Zaman, bir oluş halidir. Oluş, olmak, var olmak, süreğen olmak dünyadaki tüm canlılar geçerli. Fakat iktidarın kendini var ettiği zamanlarda ve mekanlarda oluşu bastırmak ötelemek işten bile değil. İşte bu bastırılanlar listesinin en üstünde kadınlar yer alıyor. Hele bir de mekan Ortadoğu ise Kürt kadınları bu listenin ilklerinden. Bu zaman döngüsünü yaklaşık son 40 yıllık mücadele tarihleriyle Kürtler, Kürt kadınları değiştiriyorlar. Kürdistan'ın her bir parçasında ulus devletin yoğun saldırılarıyla karşı karşıya olan Kürt kadınları çok yönlü mücadele ederek hem farklılaşıyor hem de kendini var kılıyor. Nasıl mı? Aslında bir kaç sayfaya sığdırılamayacak kadar kıymetli bedeller ödeyerek, yaşıyorlar ve yaşatıyorlar. Ülkelerinin parçalanmış coğrafyası aynı kadın bedeni gibi her bir parçası üzerinde ayrı politikalar yürütülerek pazarlanıyor. Başkalarına ait kılınıyor, kendisinden koparılıyor.
Ülkenin dört tarafında buna "dur" demek için başta kadınlar olmak üzere devasa mücadeleler yürütülüyor. Bu mücadelenin önemli ayaklarından biri de Rojava Kürdistanı'nda yürütülüyor. Yıllarca BAAS rejimi Kürdü hiçlik eşiğinde tutmaktaydı. O topraklarda doğup büyüdükleri halde, yoktular. Hele ki Kürt kadınları hiçbir varoluş hakkına sahip değildi. Adı saklı, yasaklı, varlığı hiçbir kayıtta yer edinmeyen, cenazesi dahi yok hükmünde sayılan kadınlar... Şimdi o kadınlar hiçlik eşiğini çoktan aşmışlar. Aştıkları gibi yaşamlarını bedenlerini siper ederek yeniden inşa ediyorlar. Devletin her kurumuyla sızdığı topraklarını, bedenlerini, zihinlerini hem koruyor hem de geliştiriyorlar.
Dünyanın gözleri önünde, şaha kalkmış egemen erkekliğine karşı destansı bir direniş sergilediler. Bu çok önemli bir doğruydu. Ama egemen güçler Rojava'da yürütülen bu mücadeleyi de yine tek yönlü ele almaya çalıştılar. Sanki Rojava Kürdistanı'nda kadınlar sadece askeri bir güçle savaşıyorlardı. Orada ne saldıran güç sadece askeri bir güçtü ne de can siperane savunmayı sağlayan güç sadece askeri bir savunma yapıyordu. İşte gaspçı, egemen güçler yine kadından burada da çalmaya çalışıyordu. Fakat "peri kızı" artık uykudan uyanmış, kendi inşa ettiklerini savunuyor. Kapitalist moderniteye karşı demokratik mücadeleyi inşa etmeye çalışan kadınlar askeri gücünü oluşturmuş ama aynı zamanda yaşamın tüm alanlarına kendi iradeleri ile katılıyorlar. Kendileri hakkındaki kararlarını kendileri alıyorlar. Kendi yaşamlarını kendileri idare ediyorlar. Kendi eğitimlerini kendileri yapıyorlar. Rojava Devrimi'nde görülmek istenmeyen, üstü askeri güçle örtülmeye çalışılan da daha fazla buydu.
Rojava'da hiçliğe karşı direnen kadınlar, yaşanan sorunlarının temelinde zihniyet sorunları olduğunu düşündükleri için temel çalışmalarından birini eğitim olarak ele alıyor. Bu nedenle de tüm kantonlardaki eğitimlerde kadın özgürlüğü esaslı konulardan birisi. Ulus devletlerin eğitim sistemi toplumsal cinsiyetçilik üzerine kurulmuştur. Çünkü ulus devletin kendisini var ettiği zihniyet yapısının temel taşlarından birisi toplumsal cinsiyetçiliktir. Rojava'daki eğitim sistemi başta kadınlar öncülüğünde yürütülürken bu aynı zamanda sadece kadın katılımı ve öncülüğü ile ilgili değildir. Zihniyetteki dönüşümle ilgili olduğundan kadın özgürlüğü eğitim sisteminin temel yapısını oluşturur. Yine ekolojik ekonomi eğitim sisteminde başat konulardan biridir. Topraktan ve üretimden kopan toplum yapısı kapitalizmin kucağına itilmiş bir toplumdur. Bu nedenle Rojava'daki kadınlar hem çocuklarının eğitiminde hem de bir yaşam biçimi olarak ekolojiyi ve ekonomiyi birbirine yakınlaştırmıştır. Ekonomisiz ekoloji, ekolojisiz ekonomi ölmüş bir toplumdur. İşte bu nedenledir ki Rojava Devrimi aynı zamanda bir kadın devrimidir.
Rojavalı kadınlar devredemeyecekleri haklarından biri olarak kendi kendini yönetmeyi çok önemsiyorlar. Bu nedenle 5-10 evin olduğu bir mezrada dahi komün örgütlenmesine giderken, o komünlerde eşit temsiliyeti yaşamsallaştırıyorlar. Rojavanın hiçbir yerinde hiçbir erkek tek başına bir karar alamaz. Alırsa kadına karşı suç kapsamında ele alınır. Meclislerden komünlere, akademilerden üniversitelere, taburlardan vakıflara, koperatiflerden diplomatik çalışmalara kadar kadınlar yüzde 40 kotayı geri buluyorlar bu nedenle her yerde eşbaşkanlık sistemini işletiyorlar. Bu kadın mücadelesinde çok güçlü adımlardan biri.
Kapitalizmin dudaklarına çaldığı bir parmak balı yalatarak verdiği "kadın hakları"nı mideye indirmeye çalışırken, yok ettiği kadın kimliklerini Rojava'daki kadınlar yeniden inşa etmeye çalışıyor. Kadın olmak, kadınca yaşamak, kadınca bakmak, kadınca üretmek neden bir fark? İşte bunu şimdi Rojava'daki kadınlar jineoloji üzerinden yeniden araştırıp, tartışıp yeniden anlamlandırmaya çalışıyorlar.
Kapitalist modernitenin tam karşısında duruyor Rojavalı kadınlar. Bu nedenle sadece askeri anlamda direnmedi bu kadınlar. Kapitalist modernitenin tüm iktidarcı erkek üretimlerine karşı direndiler, direniyorlar. Topraksızlaştırmaya karşı topraktan üreterek, ekonomisizleştirmeye karşı ekolojik üretime dayanarak, iradesizleştirmeye karşı kendi kendini yönetecek güçlerini birleştirerek, direniyor Rojavalı kadınlar.
Ahlaksız bilime karşı, toplumsal ahlakla donanmış bilgiyi kollektif üretiyor kadınlar. Akademilerinde yürüttükleri tartışmaların temelinde de birlikte tartışıp, bilgiyi birlikte üretip, birlikte paylaşıp direniyorlar. Düşüncelerini ahlakileştirerek güzelleştiriyorlar. Güzelliği ahlakla buluşturarak direniyor Rojavalı kadınlar. İşte bundandır hiçlikten varlığa varlıktan sürekli oluşuma doğru yol alıyorlar. Özgürlük onlar için sonra yaşanılacak bir olgu değil. Anda, şu anda yaşadıklarıdır. Şimdi değilse asla olmayacağını bildikleri için asla ertelemiyorlar.