Dizinin son yazısını da yazalım.      Başdanışman Yalçın Akdoğan artık Erdoğan’ın “Propaganda Bakanı”dır.
Hitler’in Propaganda Bakanı Göbbels “Kızıl Ordu, Stalingrad’da bir milyonluk ordumuzun ancak 200 binini esir alabildi, düşmana ağır darbe indirildi, geri kalan 800 bin SS kahramanca öldü, düşman perişan bir şekilde esir alacak asker bulamıyor…” gibi laflar ediyordu.
Bu da o hesap. Bakın Erdoğan’ın Propaganda Bakanı neler demiş?
“Şemdinli’de denedi, orada ciddi bir bozguna uğradı. Daha sonra aynı şekilde Beytüşşebap. Devlet diz çökmez. Şehir merkezinde tamamen püskürtüldüğünü ve tamamen etkisiz hale getirildiğini görüyoruz.”
O merkezde askeri zırhlı araç PKK bayrağı taşıyor ve halk önünden geçerken asker, resmi lojmandan kendi milli bayrağını apar topar indiriyor; Şemdinli tepesine HPG bayrak dikiyor, TSK o bayrağı tepeye gidip indiremiyor, bombardımanla, ince bir çubuğun üstünde dalgalanan bayrağı bilmem kaçıncı atışta “tam isabetle” vuruyor. Ve medya bununla övünüyor.
Dikkatli bir göz, bu şahsın legal ve illegal köşelerinden yazdığı yazılardaki bütün argümanları Hükümet yanlısı medyanın aynıyla kullandığını gösteriyor. “Propaganda merkezi” Yalçın Akdoğan’dır.
Şöyle demiş: “Oslo süreci tabir edilen seçimler öncesi süreçte farklı bir atmosfer vardı. Ama seçimden sonra PKK’nın yeni bir kulvara girdiğini gördük. Silvan saldırısı bir kırılma noktasıydı. ‘Hükümet daha ileri adımları atarsa biz ne olacağız...’ PKK’nın bu şekilde bir tavır takındığını görüyoruz. ‘Hükümet adım atarsa benim amaç ve hedeflerim nasıl gerçekleşecek’ diye düşünüyorlar.”
Bu laflar akıllı bir insanın değil, ancak “ne söylersem halk bana inanır” diyen bir “tek parti” “propaganda bakanının” lafları.
Bu argüman hem Hükümetin “reformcu” olduğunu, hem de PKK’nin bu “reformları” önlediğini anlatan bir argüman. Hükümet “çözecekti”, ama PKK “hükümet çözerse ben ne yaparım” diyerek önledi…
Nasıl önledi? Madem PKK senin reformların yüzünden perişan olacaktı, madem o nedenle senin bu reformlarını önlemek istedi, sen ne demeye PKK’nin yapmak istediğini yaptın? Neden şu reformlarını yapıp da PKK’yi “perişan” etmedin?
Başdanışmanın aklı bu kadarına yetmiyor.  Şimdi bu Başdanışman, Başbakan’a BDP’lilerin dokunulmazlığını kaldırma konusunda “akıl” veriyor. Ve Başbakan dünkü konuşmasında BDP’lilere küfürler ediyor.
Belli ki, Türkiye’nin böyle bir Başbakan’a ve Başdanışman’a değil, BDP’ye ihtiyacı var. Çünkü BDP giderek kanlı ve yıkıcı bir nitelik kazanan bu savaşı durdurmada rol oynayabilecek biricik sivil güç. O bu gücü, hem sivil Kürt halkı arasındaki saygınlığından, hem de silahlı Kürt insanlarının ona duyduğu güvenden alıyor. Hem halk, hem gerilla Türkiye’nin parlamenter rejimi içinde yer alan bir tek bu kuruma güveniyor. Siz şimdi onu yıkmak üzeresiniz.
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş cesur bir siyaset adamı. O, bırakalım “Propaganda Bakanını”, Başbakan’ın yanına bile yaklaşamayacağı büyük bir tezin sahibidir. Demirtaş şu gerçeği dile getirmiştir:
“Ne HPG Türk ordusunu, ne de TSK Kürt gerillasını yenebilir”…
Savaşa haklı olarak “zafer” inancıyla giden asker ve gerillanın “biz kazanacağız” demesine kimse itiraz edemez. Çünkü onlar her çarpışmada gerçekten de ya “zafer” kazanıyor, ya da “yenilgi” alıyorlar. Şu sıralar “zafer” sırası belli ki gerillada. Yarın sıra TSK’ya da gelebilir.
Ama iş sivillere gelince, gerçeğin diğer yanı önem kazanır. 30 yıllık deneyimin sonucu şudur: Bu 30 yılda ne TSK HPG’yi, ne de HPG TSK’yı yenememiştir. Bir, iki yıllık değil, 30 yıllık deney hep aynı sonucu vermişse, bu artık bir “kesinlik” demektir.
Selahattin Demirtaş’ın sözlerini Başbakan tekrar edemez. Dediği anda savaş sona erer. Çünkü “madem TSK HPG’yi, HPG de TSK’yı yenemez, o halde evlatlarımız neden ölüyor” sorusu barış getirir.
Demirtaş’ın saptaması barışın anahtarıdır. Ben buna “Demirtaş Anahtarı” adını veriyorum. “Madem HPG orduyu, TSK da gerillayı yenemez”, o halde bu savaşı sürdürmenin anlamı yoktur.
“Madem yenemeyecek, neden HPG silahlarını gömmüyor” gibi hamakat ürünü laflara ne denebilir? Şöyle denebilir: Yenemediğin güçten silahlarını gömmesini nasıl istiyorsun? Ne HPG TSK’nın silahlarını gömmesini isteyebilir, ne de TSK HPG’nin silahları gömmesini isteyebilir. Çünkü ortada “ne yenen var, ne de yenilen”…
O halde yalnızca şu istenebilir: Yeneni ve yenileni olmayan insanca, hakça bir barış! Bu olmazsa bir tehlike var: Türkiye’nin yenilmesi…
Savaşın devamı PKK’nin varlık nedenlerini tehdit etmez. Kürtlerin kaybedecekleri fazla bir şeyleri yok çünkü. Ama “sırça köşkte oturan” AKP, her şeyini kaybedebilir. O kaybederken Türkiye ağır bir yenilgiye uğrayabilir. Ekonomi çökebilir, Türkiye sürüklendiği savaşta ağır bir yıkıma uğrayabilir. Kürdün yanında Aleviler, Nusayriler ayağa kalkabilir. Türkler bile ayağa kalkabilir. Her şey olabilir.
“Propaganda Bakanı”nın yönettiği medya ne diyor?
PKK, Hükümeti masaya oturtmak için savaşıyor! 
Hükümet neden savaşıyor? Masaya oturmamak için!
Evet: Tek çare, “Demirtaş Anahtarı”yla barış kapısının kilidini açmak: Ne yenen, ne yenilen, insanca, hakça, barışçı bir düzen!