
MMO'nun iktisatçı Mustafa Sönmez’in katkılarıyla hazırladığı ekonomi raporunda, ekonomide yılın son çeyreğini oluşturan Ekim-Aralık döneminin geride kalan zaman diliminde göstergelerin, büyüme ve özellikle sanayide büyüme yönünde çok da olumlu gelişmeler göstermediği; dolar fiyatının seyrinin, hem iç tüketim hem de yatırım iştahlarını azalttığı, bu iştahsızlığın yılsonuna kadar süreceği, esas içe kapanmanın 2018’de yaşanacağı belirtildi.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Makina Mühendisleri Odası (MMO) her ay iktisatçı-yazar Mustafa Sönmez’in katkısıyla hazırladığı sanayinin sorunları bülteninin 33’üncüsünü “Dövizde tırmanma ve sanayide yavaşlama” konusuna ayırdı. MMO, döviz fiyatlarındaki artışın tüm ekonomik göstergeleri olumsuz etkilediğini, özelde ise sanayinin büyüme eğilimlerini zayıflattığını kaydetti.
Krize davetiye çıkarıldı
Hazırlanan aylık raporda, AKP iktidarının enflasyonu kontrolden kaçırdığı, cari açığın yanı sıra artan bütçe açığının çifte açık tehlikesi yaratarak krize davetiye çıkardığı belirtildi. TÜİK, Kalkınma Bakanlığı, IMF, Hazine ve çeşitli bakanlık verileri kullanılarak yapılan analizde yılın son çeyreğinin değerlendirilmesi ve sanayiyi bekleyen tehlikelere dikkat çekildi.
Analizinde öne çıkan bulgular şu başlıklar altında ifade edildi:
* Faizi çekici bulup gitmeyen sıcak paraya rağmen, dolar kuru tırmanışını sürdürüyor. TL’deki 50 günlük değer kaybı, diğer emsal ülkelerin yerel paralarının kaybının 5 ile 7 puan üstünde. Politik risk birikimi, bu kaybın en önemli faktörü.
* Ekim enflasyonu ile birlikte yıllık tüketici enflasyonu yüzde 12’ye yaklaştı ve dövizde fiyat artışını kamçıladı. Sıcak para girişi azalmadığı halde içerideki dolarlaşma isteği dolar fiyatını yukarıda tutuyor.
* Merkez Bankası’nın bazı müdahale araçları işe yaramıyor. Zarrab dosyasının iç ekonomik ve siyasi yapıyı sarsacağı beklentisi, dolara yönelişi besliyor.
* Döviz, yukarı doğru tırmanırken özellikle yılın son çeyreğinde büyümede önemli yavaşlama eğilimleri görülüyor. Yavaşlama sanayide daha çok hissediliyor. İstanbul Sanayi Odası’nın öncü verisi sayılan İSO PMI, yani Sanayi Satınalma Endeksi, Ekim’de 53,5’ten 52,8’e geriledi. Mart’tan bu yana 50 değerinin üzerinde seyrederek sanayide büyümeye işaret eden endeks, Eylül ve Ekim aylarında düşüş gösterdi. Ekim ayında ihracatın yüzde 15,6 artmasına rağmen, sanayi faaliyetlerdeki zayıflama, iç talebin yavaşladığının güçlü bir işareti sayılıyor. Tüketici Güven Endeksi verileri de bu eğilimi desteklemektedir.
* Hazine’nin bütçe hukukunu hiçe sayarak hedeflediği borçlanmalar, bütçeyi, faiz bütçesi yapmaya götürüyor.
* Petrol ve öteki emtia fiyatlarının dünya piyasasındaki artışın, dolar fiyatındaki artışla birleşmesi, Türkiye’de, özellikle sanayi üretimini geri çekecek ve büyümeye olumsuz etki yapacak bir etken olarak görülüyor.
* AKP iktidarı, enflasyonu kontrolden kaçırmaktadır, cari açığın yanı sıra artan bütçe açığı, “çifte açık” tehlikesi yaratarak krize davetiye çıkarmaktadır.
