BDP’liler’e dokunmak! Bu, kolonyal serüvenin devamıdır.

Derindeki bir depremin, aksesuara yansıyan yanıltıcı bir resmi.
Derininde Kürdistan duruyor.
Kürdistan dokunulmaz ülke olmaya doğru ilerledikçe, kolonyal dünyadaki kriz derinleşiyor.
Güney Kürdistan “Türkiye’nin Hayır”ına rağmen koptu.
Türkiye restorasyona gitti.
Olmadı. Güney ekonomik ve politik seruma bağlanmasına rağmen, ortada Türkiye’nin “mutlak red” ettiği bir Kürdistan “iç pazarı” oluştu.
Kürt Petrolü, Kürdistan ekonomisi, Kürt Parlamentosu, Kürt işverenler, Kürdistan Restaurant, Kürt Güvenlik güçleri, Kürt Kaymakamı, Kürdistan Üniversiteleri vs vs.
Ve gelinen noktada, Erdoğan bir yandan Arap-Kürt dünyası arasındaki uçurumun savaşa dönüştürülmesi için çaba harcarken, PYD’ye karşı bir Kürt iç savaşını körüklemek için harekete geşti.
Biraz da gizli servis elemanı gibi davrandı…
Barzani, “kardeş kanı dökmeyiz” dedi.
Davutoğlu aracılığıyla, KDP’nin harekete geçirildiği bir sürece gelindi.
Ancak, Ferda Çetin’in, “hayra alamet olmayan toplantılar” olarak değerlendirdiği, PYD’yi dıştalayan, iki önemli toplantı yapıldı.
Gizli yapılan ilk toplantıya Davutoğlu ikincisine, Türkiye, Suudiler, Katar temsilcileri ve Barzani katıldı.
Bu ise Temmuz ayında, Hewlêr’de yapılan ve Kürtler’in birleşmesi olarak algılanan, “PYD ve KDP koalisyonu” olarak algılanan “zafer” mevzisinin terkedilmesi anlamına geliyordu.
Ve ikinci bir “Kürt Konseyi” kuruluyordu.
Ümidim, Kürt partileri arasında da “gizli” ve Davutoğlu dünyasının akıl edemeyeceği, “stratejik bir anlaşma”nın olması.
Yani ikinci Kürt Konseyi’nin birincinin gölgesinde durması…
Barzani, Güneybatı Kürdistan’da, kendisinin PYD’den sonra dokunulacak “ikinci güç” olduğunu bildiğini düşünüyorum.
Bunun tersi, onun tarihi misyonu ve forsunu bertaraf edecek Kürdistan’a sıkılmış, “ölümcül tek kurşun” olacaktır.
Bu işin başını çeken adama dönüyorum:
Erdoğan denedi.
Belki üçüncü kez “Diyarbekir’e” dokundu.
Üç kez de, kadim kent bildiğim ve kendimi “fahri vatandaş”ı ilan ettiğim Diyarbekir’den kovuldu.
Bunlar ince hesabı yapılan tarihi denemelerdi.
Daha önce Diyarbekir’e giden Alparslan Türkeş kovulmuştu.
Başbakanlar ve Cumhurbaşkanları Diyarbekir’e orduyla girer, ordular eşliğinde “Kolonyal Başkent” Ankara’ya dönerlerdi.  Erdoğan Diyarbekir’e “at ve eşekle” gitmedi ancak, at’tan ve eşekten düşer gibi bir görüntü çıktı ortaya.
Diyarbekir’den kovulmak, tarihi bir travmaya neden oldu.
Ve belki de Erdoğan şahsında, asker tetikli Başbakanlar’a tarihi cevap “Diyarbekir’den” geldi.
Kovuldular.
Şimdi ne olacak.
Vitrindeki Meclis’te BDP’liler’e dokunulacak.
Ve seyircilere, kolonyal faşizmin “zafer” kazandığı kanıksatılacak.
Nafile!
Mir Dengir Fırat belirtiyor:
“Daha evvel denendi, sonuçları görüldü”.
Ve ekliyor: “2007’de Diyarbakır’da Ak Parti’yle bağımsızlar arasındaki oy farkı, 9 bin civarındaydı. 2011’de 220 bin oldu…2007-2011 kıyaslamasında yüzde 13’lük oy kaybımız var”.
Aksesuarda da durum iç açıcı değil.
Mir Dengir, Erdoğan ekibine “dokundu”.
Sırada Ensarioğlu ve arkadaşları olacak mı?
Bunu yakında göreceğiz ama, altdan gelecek dalga Erdoğan’ın sonunu getirebilir.
Ve ondan sonrakilerin hiç şansı kalmayacak.
Çünkü bu, son sahnelenen Ankara hilesi oldu.