Siyaset aynı zamanda galebe çalma sanatıdır.
Kurulma aşamasından (1920’lerde) bugüne bu devlet, kendisini sürdürebilmek için ideolojik, kültürel ve askeri olarak coğrafyadaki bütün dini ve ulusal çevrelere her tür baskı ve özel savaş taktiklerini uygulamıştır. TC’nin gücü de güçsüzlüğü de buradan geliyor.
Türkiye Cumhuriyeti tarihsel geleneklerinden haraketle bir özel savaş, iç dış tehdit kavramı ile yaşayan, bu tehdidi bulamazsa bile yapay olarak oluşturan geçmişten gelmektedir. Bu gücün tarihsel temsilini ise; yine 1920’lerden bugüne; TSK (Türk Silahlı Kuvvetleri) yapmaktadır. Sisteme karşı herhangi bir şey yapılmak isteniyor veya yapılacaksa, öncelikle TSK’dan başlamak gerekir, bu askeri bir faaliyetten, ideolojik saldırı ve sınırlandırmadan, hukuki denetlemeye kadar herşeyi kapsamalıdır.
Sadece değişim veya köklü değişim çağrısı, bazı dönemlerde ve TSK’da kendi temsilini bulan TC için yeterli kalmamaktadır. Tarihin her döneminde bu güç, sırası ile: Sosyalistler (Mustafa Suphiler), Aleviler, Kürtler, azınlıklar, islamcılar, yeniden azınlıklar ve Kürtler, yeniden islamcılar olmak üzere her boyutu ile baskı ve katliamdan geçirmiştir. Bunu yaparken de bir boyutu ile değil, kültürel yok etmeden, fiziki katliama kadar her özel savaş yöntemini denemiştir. Birçok dönemde uluslararası güçleride arkasına almıştır.
İçte ise zulüm faaliyetlerini yürütürken, TSK bir kesime karşı diğer kesimi arkasına, yanına alarak yapmış, yaptırmıştır. Her tür uyanıklık ile haraket eden düşmana karşı, halk kesimlerinin de uyanıklık içerisinde olması gerekmektedir. Öyle ki dönemsel ortaklıklar ve cepheler oluşturmalı bunları mümkün olduğu kadar geniş tutmalıdır. Böylesi bir dönemde sınırlı da olsa köşeye sıkışan en azından psikolojik olarak gerilemeye başlayan düşmana karşı herhangi sözlü veya toplumsal hareket onu daha da daraltacak, belirli sınırlar içerisine çekecektir. Bahsedilen ortamda taleplerimiz daha açık gündemleşir ve kazanıma dönüşebilir.
Bölgemizde yaşayan halklar bu güçleri artık iyice dıştalamaktadır. Sınırlı üst sermaye ve onun tutucu güçleri dışında ciddi bir destekleri kalmamıştır. Sosyalistlerin ve Kürt halkının temsilcilerinin bunu böyle görerek, kolaya kaçmadan, tarihsel görevlerini yerine getirmeleri gerekiyor. Bu tür fırsatlar her zaman siyasi olarak ele geçmez. Fırsatı var iken değerlendirmek gerekir. Kamuoyu tartışmalarından da böyle anlaşılmaktadır. Temsilcilerin tersini söylemesine rağmen; halk bu katliamcı güçleri artık istememekte ve her fırsatta tepkisini göstermek istemektedir.
Şu an çıkar çatışmalarında sistemin temsili olan ordu iyice zaafa uğramış, tarihsel tanımlamasını kaybetmiştir. Hem de orduyu en çok Kürt savaşlarında destekleyen kesim bu hale getirmiştir. AKP’nin kendisi geçici olarak bir güç gösterse de tarihsel ve ideolojik alt yapısı olmadığından gideceği bir yer yoktur. Klikler savaşından çok, kaybedilen mevzilerin ele geçirilmesi veya eldekinin daha da sağlamlaştırma uğraşıdır. Mustafa Karasu’nun son değerlendirmesinden belirttiği gibi; daha çok Kemalist-Ergenokcuların bir denemesi gibi görülse de, darbecilerin bir koalisyonda olma durumu var.
TSK’nin her tür zayıflaması ve etkisizleştirilmesi halklarımızın çıkarınadır. AKP güçleri ile ise belirli düzeyde bir politika ile halkların çıkarlarını korumada mevzilerimiz iyice güçlenecektir. Tam bir taraflılık, Sosyalist güçlerin ve Kürt halkının çıkarına değildir. Bu tavırlar kolaycı politikasız yaklaşımlardır. Mesele düşmanın ve onun vurucu temsilcisini (TSK) her anlamda tartışılır ve hukuki sistemin içerisine çekebilir duruma getirilmesidir. Bunu kim yaparsa yapsın bizim de işimize yaramaktadır.
Çok yönlü birlik ve hareket içinde bulunulması, başarının temelidir. Bu çok ayrıntılı düşünülmesi gereken bir politika değildir. Ama büyük bir cephe açma özelliği vardır. Belirli muhafazakarlar dahil çeşitli, çevrelerle beraber bu iki darbeci duruşa da karşı olunmalıdır. On yıllardır büyük riskler alarak politika yapılmıştır, risk olarak gören arkadaş ve çevreler için, bu risk de alınmalıdır. Devrimci mücadelenin kendisi bir risktir.
Tarihinden hiç olmadığı kadar köşeye sıkışmışlardır. Geleneksel davranışlarımızı bir kenara bırakarak hareket etmeli, derin ve atak düşünmeli, davranmalıyız. Bunların gerilemesine bizim de yardımcı olmamız gerekir. Tarihsel durum bunu öngörür