* TL’nin dolar karşısında değer kaybı, diğer çevre ülke paralarından ortalama 4 ile 7 puan fazladır. Bu ayrışma, temelde hukuksuz, otoriter rejim icraatlarından kaynaklanmaktadır.
* OHAL iklimi, enflasyona, halkın iş-aş meselelerine yansımaktadır. Dövizdeki aşırı değerlenmeyi önleme, hukuka dönüşle ancak mümkündür.
* Yükselen enflasyonun un ufak ettiği ücret, maaş ve emekli gelirleri hızla artırılmalıdır. Yeni asgari ücret tespitinde enflasyon mutlaka hesaba katılmalı, ayrıca yüzde 5 büyüdüğü iddia edilen ekonomiden refah payı da ücret-maaşlara yansıtılmalıdır.
Döviz rekor kırıyor
Önceki gün tırmanışa geçen dolar, 3.97 lirayı, euro 4.67 lirayı aşarak yeni tarihi rekor düzeye çıktı. Merkez Bankası'nın dövizdeki tırmanışa aldığı önlem sonrası dolar 3.95 seviyesine geriledi. Dolar önceki rekor düzeyine 12 Ocak'ta 3.9422 lira ile çıkmıştı.
Dövizdeki tırmanışın da etkisiyle Borsa İstanbul Endeksi güne yüzde 0.74 düşüşle 103 bin 146 puandan başladı. Endeks 2.327 puanlık azalışla 103 bin 911 puandan kapanırken, toplam işlem hacmi 5,7 milyar lira oldu. Kapanışta bankacılık endeksi yüzde 3,89, holding endeksi de yüzde 2,22 değer kaybetti.
Erdoğan'ın enflasyonun düşmesi için faizlerin düşürülmesi gerektiği yolundaki yorumlarının Merkez Bankası’nın bağımsızlığına yönelik endişeleri artırması, ABD ve Avrupa ile diplomatik sorunlar, Türkiye'nin gelişen ülkeler arasında en büyük cari açıklardan birine sahip olması çift haneli enflasyon ve yabancı yatırıma bağımlı kırılgan kamu finansmanı Türk varlıklarına satış getirdi. Sarraf davasına ilişkin gelişmeler ve NATO ile yaşanan kriz de olumsuz havaya katkıda bulundu.
Merkez’den örtülü faiz artışı
TL'de artan kayıplar devam ederken, Merkez Bankası'ndan bu ay içerisinde 'dördüncü' hamle geldi. Merkez Bankası, bugünden itibaren bankalara yönelik günlük fonlamanın tamamını geç likidite penceresinden (GLP) sağlayacak. Merkez Bankası bankalara günlük yaklaşık 120 milyar TL fonlama yapıyor. Daha önce bunun 10 milyarlık kısmını sabah Interbank'tan sağlayan TCMB, yeni adımla bu oranı sıfırlayarak, tüm fonlamayı GLP'ye kaydırdı. GLP'den fonlama saat 16.00-17.00 arası yapılıyor. Bu adımla ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti 25 baz puan artacak ve mevcutta yüzde 11,99 olan AOFM yüzde 12,25'e çıkmış olacak.
Merkez Bankası, kurlardaki artan volatilite karşısında bu ay dünkü adımı dışında 3 hamle yaptı.
TCMB, 6 Kasım'da TL likiditesinde sıkılaştırıcı 2 adımı peş peşe attı. Reeskont kredi ödemelerinde sabit kura geçilirken, yine aynı tarihte, rezerv opsiyonu mekanizması kapsamında döviz imkân oranı üst sınırı yüzde 60’tan yüzde 55’e düşürdü, tüm dilim aralıkları da 5’er puan aşağı çekildi. Söz konusu değişiklik ile yaklaşık 5,3 milyar Türk lirası likiditesi piyasadan çekildi ve yaklaşık 1,4 milyar dolar tutarında döviz bankaların kullanımına geçti.
