Almanya Gündemi


Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck’un ‘olaylı’ Türkiye ziyaretini kuşkusuz hepiniz, daha dün gibi hatırlıyorsunuzdur. Zira yarattığı sansasyon epeyce konuşulmuştu, halende konuşuluyor. Gauck’un beraberindeki heyetle ilk ziyareti  Maraş’ta bulunan Alman Patriot Savunma Birliği’ne oldu. Maraş’taki Patriotlar bildiğiniz üzere, Suriye’den gelecek füze saldırılarına karşı kurulmuştu. Gauck daha sonra, Suriyeli mültecilerin kaldığı bir kampı ziyaret etti. Suriye’deki savaşı sona erdirmek için birşey yapamadıklarını, fakat mültecilere yardım konusunda neler yapabileceklerine dair yoğun bir şekilde düşünmeleri gerektiğini söyledi. Bu açıdan en önemli adımın finansal destek olduğunu, sözlerinden çıkarmak mümkündü. Hükümet temsilcisi olmadığı için, Almanya’ya sadece gözlemlerini aktaracağını belirtti. Son derece iyimser bir yorum olmakla beraber, Gauck aslında Alman Hükümeti’nin Suriyeli mülteciler ile ilgili politikasını da kısmen vurgulamış oldu.
CDU/CSU ve SDP hükümeti görev başına geldikten sonra, Almanya ‘yeni’ dışişleri politikasına biraz daha hız verdi. Yeni politikaya göre, dışarda olup bitenlere karşı, yerinde oturup dizlerini dövmektense, daha aktif müdahale etmek hedefleniyor. Şubat ayı başında yapılan Münih Güvenlik Konferansı’nda SPD’li Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, Almanya’nın dış politikasında daha önemli sorumluluklar üstleneceklerinin mesajını da verdi. Steienmeier’e göre Almanya’nın bu pasif politikası, eleştiriliyordu. Kim eleştiriyor, orası muamma. Tabii en büyük hedeflerinden birinin de, Ortadoğu’daki dengesizliklerden nemalanmak olduğunu artık sağır sultan bile biliyor. Bu minvalde Dışişleri Bakanı Steinmeier geçtiğimiz hafta Ortadoğu gezisinin bir durağı olan Libya’da bir mülteci kampını ziyaret etti.
Neredeyse nüfusunun 4’te biri oranında Suriyeli mülteci ağırlayan Libya, artık bu mültecilerin varlığını büyük bir tehdit olarak algılıyor. Yine çeşitli kurumlar tarafından hazırlanan raporlara göre, bu mülteciler çok kötü şartlarda yaşıyor ve sağlık hizmetinden de yoksunlar. Üstelik Libya’da bulunan yaklaşık 400 bin Suriyeli mülteci ülkelerine geri gönderilme riski ile karşıkarşıya. Steinmeier ise bu mültecilerin geri gönderilmemesi yönünde görüş bildirdi ve Almanya’da 20 bin mülteciye ek olarak 10 bin mülteci daha alabileceklerini söyledi. Fakat bu rakam da, daha sonra muammada kaldı. Zira sözcüsü Martin Schäfer Berlin’den yaptığı açıklamada hala rakamlar üzerinde tartışıldığını belirterek, kesin rakamın 11 ve 12 Haziran’da yapılacak içişleri toplantısında netleşeceğini ifade etti.
Mülteci örgütü Pro Asyl ise bu rakamın önemli olduğunu, fakat yeterli olmadığını savundu. Ayrıca Steinmeier görüşmelerinde Lübnan’daki Suriyeli Mülteciler için 5 milyon Euro’ya kadar insani yardım yapılacağını bildirdi. Dışişlerinden verilen rakamlara göre, Almanya Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılından bu yana, 500 milyon Euro insani yardım yaptı. Burada bir hatırlatma yapacak olursak; Suriye’deki savaşta kullanılan kimyasal silah imalatında Alman firmalarının rolü ortaya çıkmıştı. Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü, Almanya Dışişleri Bakanlığı’na verdiği bir listede, 1980 yılından itibaren yapımına başlanan kimyasal silahlarla ilgili olarak, Alman şirketlerin, sarin gazının üretiminde kullanılan 2 bin 400 ton sülfürik asit’i, Suriye’ye sattığı belirtildi. Bu haber oldukça tartışma yaratmıştı. Zira sarin gazı ile binlerce suçsuz sivil korkunç bir şekilde öldürüldü. Bundan Almanya’nın da rolünün olması çok daha korkunç bir anlam taşıyordu.
Görüldüğü üzere Almanya, uluslararası krizlerde önemli ve baskın rol oynamak istiyor. En büyük heveslerinden bir tanesi de Ortadoğu’daki dengesizlikten beslenmek. Bu amaçla, yardım ediyor görüntüsünün altında, bal gibi rant elde etme arzusu yatıyor. Bunun en büyük örneklerinden bir tanesi de Steinmeier’nın Lübnan’daki Suriye mültecilerini ziyareti. Daha kabul edeceği mülteci rakamlarında bile tartışma yaşanırken, bu rakamı mümkün olduğunca minimuma çekmek istiyor. Neredeyse her ay Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan raporlarda, insani yardımların yeterli olmadığı ve daha farklı çözümlerin bulunması gerektiği vurgulanıyor.
BM geçtiğimiz ay Lübnan için 1.7 milyar Dolar yardım çağrısında bulundu. Fakat bunun sadece yüzde 17’sinin toplanabildiği belirtildi. Genel anlamda Avrupa’da, mülteciler için, ‘siz komşu ülkeler meselerle başa çıkın, biz uzaktan size peyder pey yardım ederiz’ anlayışı hakim. Almanya için ise durum farklı değil. İşte Almanya’nın bu yardımları, bu şartlarda, Türkiye’deki Bakanlar’ın incelemelere çıktıklarında, yardım isteyenlerin cebine böbürlene böbürlene koydukları iki kuruş yardıma benziyor. Bu savaşa ‘dur’ demek gibi bir kaygıları zaten yok, çünkü; ellerinden birşey gelmiyor. Yaptıkları da dostlar alışverişte görsün!