Doktor Wehbiya Şewket Mihemmed, birçok kitaba imzasını atmış, toplumsal özgürlükçü psikoloji tezleri üzerinde çalışma yürütmüş kadınlardan biri. Öcalan’ı, gerillayı ve PKK yaşamını yakından tanıma fırsatı bulan Wehbiya Şewket, buna dair kitaplar da yazmış. ‘Kitaplarım, çocuklarım gibi’ diyor.

ESRA MİKYAZ / SILÊMANÎ

Dünyanın her yeri kadın tarihi açısından gün yüzüne çıkmamış birer maden gibi. Güney Kürdistan da böyle bir coğrafya. Kadın mücadelesi biraz incelendiğinde farklı birçok kadın karakteri karşınıza çıkıyor. Birbirinden farklı, ama bir o kadar birbirleriyle etkileşim halinde olan kadınlar, binbir zorlukla Kürt ve kadın tarihini ilmek ilmek dokumuş. Güney Kürdistan’ın zengin kadın tarihi içinde yaşayan önemli kadın değerlerinden birisi de Wehbiya Şewket.

Doktor Wehbiya Şewket Mihemmed, birçok kitaba imzasını atmış, toplumsal özgürlükçü psikoloji tezleri üzerinde çalışma yürütmüş kadınlardan birisi. İşte bu emeklerinden dolayı geçtiğimiz ay Güney Kürdistan Özgür Kadın Örgütü tarafından düzenlenen Sakine Cansız ödül töreninde başarı ödülüne layık görüldü. Biz de Wehbiya Şewket’in yaşam hikayesini sizlerle paylaşmak istedik.

Annesi Kifri, babası ise Silêmaniyêli.  Babası memur olduğu için 14 Şubat 1946 yılında Duzxurmatu’da dünyaya geliyor. Güney Kürdistan’ın farklı şehirlerinde eğitim görürken, dönemin genel karakterinden de etkilenerek sol gelenekle tanışıyor. Toplumsal sorunlara, eşitsizliğe karşı oldukça duyarlı olan Wehbiya, Güney Kürdistan Komünist Partisi’ne resmi olarak üye oluyor. Güney Kürdistan’da eğitimini tamamladıktan sonra 1966 yılında Moskova’ya psikoloji eğitimi görmeye gidiyor. Oradaki eğitimini de tamamladıktan sonra doktora yapmak için Britanya’ya geçiyor. Kendisinin anlatımıyla henüz Apocu hareket grup aşamasındayken Britanya basınında yer ediyor. Daha o dönemde Kürt Özgürlük Mücadelesine ilgisi gelişiyor.

Wehbiya Şewket doktorasını da tamamladıktan sonra halkına hizmet için 1979’da ülkesine dönüyor ve Silêmaniyê Hastanesi Psikoloji Bölümü’nde doktorluk yapmaya başlıyor.

1990’lı yıllarda Kuzey’de yükselen serhildanlar, Güney’de Raperîn ve ardından kurulan yerel hükümetin toplumu özgürleştireceği hissini daha da güçlendirmiş. Ancak Kürtlerin serhildanları toplumu etkilemiş olsa da kurulan yerel hükümet beklentilere yanıt olmuyor. Doktor Wehbiya sorun çözücü bir güce ihtiyaç duyuyor. O dönem Silêmaniyê’de mücadele eden kadınlardan biri olan Evîn ile tanışmasını şöyle anlatıyor: “1992 yılında Raperîn başlamıştı. PKK’li Evîn ile tanışmıştım. Evîn şehit düştükten sonra onun Musa Anter’in kızı olduğunu öğrendim. O zamanlar kızlar benim yanıma geliyordu. Annem vefat etmişti, yalnızdım. O tanıdığım gençlerin birçoğu sonra öğrendim ki halkı eyleme geçirmesinler diye tutuklanıp, sınır dışı edilmişler.”