18 Kasım'da Türk Lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım ihalelerine başlanmasına karar verildi. İlk ihale 20 Kasım'da gerçekleştirildi. Takvime göre, 2017 yıl sonuna kadar vadeli döviz satım pozisyon tutarının en fazla 3 milyar dolar olması planlanıyor.
FT’ye göre iki sebebi var
Financial Times gazetesi internet sitesindeki haberinde TL'nin değer kaybını yazdı: Bu şartlarda TL'nin değer kaybı kimseyi şaşırtmamalı.
İngiliz Financial Times gazetesi internet sitesindeki haberinde Türkiye'de döviz piyasasındaki hareketliliğe değindi. Gazete, Türk Lirası'nın Pazartesi günü Amerikan Doları karşısında Ocak ayı ortasından bu yana en düşük düzeyine gerilediğini yazdı.
Financial Times'a göre bu durumun iki nedeni var: Türkiye ile ABD arasındaki gerilimin ve Merkez Bankası'nın (TCBM) enflasyonla mücadele yeteneğine yönelik endişelerin yeniden artması.
Gazete, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ'ın Bakanlar Kurulu sonrası ABD'yi suçlayıcı bir açıklama yaptığına da dikkat çekiyor. Bozdağ, "Rıza Sarraf davası Türkiye'ye dönük açık bir kumpastır" demiş, bu açıklama sonrası Dolar/TL kuru 3,92'yi görmüştü.
Financial Times, doların en son bu seviyeye, yatırımcıların, Cumhurbaşkan Erdoğan'ın siyasi kontrolünü artırmaya yönelik girişimlerinden ürktükleri yaklaşık 10 ay önce çıktığını belirtiyor.
Gazetenin dikkat çektiği bir diğer nokta da Türkiye'de Türk Lirası cinsinden 10 yıl vadeli hazine tahvillerinin faizinin Pazartesi günü bir ara yüzde 13'ü aşarak rekor seviyeye çıkması.
Erdoğan geçen hafta, "Anlamadıkları şu, faiz lobisine çalışıyorlar. Tabii ki faiz lobisi bunu düşürmeyecek" demişti.
Erdoğan yatırımcıları ürküttü
Financial Times'taki haber şöyle devam ediyor: "Cumhurbaşkanı'nın son birkaç gündür (ekonomi politikalarına) müdaheleleri yatırımcıların kaygılarını arttırdı. Sayın Erdoğan uzun süredir ‘uluslararası faiz lobisini’ eleştiriyor, enflasyondan da bu lobiyi sorumlu tutuyor. Faiz oranlarının yüksek olduğunu vurgulayarak yaptığı eleştirileri geçen hafta da tekrarladı. Merkez Bankası'nı doğrudan eleştirmekten kaçınsa da, onun giderek daha yüksek sesle dile getirdiği daha düşük faiz çağrısı, bankanın yüzde 11'i aşan enflasyonla mücadelesini zorlaştırıyor."
Merkez Bankası hafta sonu yaptığı duyuru ile Türk Lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım ihalelerine başlayacağını açıklamıştı. Financial Times'a konuşan Commerzbank'tan uzmanlar, "Enflasyondaki görünümün daha yüksek faiz oranları gerektirdiği bir ortamda Merkez Bankası'nı güvenilir bulunamamasının en önemli nedeninin" faizlerin düşürülmesine yönelik siyasi baskı olduğunu söylemiş. Adları açıklanmayan uzmanlara göre bu şartlarda Türk Lirası'nın değer kaybı kimseyi şaşırtmamalı.
Merkez Bankası hafta sonu yaptığı duyuru ile Türk Lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım ihalelerine başlayacağını açıklamıştı. Yıl sonuna kadar her hafta ortalama 600 milyon dolarlık Türk Lirası uzlaşmalı döviz satım ihalesi açılacak.
Haftalık bazda bakıldığında 450 milyon dolarlık kısmı bir ay vadeli sözleşmelerden oluşan programın büyüklüğü, 3 ve 6 aylık ihalelerle birlikte yıl sonunda 3 milyar dolara yaklaşacak.
