Sanırım Ebu Cehil’in anlamını herkes bilir. Mekke’nin ve Kureyş kabilesinin ileri gelenlerindendir. İslamiyet öncesi cahiliye devrinin temsilcisi olduğu ve İslam’a hep karşı çıktığı için Hz. Muhammed tarafından kendisine “cehaletin babası” anlamına gelen Ebu Cehil ismi verilmiştir. Neden bunu belirtiyorum. Çünkü Erdoğan önceki konuşmasında YPG ve YPJ savaşçılarının TC sınır karakollarına misilleme harekatı düzenlediği için “Cahiller cesur olur” kelimesini kullandı. Ben de buradan yola çıkarak kim cahil? Kimlere cahil denir? Kim cesurdur? Bunu düzeltmek istedim.
İnsanlık için, güzel bir dünya için, meşru savunma hakkını kullandığı için, barış için, daha doğrusu özgürlüğü ve onuru için savaşanlar elbette cesur, yiğit insanlardır. Cahil ise karşısındakini küçük görüp, kendisini büyük gören, toplumda ahlak ve onur diye bir şey bırakmayan, her gün acı, zulüm ve savaşı insanlara dayatan, insanlığı yok etmeye çalışan diktatör Erdoğan’ın ta kendisidir. Erdoğan’ın, tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak zihniyeti sizce Ebu Cehil cehaletinden de öte bir durum değil midir?
Erdoğan barbar zihniyeti ile Türkiye’yi giderek kötü bir atmosfere sürükledi, sürüklüyor. “Bir tek terörist kalmayana dek savaşı sürdürmeye” son hızla devam edeceğiz” diyor. Bu tek bir Kürt kalmayana kadar savaşacak anlamına geliyor. Çünkü Erdoğan teröristlerle savaşmıyor. Kürde, Kürt varlığına ve kimliğine karşı savaşıyor. Kürt insanına, iradesine, varlığına biraz olsun tahammülü yok Erdoğan’ın. Kürt düşmanlığına artık sınır falan tanımıyor. Kürtleri yok etmeye kararlı ve bunu herkesin gözü önünde Rojava, Şengal sınırlarını da aşan yine Medya Savunma Alanlarına, Bakur’i Kurdistan’a bölgenin dört bir tarafına topyekûn savaş ilan ederek, imha saldırılarını yürütüyor. Sonra da PKK sınırları tehdit ediyormuş, yok ikinci Kandil yaptırmayacakmış, falandı filandı gerekçelerle kendisini çok akıllı, karşısındakini ise bunu anlamayacak kadar cahil sanıyor.
Bölgede tüm hesaplar Kürtler üzerine dönüyor. Demokratik özerklik, demokratik mücadele çizgisi egemen güçler tarafından kabul görülmüyor. PKK ve onun özgürlük mücadelesi bölgede ve dünyada siyasi, askeri ve politik bir güç olduğunu Rojava Devrimi ile herkese kanıtlamıştır. Dolayısıyla egemen güçler her zaman kendi denetiminde ve kontrolünde kalan bir güç ister. Koalisyon güçleri Türkiye’nin bu saldırılarına sözde tepki göstermiş olsa da, bu madalyonun öteki yüzü oluyor. Görünürde Erdoğan ile çelişkilerin olduğu yansıtılır fakat Erdoğan onlarsız bir adım bile atmaz, dış güçlerin iradesi dışında asla hareket etmez. Unutmayalım Türkiye bir NATO üyesidir. Bunlar ikiyüzlü değil, çok yüzlü oynayanlardır.
Erdoğan’ın amacı bölgede bir yer edinerek Kürtlerin kazanımlarını engellemektir. Rojava onun için bir arena, Erdoğan ise kırmızı görmüş bir boğa oradan oraya saldırıyor. Bu konuda kendisine çok güvenmesin, onu çok yakında yere yıkacak matador elbette olacaktır. Erdoğan özgürlük mücadelesinin kazanımlarına ne kadar saldırırsa saldırsın bu her defasında ters tepecek, kaybeden Türkiye ve Erdoğan’ın kendisi olacaktır. Bunu anlaması neden bu kadar zor olduğunu onun bu ebucehil cehaletine vermek lazım. PKK’nin 40 yıllık kazanımları var. Ve bu kazanımları boşa düşürmek, Kürtlüğü tasfiye etmek o kadar kolay değildir. Kürt halkı ve onun onurlu, kahraman savaşçıları yıllardır barbarlara, zalimlere karşı gösterdikleri tarihi direniş ve mücadele ile adını tarihe altın harflerle yazdırmış büyük kazanımlar sağlamıştır.
Bu direniş Kürdün kendi tarihine, kimliğine, onuruna ve coğrafyasına sahip çıkmanın ve özgür yaşamda ısrarın direnişi olmuştur. Erdoğan işbirlikçisi KDP ile geliştirdiği ittifaklarda bu gerçeği asla değiştirmeyecek, elbet ihanetinde bir bedeli olacaktır. Erdoğan kaybettikçe, işbirlikçi-ihanetçilerde kaybedecek, sonsuza kadar lanetleneceklerdir.