Zelê Kampı’nda Sakine Cansız ile tanışma

Doktor Wehbiya, tanıştığı PKK’li kadınların daveti üzerine PKK’nin Zelê Kampı’na gidiyor. Burada Sakine Cansız (Sara) ve Mihriban Saran (Azîme) ile tanışıyor. Bir süre kalıp PKK’li kadınların yaşamlarına tanıklık ediyor.

Sakine Cansız ile sohbetlerini şöyle anlatıyor doktor Wehbiya: “Sakine Cansız o zaman zindandan yeni çıkmıştı. Sormadıkça yaşadıklarını pek anlatmıyordu. O kadar işkence görmüş olmasına rağmen fazla anlatmazdı. Başkalarının anlattıklarını ise anlayışla, yumuşakça dinledikten sonra doğru bulduğu şeylere çabuk ikna oluyordu. Tabii karşısındakini de aynı oranda ikna edebiliyordu.” Zele Kampı’na ilk gidişini tanışma dönemi olarak ele alan Doktor Wehbiya ikinci kez bir kongre için delege olarak davet ediliyor. Ancak koşullardan kaynaklı kongre yapılamıyor, bu nedenle Silêmaniyê’deki işine geri dönüyor.

Hastanedeki arkadaşları ve yürüttüğü siyasi çalışmalardaki arkadaşları, işiyle de alakalı olarak kendisine “Neden PKK’li kadınları araştırmıyorsun” diye bir öneride bulunuyorlar. Bu öneri, aklına yatıyor.

Ölüm fermanına karşılık yeni bir yaşam teklifi

Hükümeti eleştirilen yazılar yazıp konuşmalar yaptığından dolayı hakkında ölüm fermanı imzalandığı bilgisini alıyor. Doktor, bu durumu hem partisindekilerle hem de PKK’lilerle paylaşıyor. Tam da aynı dönemlerde Kürt Özgürlük Hareketi, Sürgünde Kürt Parlamentosu’nu toplamaya çalışıyor. Doktor Wehbiya’ya da daha önce bir kongreye katılması istenmiş ancak başarılı olmamıştı. Bu sefer Sürgünde Kürt Parlamentosu’na katılması için Şam’a davet ediliyor. Doktor bu teklifi hemen kabul ediyor. Komünist Parti, Doktor’un Şam’a gidişini ayarlıyor ve yola çıkıyor. Ancak Şam’da PKK’lilere çok geç ulaşıyor. İkinci kez bir kongreye delege olduğu halde katılamadığını şöyle anlatıyor; “Beni korkutmak istemişlerdi sanırım. Ölüm fermanım yazılmış meğer. PKK bu durumu duyunca, beni korumak için Sürgünde Kürt Parlamentosu’na katılmam için delege olarak belirlemişti. Ölümden korktuğum yoktu. Ama PKK’nin bu teklifini de geri çeviremezdim. Şam’a gidip oradan Lahey’e, Lahey’den de Brüksele gidecektim. 1995 yılının üçüncü ayında Şam’a gittim. Komünist Parti üzerinden gitmiştim oraya, o nedenle PKK ile bağlantı kuramadım. Gecikmeli de olsa bağlantıya geçtim. Durumu anlattım ama seni tek başına gönderemeyiz dediler. Daha önce yetişmiş olsaydım, farklı kişiler de o kongreye katılmak için Şam’da yer alıyorlarmış, onlarla gidebilirmişim. Ancak diğerleri gitmiş, bense gecikmiştim. Dolayısıyla o kongreye katılamadım. Bir süre Dimeşk’de kaldım. Bir ev kiralamıştım. Başkan Öcalan birilerini benim yanıma göndermişti. Gelsin, yanımızda kalsın demiş.”