Financial Times'taki haberin sonunda, Merkez Bankası'nın attığı bu adımın da Türk Lirası'nın değer kaybını önleyemediği belirtiliyor.
Primleri 7 ayın en yükseğinde
Türkiye'nin risk algısını ölçen 5 yıllık kredi iflas takası (CDS) primleri, 7 ayın en yüksek seviyesine çıktı.
IHS Markit verilerine göre önceki günkü kapanışa kıyasla 4 baz puan artan CDS primleri, Nisan ayından bu yana en yüksek seviye olan 222 baz puana yükseldi. Bu oran, Eylül ayında 160 seviyelerinde bulunuyordu. Bu gelişme, sonuç olarak algılamaların bozulduğunu gösteriyor. Bu da kurlarda yukarı hareketi beraberinde getiriyor.
Hazine 1.5 milyar TL borçlandı
Hazine'nin, Türk Lirası cinsinden 5 yıl (1729 gün) vadeli sabit kuponlu tahvil ihalesinde 457,8 milyon TL satış gerçekleştirildi. İhale öncesi yapılan 1 milyar 98,4 milyon TL ROT satışla birlikte toplam satış tutarı 1 milyar 556,2 milyon TL'ye ulaştı. 1 milyar 699 milyon TL nominal teklif gelen ihalede satışların nominal tutarı 490 milyon lira oldu. Bileşik faiz en düşük yüzde 13,74, ortalama yüzde 13,82, en yüksek yüzde 13,87 olurken; Basit faiz ortalama yüzde 13,38 seviyesinde geldi. İhalede minimum 93 bin 300 TL, ortalama 93 bin 438 TL fiyat oluştu.
HSBC: Euro/TL 4,74 olur
Türk Lirası'nın dolar ve euro karşısında dün rekor seviyelere gerilemesini değerlendiren HSBC, liranın değer kaybetmeye devam etmesini beklediğini bildirdi. HSBC, yıl sonu için euro/TL tahminini 4,74 olarak ortaya koydu. Yıl başından bu yana Türk Lirası karşısında yüzde 25'den fazla değer kazanan euro, dün tarihi zirvesi olan 4.6755'e yükseldi.
TCMB, döviz satım ihalesi açtı
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 1 ay vadeli Türk Lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım ihalesi açtı. İhale 150 milyon dolar tutarında olacak. Merkez Bankası, 2017 yıl sonuna kadar vadeli döviz satım pozisyon tutarının en fazla 3 milyar dolar olmasını planlıyor. TCMB'nin önceki gün gerçekleştirdiği 350 milyon dolarlık döviz satım ihalelerine toplam 637 milyon dolar teklif gelmişti.
BDDK’de Sarraf atağı
BDDK’nin yeni yönetmeliği, “ABD’nin Halkbank’a vereceği cezaya hazırlık mı yapılıyor” sorusuna neden oldu. Bankalar tabela değiştirip yeni ad alabilecek.
ABD’nin Rıza Sarraf davası nedeniyle Halkbank’ın da aralarında bulunduğu Türk bankalarına rekor cezalar vereceği iddiaları yoğunlaşırken, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) yaptığı yönetmelik değişikliği dikkat çekti. ABD basınında “Sarraf itirafçı oldu” haberlerinin yayımlandığı gün olan 16 Kasım’da Resmi Gazete’de yayımlanan değişiklik, “Halkbank’a verilecek cezaya hazırlık mı yapılıyor” sorusuna neden oldu. “Bir bankanın mal varlığının bir veya birden fazla bölümünün bankanın infisah etmesine (dağılmasına) neden olmayacak şekilde devredilmesi” hakkındaki yönetmelik değişikliği ile ABD’nin vereceği muhtemel cezayı Halkbank’ın tabela değiştirerek aşmasının hedeflendiği yorumları yapıldı. BDDK Başkanı ise iddiaları yalanladı.
AKP’nin kur öngörüsü tam isabet!
