Tam bir şeyler düzeliyor mu? Diye düşünürken ya da umut ederken bir bakıyorsunuz yeni bir savaş ilanı veriliyor…
Artık bu saatten sonra niyetleri sorgulamıyorum çünkü niyet açık ve net. Başbakan aleni savaş istiyor… Ülke de kargaşa olması, halkların kendi aralarında ayrışması, kopması onun arzu dünyasında ne yazık ki; yerini bulmuş durumda.
Erdoğan, BDP’li milletvekillerinin bir kısmının dokunulmazlığını kaldırmak için fetvayı verdi. Zaten daha önceden de sinyallerini vermişti, şimdi uygulama için düğmeye bastı.
Cezaevlerindeki açlık grevleri sonucunda olumlu bir hava gelişmişti, toplum da bu süreçten olumlu etkilenmişti. Bizler tam biraz da olsa iyi şeyler olacak derken, yıllardır kanayan bir sorun olan savaşın bitmesi, gençlerin, çocukların ölmemesi, annelerin yüreğine ateş düşmemesi, yaraların sarılması, bundan sonra daha sağlıklı politikaların oluşmasını beklerken, yeniden bunun tam tersi bir hava esmeye, estirilmeye başlandı.
Milletvekilleri için hazırlanan fezleke önce Hakkâri bölgesinden sorumlu olan Özel Yetkili Van Başsavcı Vekilliği’nce hazırlandı. Konuyla ilgili soruşturmanın, Başbakan’ın "Yargıya da gereken talimatı verdik" sözlerinden sonra tartışma başladı. Bir ülkenin başbakanı yargıya nasıl talimat verir? Bu zaten baştan suç değil mi?
Erdoğan İspanya’ya gitmeden önce de, "Bu zevatla ilgili kararımızı dokunulmazlıklarını kaldırmak suretiyle vereceğiz. Ondan sonrası artık yargıya ait" dedi. Erdoğan, bu durumda hangi yargıdan bahsediyor? Peki, bu durumda yargının bağımsızlığı var mı? Hepimiz de biliyoruz ki; yargı da, mahkeme de, savcı da, hakim de başbakanın ta kendisidir. Bu kişiler usulden oradalar. Zaten vicdanlı davranan hukukçuların başına neler geldiğini biliyoruz. Velhasıl, Erdoğan zaten kararı vermiş, kalemi kırmış, yargı sadece önüne konulanı uygulayacak.
Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu da, "Karma Komisyon tüm dosyaları 5 milletvekilinden oluşan hazırlık komisyonuna gösterecek, bir aylık bekleme süresi var. Bu yetmezse bir ay daha verilebilir. Dosyayı aradan çekip müstakil görüşme mümkün mü? Bu konuda Anayasa ve İç tüzük’te aksine hüküm yok. Bu dosyalar elbette kamuoyunda ciddi anlamda yankı bulduğu için öne almak mümkün. Genel Kurul bizim kararımıza uyarsa, dokunulmazlık kalkmış olur. Komisyonunun öne alma için kararına gerek yok. Benim kararım yeterli. Ben süreci başlattığımda süreç başlamış olur" dedi. Kuzu’nun keyfi ne zaman isterse o zaman oluyormuş, yani komisyon formalite…
Başbakan’ın ve hükümetin, "Ya bizdensiniz, ya değilsiniz" yaklaşımı düşmanlık yaratmaktan başka hiç bir işe yaramıyor. Yıllar önce DEP’li milletvekillerine yapılanları unutmadık, rahmetli Orhan Doğan’ın polis otosuna ite kalka bindirildiği sahne hala gözlerimizin önünde. O sahneler bir utançtı, yeniden aynı utancı yaşamak kimseye yarar getirmez.
Hoş, BDP’li milletvekillerinin zaten bir dokunulmazlığı da yoktu. Her gün cop, gaz, tekme, yumruk ve bilumum hakarete maruz kalıyorlardı. Polisler özel bir kinle saldırıyordu onlara. Ha bire, bu tür tehditler savurmak siyasette karışıklık yaratıyor. Başbakanın kendine göre gündem yaratması bıktırıcı olmaya başladı. Roboskî katliamı ardından kürtaj meselesini ortaya attı, yaratmaya çalıştığı tartışmalarla katliamı uygulayanları açığa çıkarmaktansa, katliamın üzerini örtmeye çalıştı. Açlık grevleri sırasında idam meselesini tartıştırdı, oysa cezaevinde insanlar ölebilirdi, daha korkunç sonuçlar doğurabilirdi. Açlığı görmeyip, vahşi bir yöntem olan idamı meşrulaştırmaya çalışmak, tutsakların ölmesine seyirci kalmaktan başka bir şey değildi. Şimdi de dokunulmazlığı ortaya atarak ne yapmaya çalışıyor? Bunu salt gündem saptırması olarak okumak doğru değil…
Ağzından "demokrasi" sözcüğünü düşürmeyen Erdoğan, bu tavır ve yaklaşımları ile demokrasiyi, insan haklarını zaten içine sindirmiş gözükmüyor.
Erdoğan’ın aşırı ırkçı ve milliyetçi söylemleri tarihte adı geçen katliamcıları hatırlatıyor bize. Bu gidişat iyi bir gidişat değil. Görülüyor ki; Erdoğan’ın ruh hali de hiç iyi değil.
Dokunulmazlıkları var mıydı ki?