Şubat ayında tekrar gideceğini belirten Trabzon doğumlu Dr. Eralp, “İmkanı olan tüm sağlık çalışanlarının orada görev yapması gerekiyor” dedi.
Gönüllü sağlık hizmeti verebilmek Suruç’a giden Dr. Eralp, 5 hafta kaldıktan sonra Almanya’ya geri döndü. Dr. Eralp, “Kobanê’deki mücadeleyi, Kürt Özgürlük Hareketi’nin bir parçası olarak gördüğüm için oraya gitmeye karar verdim. Kararımı kızımla paylaştığımda kızım benimle gurur duyduğunu belirterek imkanları olsa kendisinin de geleceğini söyledi. Kobanê için yapılan protesto eylemlerinin ardından 7 Ekim’de Suruç’a gittim. Suruç Devlet Hastanesi’nde gönüllü doktorlardan oluşan inisiyatife, gücüm oranında çalışmak istediğimi söyleyince seve seve kabul ettiler. 40 kişilik bir yatak kapasitesine sahip devlet hastanesi, nüfusu 100 binin üzerinde olan bir ilçe için tabii ki ihtiyacı karşılamaktan uzaktı. Savaştan sonra kentin nüfusu adeta ikiye katlanmış durumda. Gelen 60 bini aşkın insan şu anda çok zor koşullarda Suruç ve çevresinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar” dedi.

Yaralıların ölümüne sebep oldu

Sınırdaki ve kamplardaki izlenmimlerini anlatan Dr. Eralp, şöyle devam etti: “60 bin insanın 10 bin 708’i çadırlarda, 22 bin 441’i köylerde 20 bin insan da Suruç merkezinde kalıyor. Orada bulunduğum 5 hafta boyunca 450 yaralı insana müdahale ettim. Çoğu zaman yaralıları, Mürşitpınar Sınır Kapısı’ndan başımızın üstünden kurşunlar vızıldayarak alıyorduk. Türk devlet yetkililerinin mültecilere yönelik herhangi bir çalışması yoktur. Mültecilere yardım, daha çok Suruç Belediyesi ve çevre il ve ilçe belediyelerinin katkılarıyla oluyor. Devlet adeta bu insanları kaderleriyle başbaşa bırakmış durumda. Sınırdan getirilen yaralılardan bir çoğunun yolda devlet güçleri tarafından durdurulması sonucu bir çok ölüme de tanıklık ettim. Özellikle Bingöl’de iki polisin öldürülmesinin ardından Türk devleti Mürşitpınar Sınır Kapısı’nı kapatarak yaralı getirme girişimine engel olduklarına tanık oldum. Bu engeleme girişimi sonucu bir çok yaralı insan, geç müdahale sonucu yaşamlarını yitirdi. Bu insanların çoğu kurtarılabilirdi. Yaralı olarak hastaneye getirilen bir çok insan polisin takibatına maruz kalıyordu. Özellikle Türkçe konuşan yaralılar, devlet güçlerinin özel takibi altındaydılar. Bir gece hastaneyi basan özel timler zorla bir yaralı insanı alarak gözaltına aldı. Daha sonra akibetinin ne olduğu konusunda bir bilgim yok. Bölgede gazetecilik yapan Amerikalı kadın gazeteci benim kollarımda öldü. Zamanında müdahale edilseydi belki de kurtulurdu. Ama sanki ölmesi için özellikle geç getirildi. Zaten geldiğinde aşırı kan kaybetmişti. Tüm müdahalelerimize rağmen kurtaramadık. 5 hafta boyunca bin 160 yaralı hastaneye getirildi. Yarası ağır olan hastaları çevre illere gönderiyorduk.”

Ambulansa ihtiyaç var

Dr. Eralp, bölgedeki hastanelerin ihtiyaçları hakkında da şu ifadeleri kullanıyor: “Hastanede anestezist, ortopedist ve radyologlara ihtiyaç var. Kapasite darlığı yüzünden yarası hafif olan insanları hastane bahçesinde açtığımız iki çadırda tedavi ediyorduk. Çatışmaların yoğun olduğu zamanda askerler, Mürşitpınar Sınır Kapısı’nı terkediyorlar ya da kapının anahtarını bize vererek ‘ne haliniz varsa görün’ diyerek bizi, yaralılarla başbaşa bırakıyorlardı. Görev yapan bir çok meslektaşımız Türk kolluk güçleri tarafından engelenerek gözaltına alındı. Kiralanan ambulanslarla yaralı taşımamıza izin verilmiyordu mesela. Hastanede gönüllü olarak çalışmamız devletin bir lütfu değildi tabiki. Hepimiz bir şekilde takip ediliyorduk. Hastaneye girişler çıkışlar hep gözetleniyordu. Bölgede ciddi sağlık sorunlarının yanı sıra tıbbi malzeme ihtiyacı hadsafhada. Avrupa’da yaşayan insanlar, tekstil malzemeleri yolluyor. Tabii ki bu takdir edilecek bir şey. Ama bence daha çok tıbbi malzeme ve nakit para gönderilmeli bölgeye. Suruç Devlet Hastanesi’nin ambulansı olmadığı için buraya acilen bir ambulansın gönderilmesi gerekiyor. Bunun yanı sıra imkanı olan genel cerahi, ebe, hemşire, aile hekimleri ve dahiliye uzmanları bölgeye giderek gönüllü çalışmaları gerekiyor. Burada yapılması gereken işlerimi tamamladıktan sonra Şubat ayında tekrar Suruç’a giderek bu insanlara hizmet etmek istiyorum.”
Dr. Eralp, son olarak şunları söyledi: “Bizler burada çok rahat hayat koşularında yaşarken, bir çok insanın bu kara kışta, başlarını sokacak bir çadırları bile yok maalesef. Avrupa’da yaşayanların bu insanlara yardım etmesi için daha çok feragatta bulunmaları gerekiyor. Ben sadece insanlık görevimi yerine getirmeye çalışıyorum. Herkes üstüne düşeni yaparak bu mağdur insanlara yardım etmesi gerekiyor.”

Dr. Selçuk Eralp kimdir?

Dr. Selçuk Eralp, Çerkes bir babanın ve Çankırılı bir annenin oğlu olarak Trabzon’da doğdu. Kürt Özgürlük Hareketi ile tanışması 1969’lu yılara dayanan Dr. Eralp, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan başta olmak üzere PKK’nin bir çok önder kadrosu ile de tanıştığını ve arkadaşlıklarının olduğunu belirtiyor.

Vatan Partisi Merkez Komite üyeliği ve aynı partinin İstanbul İl Başkanlığı’nı yapan Dr. Eralp eski Dev-Genç geleneğinden geldiğini dile getiriyor. Siyasi düşüncelerinden dolayı defalarca gözaltına alınıp tutuklandığını söyleyen DR. Eralp, 1980 yılında gerçekleşen darbede uzun yıllar cezaevinde yatmamak için kaçak yollarla Almanya’nın Münih kentine gelerek iltica ediyor. Eralp, halen Hamburg’da doktorluk mesleğini yürütüyor.



M.ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG