
Rivayet olunur ki; Nero, kundakladığı Yedi Tepeli Roma’yı Lir çalıp şarkı söyleyerek izlemiş, havari Petrus’un kaçtığı Roma’dan ise İsa, ikinci defa çarmıha gerilmek için geri dönmek istemiştir.
İktidarları için kentleri yakanlar herhalde hep Nero’yu örnek almış olmalı ki, Mustafa Kemal kundakladığı İzmir’in ateşini uzaktan bakarak izlemiş ve daha sonra “tek adam” olmuştur.
Yine Hitler’in, Reichstag (parlamento binası) kundaklaması da onu tek adam yapmıştır. Yakın tarihimizde, Madımak Katliamı’ndan sonra: “Otelin etrafındaki vatandaşlarımıza hiçbir şey olmamıştır. Diyen Tansu Çiller de bu kundakçılardandı. Tarihe baktığımızda da kentleri yakan havadan bombalar yağdıran kadınlar olmuştur. Bu kadınlara uydu kadın diyoruz. Kendi iradeleri yoktur çünkü.
İlginçtir ki referanslar hep Nero’dur. Günümüzde bile IŞ(İD) balyozlarla müzelere girip heykelleri kırıyor ve Antik kent Nimrud’u yerle bir ediyor. Acaba iktidarı muktedir olmak için mi bu mesajı veriyorlar diye düşünüyor insan. Ama canını ortaya koyan kadınlarımız olduğu sürece caniler iktidar koltuğunu ancak hayal edeceklerdir.
Ülkemizde ise Doğu Roma’nın Nero’nu olmaya çalışanlar hezeyan halinde nereyi yakacağının şaşkınlığı ile sürekli konuşuyor, Taranta Babu’nun Mussolini’si gibi “Çok korktuğu için çok konuşuyor.” Direnişçi kadınları ise hiç sevmiyor. Kobanêli Amazon’ların IŞ(İD)’i cehenneme göndermelerini hazmedemiyor. Hani “Cennet anaların ayakları altında” idi. O sözleri söylerken anaların yüreğinin sızlayacağını hiç aklınıza getirmediniz mi? Yoksa Kürt kadınları anadan sayılmıyor mu?
Onun için kendisini sırtlarını dönerek protesto eden Iğdırlı kadınlara karşı toplumsal cinsiyetçi bir dil kullanıyor. Nefret suçu işliyor ve kendini protesto eden kadınlar için; “Şimdi geliyorum çok enteresan şurada bir grup, affedersiniz edebim müsaade etmiyor tabii de, sırtlarını dönerek işaret yapıyorlar. Şimdi ne anlama geldiği belli de tabii edebimiz müsaade etmez” diyor.
Merak etmeyin Tayyip Bey, Kürt kadınları böyle bir zihniyetin yüzüne bile tükürmez. Çocuklarını panzer altında pestil edenlere bile tükürmediler. Zulüm ve hakaret gördükçe politikleştiler. Eline çekiç alanın herkesi çivi sanması ile sizin de hazzetmediğiniz kadınları fahişe görmeniz korkunuzdan olsa gerek. Çünkü seçim sonuçları gerçekten kimseyi uyutmuyor. Özellikle iktidar hiç bu kadar korkmamıştı kadınlardan ve gençlerden.
Ben kuşak lanetlerine hep inanmışımdır. Sanırım Roma’nın laneti sizi de esir almış olacak ki hırsınız sizi tepe-taklak uçuruma yuvarlıyor. Yazık ki sizin yakacak bir İskenderiye’niz, Batı Roma’nız ve İzmir’iniz de yok. Ancak Aksaray’ınız var onu da yakmaya kıyamazsınız. Onun için size önerim tutulduğunuz kuşak lanetlerinden kurtulmanız ve adab-ı muhaşare çerçevesi içinde kadınlara hitap etmeniz, kendinizi “çekiç olarak görmekten” vazgeçmenizdir.
Ayrıca bayram namazını Kobanê’de kılacağını söyleyen IŞ(İD) canilerinin de gazına gelmeyin. Artık Kürt kadınlarının onları nasıl madara ettiğini bütün dünya ve siz kendi gözlerinizle gördünüz. Kobanê için; “Ha düştü düşecek dediniz” ama Kobanê düşmedi. Yazık ki çok konuşan saldırgan dilinizden dolayı bu seçimlerde kadınlar sizi düşürecek ve Doğu Roma’nın Nero’nu olma hayaliniz çöp olacak.
Financial Times’ta geçen hafta çıkan bir makalede şöyle bir tespit vardı; 7 Haziran’da laik Türklerin; “Öcalan’ı mı, Erdoğan’ı mı daha çok istemediği” ile ilgili iki seçenek olacağı ve Erdoğan’ın kaderinin de bu seçim sonucuna bağlı olacağı ile ilgiliydi. Cumhuriyet rejiminin kaderi şimdi kadınların ve laik Türklerin elinde. Kadınların protestoları ortada ama laik Türkler’in Doğu Roma’nın Nero’nuna dur deme cesaretinin olup olmayacağını 8 Haziran sabahında göreceğiz.
İşin ilginç tarafı ise Cumhuriyet’i ikinci sefer kurtarmaya gelen Kürtlerin laikler ve sözde vatan, millet, Sakarya edebiyatı yapanlar tarafından ABD projesi olarak gösterilmesi. Yazık ki bu körlük onların Kürtleri Demokratik Cumhuriyet’ten yana ve laikliğin garantisi durumuna gelmelerini görmelerini de engellemiş. Elbette Kürtlerin Cumhuriyet’i ikinci defa kurtarma çabası da sorgulanmalıdır. Bu paradoksu aşmak Kürtler ve laik seçmen için eminim çok zor olacak.
Çünkü Cumhuriyet şimdiye kadar zulümden başka bir şey getirmedi Kürtlere ve Kürtlerin kurucu öğesi olanlarına. Kürtler Cumhuriyeti ikinci defa kurtarmaya geliyor bu da Kürtlerin paradoksu. Laiklerin paradoksu ise bir tarafta yıllarca bağırıp çağırdıkları Doğu Roman’ın Nero’su olmaya aday Erdoğan ve Demokratik Cumhuriyet isteyen Öcalan. İşin ilginç yönü de burada. Çünkü Laik Türkler bu iki lideri de sevmiyor ama birisini tercih etmek zorunda. Bu da onların paradoksu. Yani nereden bakarsanız bakın işleri zor gözüküyor.
Doğu Roma’nın Nero’su olmaya aday; kendisini çekiç, herkesi çivi olarak görenlere ise söyleyecek tek kelimem yok artık. Edebim el vermiyor çünkü…
Evet, Iğdır’da ve Kürdistan’ın her tarafında kadınlar ve erkekler kendilerini yok sayan barış elini uzatanlara sırtlarını dönüyor. Bakalım “Cumhuriyet sevdalısı laik Türkler” ne yapacak? Onlar da Iğdırlı kadınlar gibi Doğu Roma’nın Nero’su olmaya hazırlananlara sırtlarını dönecek mi?
8 Haziran, şurada ne kaldı?