Amerika’dan Bakış


ABD’de ‘primary’ adı verilen ve iki ana partinin başkan adaylarının belirlendiği ön seçim süreci Cumhuriyetçi Parti cephesinde kıran kırana devam ediyor. Haziran ayında adaylığını açıkladığından beri elenmesi ‘an meselesi’ diye bakılan ve provokatif söylemleriyle partisinin geleneksel çizgisinden ayrışan Donald Trump hala açık farkla önde. Geçen hafta California’da yaşanan İslamcı terör eyleminin üzerine, ‘müslümanları ülkeye sokmayalım’ çağrısı yapan Trump, bir kez daha hem adayı olduğu Cumhuriyetçi Parti'nin hem de ABD’nin politik gündemini karıştırmayı başardı.

Partisinin ileri gelenleri ve anaakım Cumhuriyetçi kesimlerin tamamı öneriye karşı çıktılar. Ancak Trump geri adım atmadı. Taraftarları Trump’ın bu provokatif çıkışını büyük ölçüde sahiplenmiş gözüküyorlar. Son yapılan araştırmaya göre Trump’ın Cumhuriyetçi tabandaki desteği yüzde 27’ye çıktı. Jeb Bush, John Kasich gibi tecrübeli ve ‘ılımlı’ Cumhuriyetçilere destek yüzde 10’un altında.

Anaakım Cumhuriyetçi kesim, Trump’ın başarısından son derece rahatsız. Çünkü kamuoyu yoklamaları Trump’ın Demokratların muhtemel adayı Clinton karşısında şansı olmadığını gösteriyor. Bu yüzden de tüm güçleriyle Trump’a yükleniyorlar. Trump’ın avantajı ise şurada: Taraflarının yüzde 70’e yakını bağımsız aday olduğu takdirde Trump’ı desteklemeye devam edeceklerini söylüyorlar. Bu rakam, Cumhuriyetçilerden ayrılma potansiyeli olan yüzde 10’a yakın bir oya tekabül ediyor. Böylesi bir durum Clinton’ın zaferini kesinleştirebileceği gibi partiyi uzun dönemde ‘ana akım’la ‘muhalifler’ arasında bölebilir. Elindeki kozun farkında olan Trump bağımsızlık adaylık fikrini açık bir dille reddetmekten kaçınıyor. Açık ki kendisinden hazzetmeyen ana akım cumhuriyetçilere karşı elindeki bu hayati kozdan son derece memnun. 

Cumhuriyetçi kesimde dikkatle izlenmesi gereken bir diğer aday ise Teksas senatörü Ted Cruz. Cruz da Trump gibi kendi partisiyle ters düşen provokatif çıkışlar yapmaya alışkın. Ancak Trump’tan farklı olarak tecrübeli, profesyonel bir politikacı. Cruz’un stratejisinin iki ayağı var: Bir yandan Evanjelik Hıristiyanlar, aşırı muhafazakarlar ve tea party’cilerin desteğini toplamaya çalışırken, diğer yandan da Trump’la açık bir dalaşmadan kaçınarak yarıştan elenmesi durumunda ona giden desteği kendine yöneltmeyi tasarlıyor. Şu ana kadar da hesabı tutuyor durumda. Cruz da desteğini yüzde 22’e yükselterek geçen haftanın kazananlarından oldu. 

Tabloya, ‘klasik’ Cumhuriyetçi adaylarından olmayan Ben Carson’ın yüzde 11 desteğini de eklerseniz Cumhuriyetçi tabanın yüzde 60’ının partilerine ‘içeriden muhalefet’ noktasında oldukları ortaya çıkıyor. Yani Cumhuriyetçi taban adeta bir ‘isyan’ halinde…

Peki geleneksel politikacılara karşı bu isyanın sebebi ne? Taban neden desteğini ‘aşırı’ uçlar ve ‘amatör’ politikacılara yöneltiyor?

Sorunun cevabı kapsamlı başlı başına bir araştırma konusu olmalı ancak birkaç ana tema bu öne çıkıyor. Bir tanesi, anaakım Cumhuriyetçi politikacıların son 7 yıldır Obama politikalarına karşı etkili muhalefet yürütememiş ve alternatif sunamamış olmaları. Özellikle ekonomik kriz dönemindeki devletçi para politikalarını ve Wall Street’in yardımına koşulmasını Cumhuriyetçi taban sindirememiş durumda. Ardından gelen ve 'ObamaCare' adı verilen sağlık sigortası reform paketi sürecinde yaşanan Cumhuriyetçi yenilgisi tepkiyi güçlendiriyor. Son olarak da yükselen İslamcı terör tehditine karşı ‘etkisiz’ ve ‘gönülsüz’ görülen Obama yönetimi ve bu yönetim karşısında ‘lafı eveleyip geveleyen’ Cumhuriyetçi politikacılar geleneksel tabanda büyük bir güvensizlik yaratmış durumda. 

İşte bu güvensizlik ortamında Trump gibi ‘lafını sakınmayan’, ‘herkesin aklından geçirip de söylemeye cesaret edemedeği şeyleri söyleyen’ liderlerin önü açılıyor. Bir başka deyişle, makul bir söylem peşindeki anaakım Cumhuriyetçi politkacılar Trump’da kendi antitezlerini yaratıyorlar. Gelinen noktada, Trump’ın ‘müslümanları ülkeye sokmayalım’ gibi bırakalım sadece akıl ve vicdan yoksunu olmayı, hayata geçirilmesi dahi teknik olarak mümkün olmayan uçuk önerileri tabanın tepkisel ruh halini iyi yansıttıkları için destek buluyor. Daha sağduyulu ve gerçekçi tezler ise Trump'ın başını çektiği ırkçı fikirlerle, Rand Paul ve Ted Cruz gibilerin 'bize ne Ortadoğu'dan' şeklinde özetlenebilecek ‘izolasyonist’ tezleri arasında sıkışmış durumda. 

Özet olarak Cumhuriyetçi Parti güçlü bir ‘merkez-kaç’ kuvvetinin etkisi altında. Geleneksel olarak ABD ön seçimlerinin erken aşamalarında uçlara savrulan taban ilerleyen süreçte merkez bir adayda birleşir. Ancak bu yarışta henüz bunun ilk sinyalleri dahi gözükmüş değil. Eğer ön elemeler bu şekilde devam ederse Cumhuriyetçilerin güçlü bir başkan adayıyla çıkıp Başkanlık ipini göğüslemeleri neredeyse imkansız gözüküyor. Tarihin cilvesi: Birbirlerinin anti-tezi olan Obama ve Trump Demokratlara bir seçim zaferini altın tepside hediye edecekler gibi gözüküyor.