Son günlerde çatışmaların şiddetlenmesi; hükümetin bir türlü kurulamaması ve görünür gelecekte de kurulabilecek gibi gözükmemesi dolar/TL paritesinin 2,90’lar civarına kadar tırmanmasına neden oldu. Genel beklenti; “eğer kısa sürede ülkede siyasal istikrar sağlanamaz, şiddetlenen çatışmalar durdurulamazsa dolardaki yükselişin devam edeceği” yönündedir.
Görünen o ki, böyle devam ederse çok kısa bir süre sonra “1 Dolar 3 TL eşiğini aşacaktır; çünkü Türkiye uzunca bir dönem sürdürdüğü nispi güçlü TL dönemini bin bir fedakarlıkla sürdürülen çatışmasızlık ve bunun üzerinden oluşan siyasal istikrara borçludur…
Çatışmaları tırmandırma ve buradan oy devşirme çabasının neden olduğu ekonomik istikrarsızlık ve en başta da döviz kurlarındaki artışın toplumun her kesimi için oldukça yüksek maliyetleri olacaktır. Her şeyden önce uluslararası piyasalardan dolarla borçlanmış firmaların kredi maliyetleri artacak, aldıkları kredileri geri ödemeleri zorlaşacaktır. Bu durum zaman içinde bazı fabrikaların kapanmasına; kimi insanların işsiz kalmasında neden olacaktır.
Üretimde kullanılan ara mallar dolardaki yükseliş nedeniyle uluslararası piyasalardan daha pahalıya temin edilecek, bundan dolayı üretim maliyetleri artacaktır. Buna paralel olarak Türkiye gibi ülkeler enerji ihtiyaçlarını uluslararası piyasalardan dolarla temin ettikleri için artan TL/dolar paritesi enerji maliyetlerini artıracak; doğal gaz ve petrol fiyatları da yükselecektir. Bütün bu gelişmeler tedbir alınıp bir yerde durdurulamazsa bir süre sonra topluma enflasyon olarak geri dönecektir.
“Seçim sonuçları piyasaları tedirgin etti”, “Hükümet kurulamadı, piyasalar tedirgin!”, “Çatışmaların başlaması doların ateşini yükseltti!” “Yeniden seçim sürecine girildi; uluslararası yatırımcı tedirgin!”
İlk etapta yukarda ifade ettiğimiz şeyler ekonomi ile doğrudan da ilişkili şeyler değilmiş gibi gelir insana! Bunlar; ne üretimin, ne de tüketimin doğrudan girdileri değildirler. Yani burada ne girdi fiyatlarında bir değişiklik olmuş ve bundan dolayı üretim maliyetleri artmış, ne de tüketimde herhangi bir sebepten dolayı daralma olmuş ve üretim fazlası meydana gelmiştir.
Öyleyse ilk bakışta daha çok siyasi gibi gözüken şeyler neden aynı zamanda ekonomik meseleleri doğrudan ilgilendiren olaylara dönüşmüştür?
Bu sorunun birden çok cevabı var; ancak iki önemli sebep oldukça belirleyici olmaktadır. Bunlardan ilki, toplumlar geliştikçe kamu ekonomisinin genel ekonomi içerisindeki rolünün her geçen gün artması, ikincisi ise küreselleşme ile üretme tüketme süreçlerinin ulusal karakterini her geçen gün daha fazla kaybetmesi olmaktadır.
Devletler artık sadece klasik düzenleyici fonksiyonlarının yanı sıra, her yıl yaptıkları bütçe ile eğitim, sağlık, altyapı, güvenlik ve transfer harcamaları gibi kalemlerin büyüklüğü üzerinden piyasalara doğrudan yön vermektedirler. Piyasadaki birçok yerli ve yabancı ekonomik aktör devletin açıkladığı bütçe üzerinden kendi oyun planını yapmaktadır.
Bu yönüyle devlet, piyasaların en büyük vergi ve benzeri kalemler üzerinden gelir toplayan ve harcama yapan oyuncusu haline gelmektedir. Bu da siyaseti sadece dar anlamda ülkenin nasıl ve kimler tarafından yönetileceği bir süreç olmaktan çıkarmakta daha çok kamu kaynaklarının kimlere ve hangi biçimlerde dağıtılacağının belirleneceği bir süreç haline getirmektedir. Dikkat edin aslında; sosyal manada bu halkın hiçbir şeyiyle ilgili olmayanlar siyasal partilerde aktif olmaya çalışmakta bunu da milletvekilliği ile tamamlamaya çalışmaktadırlar.
Herhangi bir ülke kendi içinde işleyen bir demokrasiye sahip değilse ve o ülkede muazzam bir keyfilik hüküm sürüyorsa; parası da başka ülkelerin para birimleri karşısında değer kaybeder. Yani uluslararası piyasalarda ürettiğini daha ucuza satmak, tükettiğini ise daha pahalıya satın almak zorunda kalır. Bu ise o ülke insanının her geçen gün daha da yoksullaşması anlamına gelecektir.
Bir de Türkiye gibi yeni yatırımlar için kendi iç tasarrufları yetmeyen; yabancı enerji kaynaklarına bağımlılığı yüksek ve söz konusu enerjiyi uluslararası piyasalardan dolar üzerinden temin eden bir ülke için siyasal istikrarsızlığın bedeli çok daha ağır olacaktır.
Her geçen gün kendi siyasi ihtirasları için ülkeyi yangın yerine çevirenler bir yandan çatışmalara ölümlere yol açarken diğer yandan da bu ülke insanın daha da yoksullaşmasına neden olmaktadırlar.