Meclis’e 2013’te sunulan 10. Beş Yıllık Kalkınma Planı ile günümüz verileri karşılaştırıldığında ekonominin ne kadar “büyüdüğü” açığa çıktı. Meclis’e sunulan plana göre, beş yıllık planda dolar kuru 2018 yılı için 1,97 öngörüsünde bulunulmuş.
Döviz kurlarında yaşanan artış 2013’te Meclis’e sunulan 10. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nı akıllara getirdi. 10’uncu Beş Yıllık Kalkınma Planı’na göre 2018’de Türkiye’nin GSYH’si 2 trilyon 535,2 milyar lira olacağı ileri sürülüyordu.
Planda 2018 için GSYH’nin dolar karşılığı olarak ise 1 trilyon 285,5 milyar dolar ibaresi yer alırken, bu hesaba göre aynı yıl 1 doların 1,97 TL olması öngörülüyordu.
Meclis’e sunulan plana göre, 2018’de TL’nin dolar karşısında yüzde 21 değerleneceği düşünülmüş. Ancak bugün gelinen noktada dolar 3,97’yi aşarak tarihi rekor kırdı ve zirve yaptı. GSYH ise öngörülen verilerin oldukça altında.
TÜİK verilerine göre, GSYH 2016’da 862,7 milyar dolar olurken 2017’nin ilk iki çeyreğinde ise toplam 380,7 milyar dolar oldu.
Savaşa ve ranta değil
2018 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı'nı protesto eden Emekli-Sen, "Savaşa ve ranta değil emekliye, emekçiye bütçe" istiyoruz dedi.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'na (DİSK) bağlı Tüm Emekliler Sendikası (Emekli-Sen), 2018 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı'nı protesto etmek için Galatasaray Lisesi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. "Savaşa ve ranta değil emekliye, emekçiye bütçe" pankartını açan emekliler, "İnsanca yaşamak istiyoruz", "Çetelere değil emekliye bütçe" dövizlerini taşıyarak sık sık "Emekliler yürüyor mücadele büyüyor" sloganı attı.
Emekli-Sen Aksaray Şube Sekreteri Nilgün Soysal, AKP'nin de dahil olduğu iktidarların hiçbir zaman gelir dağılımında adaleti sağlamadığına dikkat çekti. Soysal, başta emekliler olmak üzere tüm toplumun eşit ve adil bir şekilde yararlanabileceği bir bütçe istediklerini belirtti. Katma Değer Vergisi, ÖTV, özel iletişim vergisi, harçlar vb. vergiler ile bütçe gelirlerinin tamamının vatandaşlardan çıktığını dile getiren Soysal, "2018 yılında hükümetin eli vatandaşın cebinden çıkmayacak hatta artarak sürecek" dedi.
2018 bütçesinin savaş ve rant bütçesi olduğuna vurgu yapan Soysal, "Emeklilerin 2017 yılı kayıplarını karşılayacak ek zam için düzenleme yapılmalı ve insanca yaşayabilecekleri maaş almaları sağlanmalı. Emekten yana demokratik, eşitlikçi, halkçı bir bütçe yapılmalıdır diyoruz. Kısacası savaş ve ranta değil emekliye, emekçiye bütçe" diyerek taleplerini dile getirdi.
DOLARIN SEYRİ VE ZARRAB DAVASI
Zarrab olayı, İran’ın Türkiye’ye yaptığı enerji ihracının karşılığı alacaklarının ABD’nin ambargosu nedeniyle transferinde yaşanan sorunlar ile ilgili gündeme gelmişti. Altın ticareti ile uğraşan İran asıllı Reza Zarrab, Türk vatandaşlığı da almış ve İran’ın alacaklarının külçe altına dönüştürülerek İran’a transferi işleminin baş aktörü olmuştu. 2012’de başlayan ve sonraki yıllara uzanan, ABD ambargosunun delinmesi olarak nitelenen bu transfer işinde AKP rejiminin bazı bankacılarının, bakanlarının, bürokratlarının yardımcı oldukları, 17-25 Aralık 2013 soruşturmaları sırasında kamuoyuna yansıtılan ses ve görüntü kayıtlarıyla iddia edilmişti. Zarrab 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmaları kapsamında tutuklanmış ve iki ayı biraz aşkın bir süre hapis yattıktan sonra serbest bırakılmıştı. Daha sonra hakkındaki suçlamalar düşürülmüştü. Dava dosyasında Zarrab o dönem bakanlık yapan isimlere rüşvet vermekle suçlanıyordu.
