hayır, eş zamanlı olarak sürecin mimarı olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da herkesi uyarmaktadır. Basına yansıyanlara göre, hem BDP heyeti ve hem de kardeşi ile yaptığı görüşmelerde Gezi Parkı direnişini selamlarken, aynı zamanda herkesi duyarlı olmaya ve çözüm sürecinde ikinci bir aşamaya geçebilmek için çaba harcamaya çağırmaktadır.
Kürt Halk Önderi’nin çağrısı herkesten çok iktidarı elinde tutan AKP’yedir. AKP Hükümetine yönelik çağrısı ile uyarı iç içedir. Kendisinin üzerine düşeni fazlasıyla yapmakta olduğunu belirten ve herkesi de böyle hareket etmeye çağıran Önder Abdullah Öcalan, ikinci aşamaya geçmek için AKP’nin verdiği sözleri tutması konusunda uyarmaktadır. Demokratik çözüm sürecinde birinci aşamanın tamamlandığını ve ikinci aşamanın daha başarıyla gerçekleşmesi gerektiğini belirtmektedir.
Peki nedir ikinci aşama? Türkiye’yi demokratikleştirme ve Kürt sorununun çözümünün önünü açacak hukuki düzenlemelerin yapılmasıdır. Bunun da başında Türkiye’yi 12 Eylül karabasanından kurtaracak, Kürt inkârını aşarak demokratik bir sistemi netleştirecek yeni demokratik bir anayasanın hazırlanması gelir. Nitekim uzun süredir yeni bir anayasa hazırlama çalışması sürmektedir. Yine antidemokratik partiler ve seçim yasalarının değiştirilmesi, faşist terörle mücadele yasasının ortadan kaldırılması önemlidir. Türkiye’nin bir demokratik hukuk sitemine kavuşturulmasının önü açılmıştır. İşte Gezi Parkı olayları kapsamındaki halk direnişi de bunların yapılması içindir.
Gerçek böyleyken, gündemin ve tartışmaların bu temelde olmaması tam bir saptırmadır. Halbuki Gezi Parkı direnişinin de dayattığı gibi, Türkiye’nin gündemi tam demokratikleşmeyi ifade eden hukuki düzenlemelerin yapılmasıdır. Bunların başında da yeni anayasa yapımı ve antidemokratik yasaların değiştirilmesi gelir. Bu durumda yirmidört saat tartışılması gereken yeni demokratik anayasanın hazırlanması ve yasal değişikliklerin yapılmasıdır. Doğru gündem ve doğru tartışma budur.
Gündemi ve tartışması böyle olmayanlar sapma içindedir. O halde bu tür saptırmalara karşı uyanık olup mücadele etmek ve tüm dikkatleri doğru gündem ve tartışma üzerinde yoğunlaştırmayı başarmak gerekir.