Kitabının kahramanı Ali Tolhildan

Her iki kongreyi kaçırmış olan Doktor, bu kez Kürt Halk Önderini ve PKK’yi yakından tanıma fırsatını yakalıyor. 1995’te Kürt Özgürlük Hareketinin literatüründe “Önderlik Sahası” olarak tanımlanan yere gidiyor. Doktor Wehbiya şöyle devam ediyor: “Beni gerilla kampına götürdüler. Heval Apo ile görüştüğümde, senin hakkında bir roman yazmak istiyorum dedim. ‘Olabilir’ dedi. ‘Burada kalırsan, derslere katılırsın bizi de tanırsın dedi. Ben de kaldım. Kürdistan devrimi, tarihi, partileri; bunları çok iyi biliyordu. Okula derslerine bazen katılmamı isterdi. Ben de katılıp dinlerdim. Çok derin tartışmaları vardı. Kürdistan sosyolojisi, ekonomisini anlatıyordu. O Kurmancî, ben de Soranî konuşuyordum. Anlamadığı şeyler olunca tekrar soruyordu. Biraz Türkçe bildiğim için Türkçe ile de anlaşmaya çalışıyorduk. Bulunduğu yer tam bir eğitim yeriydi. Okuma yazması olmayanlar bile her şeyi öğreniyorlardı. Arapça, Kürtçe, Türkçe eğitimler vardı. Sabahları önce spor, ardından ideolojik eğitimler yapılıyordu. Kadroların eğitildiği yerin yakınında iki oda ve bir salonlu bir ev daha vardı. Başkan orada misafirlerini karşılıyordu. Bir oda ona aitti, misafirleri gelince orada karşılıyordu. Diğer odaya ben yerleştim. Kendisi zaten orada kalmıyordu, misafirlerini ağırlıyordu. Bu evde kalabilirsin, romanın için ne sormak istersen yardımcı olurum dedi. Ne zaman oraya gelse bazen yarım saat bazen de bir saat zaman ayırıyor, sorularımı yanıtlıyordu. Kitabımda adını Ali Tolhildan diye isimlendirmemi rica etti. Böylece kitabımın kahramanın adı Ali Tolhildan oldu. Üç bölümlük bir kitap hazırladım. İlk bölümü olgunluk, ikinci bölümü gençlik ve çocukluk dönemleri olarak belirledim ve böylece heval Apo kitabımın kahramanı oldu.”

Yüz Rojavalı kadınla röportaj

Doktor Wehbiya Kürt Halk Önderi’nin yanında kaldığı bir yıllık süre içinde yaptığı çözümlemelerden etkileniyor. “Kürdistan’da özgürlük yürüşü” isimli bir kitap hazırlıyor. Kürt Halk Önderi’ne Suriye Kürdistan’ın da (dönemin koşullarında bu kavramı kullanıyor) yaşayan Kürt kadınlarının sosyal psikolojisini analiz etmek istediğini söylüyor. Yüz kadınla yaptığı röportajlar ardından kitabını tamamlıyor.

Anadili Kürtçe’nin dışında Arapça, Türkçe, Rusça, İngilizce ve Fransızca dillerini bildiği için araştırmalarda oldukça avantaja sahip oluyor. Yaptığı çeviriler ile birlikte 7 kitabı basılmış, diğer kitapları basılmamış.

‘Kitaplarım çocuklarım gibi’

Doktor Wehbiya Sakine Cansız Ödül töreninde ödülünü aldığında çok etkileniyor ve şunları dile getiriyor: “Unutulduğumu düşünüyordum, yeniden hatırlandığım için çok mutlu oldum. Halkımın ve kendi özgürlüğüm için yıllarca mücadele ettim. Evlenmedim ve çocuklarım olmadı. Onun yerine kitap yazdım. 7 kitabım basıldı, ancak halen basılmamış kitaplarım var. Kitaplarım bilgisayarımda basılmayı bekliyor. O kitaplar benim çocuklarım gibi. Her anne ve baba çocuklarının doğumundan sonra onların büyümesini, okula gitmesini ve başarılı olmasını ister, ben de ölmeden önce kitaplarımın basılmasını istiyorum” diyor.