Zarrab’a dönük operasyonları daha sonra FETÖ olarak adlandırılacak Fethullah Gülen cemaatine mensup yargı ve polis mensuplarının komplosu olarak niteleyen AKP hükümeti, öteki iddialarla birlikte Zarrab ile ilgili iddialara karşı da suçlananları korumuştu. Ancak, ABD yetkilileri delinen ambargonun hesabının sorulmasından vazgeçmemişler ve ABD’de Mart 2016’da tutukladıkları Zarrab üstünden iddianame hazırlamışlardı.
İddianamede Zarrab’in iki İran vatandaşıyla birlikte ABD’nin yaptırımlarını delmek için İran devleti ve bazı şirketleri adına milyonlarca dolarlık finansal işlem yaptığı öne sürülüyordu. Bu işlemde bir devlet bankası olan Halkbank, transfere kolaylık sağlayıcı olarak suçlanıyordu. Mart 2017’de New York’ta gözaltına alınan Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın da Zarrab’ın suç ortağı olduğu iddia ediliyordu.
27 Kasım, Atilla ve Zarrab’ın İran yaptırımlarını ihlal etmek suçundan yargılanacakları davanın ilk celse tarihi. Davada savcılık makamının Halkbank ve eski AKP hükümetinin ABD kanunlarına göre yasak olan transferle ile ilgili bilgisi olduğuna dair kanıtlar sunması bekleniyor. Dahası da var: Ahval’dan Tim Lowell’ın haberine göre savcılık, Zarrab’ın dönemin başbakanı Erdoğan ile konuşmalarını iddianameye geçirdi. İddianamede Zarrab’ın Erdoğan ile 2013 yılında bir düğünde konuştuktan sonra Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan tarafından yönetilen vakfa bağışta bulunduğu iddiası yer aldı.
Zarrab davası çok uzun süre Türkiye-ABD ilişkilerinin odağında yer alacak gibi. Bu, Erdoğan’ın sık sık yaptığı öfkeli çıkışlardan da okunabiliyor. AKP’li bakanların yanı sıra Erdoğan ve ailesinin de davayla ilintilendirilmesinin mümkün olduğu yazılıp çiziliyor ve bunlar tansiyonu iyice yükseltiyor.
Davadaki gelişmeler çarpıcı. Bloomberg 31 Ekim’deki haberinde 27 Kasım’da yapılacak ilk celsede Rıza Zarrab’ın bulunmayabileceğini, daha doğrusu sanık olarak ifade vermeyebileceğini bildirdi. Bloomberg kesin bir neden belirtmedi ama Zarrab’ın savcılarla iş birliği anlaşması yapmış olabileceğini ya da aleyhindeki suçlamaların düşürülmüş olabileceğini yazdı. Aynı gün New York Times da Zarrab’ın kesin olmamakla birlikte suçunu kabul etmiş ve savcılık makamı ile iş birliği yapmış olabileceğini yazdı.
Zarrab’ın yazıldığı gibi suçlamaları kabul etmesi halinde 30 yıl civarında ceza alacağı söyleniyor. Zarrab, suçunu kabul eder de ceza indirimi karşılığında Halkbank İran transferinde rol alan başka Türk bankaları, Erdoğan ve yakın çevresi dâhil AKP’li politikacılar, bürokratlar aleyhinde deliller verirse dava ekonomi ve siyasette önemli depremler yaratacak kapasitede.
Satranç oyununda olduğu gibi her hamlenin bir karşı hamlesi var. Ama görünen o ki bu yıpratıcı satranç maçı Kasım ayı boyunca sürecek ve Türkiye ekonomisi, Türk lirası bu gerilimden bir hayli olumsuz etkilenecek.