Kimi “Baskın seçim” kimi “Darbe seçim” diyor. Biz Muaviye soylu Yezit huyluların baskınını, darbesini ta ezelden bilir tanırız da gel gör ki kendimize yabancılaşmışız! Zulmat ve hakikatin gün gibi balkıdığı bu demde hala “Ne yapabilirim?” diyen bir Alevi varsa ya Aleviliği bilmiyordur ya da dünyadan bihaberdir!Yurt içinde veya dışında nerede olursa olsun bir canın yapması gereken MAZLUMLARIN birliği HALKLARIN özgürlüğü için gücü oranında görev ve sorumluluk almaktır.

Dönemin en büyük ibadeti Muaviye Soylu iktidar ve Yezit Huylu Devleti teşhir etmek, bu uğurda birlik beraberlik sağlamaktır. İhtiyaç duyacağımız yol, yöntem, mücadele anlayışı şu 7 değerde saklıdır. 1. Bu Yolu ve Erkanı canları pahasına bize bırakan mürşit, pir, ana, bacıların hiç tükenmeyecek erdemlerine yarattıkları destana bakalım. 2. Türkiye Devrimci Demokratik hareketinin mücadele mirasına bakalım. 3. Kürt Özgürlük Hareketinin ve Kürt halkının gözler önünde akıp giden mücadele ırmağına bakalım. 4. Buca erkek egemen faşizme karşı canını dişine takan kadın yoldaşların mücadelesine bakalım. 5. Enerjisi ve coşkusu meydanlara sığmayan gençliğe bakalım. 6. Emek örgütlerinin özgürleşme, emeğin hakkını alma tutkusuna bakalım. 7. Katledilen, yok sayılan, horlanıp aşağılanan mazlum halkların, 72 Milletin sessiz duruşuna değil, sesine ses verildiğindeki ayağa kalkışına bakalım. Bir olalım, iri ve diri olalım, kendi renklerimizle HDP’de buluşalım.

Hak ve hakikat aşkına yürütülen kadim Yol’da “Seçim” hikmet, marifet ve adalet üzerine olurdu. Seçen oy kullanmaz, seçilen de “Aday” olmazdı. Yolun, erkanın gereği olarak hikmet ve marifeti adalet ile temsil becerisi kazanan Yol’u ve toplumu temsil etme hakkına kavuşurdu. Bu hak yönetme, yönetilme ilişkisi için kullanılmazdı. Hizmet ve marifet için ibadet kabilinden yapılırdı. Bu anlatmaya çalıştıklarımız dejenere edildiği için sanki masal anlatıyor ya da hoş bir edebi metin yazıyor gibi oluyor. Çok uzak geçmişte değil yazıyı yazan canınız bizzat bunları yaşadı. Eminim ki okuma zahmetinde bulunan canlardan da yaşayanlar mutlaka olmuştur.

Demokrasi deyip kutsadığımız, hepimizin peşinden canhıraş koştuğumuz, uğruna bedeller ödeyip, can verdiğimiz sihirli yönetimin Yol ve Erkândan öğreneceği çok şey var. “Demokrasi” olsa olsa Yol’un acemi bir talibi olabilir. Hak ve hakikat Yolu ile “Temsili” denen “Demokrasi”yi kıyaslamak bile abesle iştigaldir. Yolumuzun toplumsal, yaşamsal, ahlaki, ekonomik uygulaması olan Rıza Şehri’ni kimilerimiz bir ütopya olarak tahayyül etse de şu anda bile Rıza Şehri’nin fiilen yaşandığı yerler var. Şairin dediği gibi “Demincek, yıllarda geçse demincek” köyümüzde, mezramızda ya da sanki başımız göğe erecek gibi koşa koşa geldiğimiz soysuz kentlerde, gurbetten daha gurbet Almanyalarda, Avrupa’da yalnız kaldığımızda kime sığındık? Yüreğimiz ana, baba, yar hasretiyle yandığında hasretimizi hangi yarenimizle paylaştık? Canımız çıkarcasına çalışıp ihtiyaçlarımıza yetiremediğimiz soyxa paramız bittiğinde hangi yarenden borç aldık? Köyümüzde dam yaparken çamur karan, kerpiç döken komşumuzu ne çabuk unuttuk? Yazı yabanda, o sarı sıcak yakan güneşin altında tarla tapan işlerken, ot biçerken, tırpan sallarken kimdi yanımızda bize güç ve destek olan? Ölümüzde, dirimizde, hastamızda, sayrımızda devlet mi vardı? Cenderme köye gelmişse “Hizmet” veya “Güvenlik için” değil ya bir “İhbar” ya da “Asayişi bozan durum” üzerine gelmez miydi? Baş efendi “Gomutan” 7 ceddimize küfür edip sıraya dizmez miydi? Gaymakam Beg ya da ola ki vali gele, hani gelmez ya bizim oralara; bize devletin ve milletin birliği, vatanın bütünlüğü üzre nutuklar atıp inceden, açık ve örtük tehditler savurmaz mıydı? Fukara bizim mıxtar, yırtık şapkasını çıkarıp göğsüne yapıştırır, el pençe divan durur, nice izzet ikramda bulunur, çocuklarına bilem yedirmediğini Hökümet Beglerine sunar lakin yine de yaranamazdı! Hep suçlu, hep suç işlemeye meyilli, hep eşkıya değil miydi adımız? Kentlere doluştuk da kurtulduk mu? Kentlerde yapılan katliamların sadece adını yazsam buraya sığmaz!

Oysa birbirimize “CAN” der varlığı candan içeri sever “İncinsen de incitme!” derdik. Bugün olduğu gibi “Potansiyel suçlu!” olmaktan kurtulamazdık. Bu köhne çürümüş sistem böyle devam ettiği sürece kurtulamayız da! Rıza Şehri’ni biz yaşadık. Farkında bile olmadan yaşıyorduk! Ne zaman ki “Kentli olmaya” meyledip, kadim değerlerimizi unutup sistemin kirli siyasetine bulaştık o vakit Rıza Şehri bir ütopya oldu. Zira kirli ortamda Rıza Şehri yaşanmaz. Ortamı temizlemek, paklamak, kendimizi Hakka ve hakikate teslim etmek, yoldaşa, yar ve yarene teslim olmak gerek.

Yolumuz der ki “Teslim olanı teslim almayın. Teslim olana teslim olun!” kendimizi müsahibimize, yarenimize, yoldaşımıza, mürşidimize, Yol’a teslim etmenin tam da zamanıdır! Diyorsanız ki “Müsahibim, yarenim, yoldaşım, mürşidim yok!” sorun sizdedir. Özünüzü dara çekin! “Öyle insan mı kaldı?” deyip kendi hakikatini görmeyenlere deriz ki “Sen de öyle insan mı kaldı?” diye ötelediğin insanlardan birisin kurban! Haa Yol’da seçim yoktu lakin zaman bizi buraya getirdi. O vakit Yol’dan feyz alarak “Ben de halimce Bedrettinem!” deyip Yezit zihniyetine karşı “Bir yürüyüş eyleyelim!” madem ki oy kullanmak hasıl oldu verin ki basak bağrına mührümüzü deyip HALKLARIN ittifakı HDP’ye basalım mührümüzü!..

 

KEMAL BÜLBÜL