Geçmiş dönemlerde vukuu bulan bu göçler bugünkü göçlerden farklı özellikler taşımaktadır. Eski dönemlerde vukuu bulan göçler daha çok ülke sınırları içinde olurken, günümüzde ise insanlar yaşadıkları toprakları terk edip başka yabancı ülkelere gitmek zorunda kalıyor/bırakılıyor. Bu tarz bir göç, zaten çeşitli asimilasyon politikalarına maruz bırakılan Kürtler açısından sosyal, kültürel ve ekolojik yabancılaşmayı da beraberinde getiriyor. Yine Kürtlerin uluslararası anlaşmalarında halk olarak anılmadıklarında, kolektif bir statüleri olmadığından dolayı, göç ettikleri ülkelerde dillerinde eğitim görme, diğer ulusların ve grupların sahip olduğu birçok imkandan (örneğin basın yayın faaliyetleri) yararlanması oldukça zor. Bu da Kürtler için ikinci bir asimilasyon süreci ve sürekli bir identifikasyon sorununu beraberinde getiriyor. Zamanla Kürt insanı, ülkesine, gerçekliğine giderek yabancılaşır. Buna bireyin yaşam mücadelesi ve ülkedeki yakınlarının fiziki kayıpları eklenince, bireyin sosyal ilişkilerinde bir kopukluğa da sebep olabiliyor.

Müziğin diasporadaki işlevi
Kürt diasporasının özellikleri göz önünde tutulduğunda, bireylerin duygularını ülkedeki sosyal ve kültürel değerlere bağlayacak ve bunları besleyecek etkinlikler önem arz etmektedir. Diasporadaki Kürtlerin çoğunluğunun kendi istemleri dışında, gerek fiziki korunma gerekse psikolojik olarak benliğini koruma güdüsüyle diasporada yaşanmaya mecbur kılınmaları, yukarıda da belirtiğim gibi, Kürtleri kısa ve uzun vadede geliştirdikleri siyasi ve politik amaçları doğrultusunda örgütlenmelere götürmüştür. Kürt halkının sosyal ve politik durumu diasporada yaşayan Kürtleri, gerek kamuoyunu bilgilendirmek gerekse de onların desteğini almak için, bu yönlü çalışmalara yöneltmektedir. Bu amaçları gerçekleştirmek çok yönlü çalışma ve çabalar gerektirmektedir, ki bunlardan birisi de müziktir. Kürt diasporasının ana nedeni politik sebepler olduğundan dolayı, müziği daha çok politik bir çalışma ortamında bulmaktayız. Yapılan kongreler, tartışma platformları, kültürel etkinlikler vs. müziksiz olduğunda, sanki kendilerine atfedilen amaca ulaşmayacaklar gibi bir algı ortaya çıkabiliyor. Bu tür etkinliklerde genellikle beraberlik ruhuna vurgu yapan, politik mesajlara dikkati çeken ve duygulara hitap eden müziğin öne çıktığını görmek mümkün. Artık yapılan protesto yürüyüşleri bile müziksiz geçmemektedir. Aynı şekilde belli olayların yıldönümü, anma etkinliklerinde duygusal ve ideolojik momentler müzikle güçlendirilmektedir. Her ne kadar burada müziğin politik işlevi öncelikli görünse de, müzik burada sosyal ve psikolojik olarak bir entegrasyon misyonunu üstlenmektedir. Burada yapılan müzik daha çok bireylere eskiyi hatırlatmak, geride bıraktıkları yaşamı özletmek ve dolayısıyla ülkeye olan bir özlem ve hasreti gidermektir. Ve ülkelerinde gelişen olaylara karşı duyarlı kılma özelliği de müziğe bir politik rol biçiyor.
Bunu biraz daha iyi anlamak için yapılan etkinliklerin özelliklerine ve akışına bakmakta fayda görüyorum. Yapılan tüm etkinlikler genellikle bir dakikalık saygı duruşu ile başlar, programın sunuluşundan sonra bir müzik grubu ve ardında siyasi konuşmalar ve buna iştirakin yine müzik veya folklor gösterileri ile devam etmektedir. Siyasi içerikli konuşmalar, etkinliği içeriğine göre düzenleyen kurum veya önde gelen siyasi simalar tarafından yapılmakta ve daha çok Kürt halkının özgürlük mücadelesi ve onunla dayanışmanın gerekliliğine vurgu yapılır. Dinleyicinin merakı ve ilgisinin dağılmaması için aralarda müzik dinletileri sunulur. Yine etkinliğin içeriğine göre de müzik parçalarının seslendirildiğine şahit oluyoruz; örneğin etkinlik bir anma etkinliği ise, daha çok bu mücadelede yaşamını yitirenlere vurgu yapılır. Söz konusu etkinlikler daha çok politik içerikli olduğundan, politik ajitatif yönü ağır basan parçalar beklenir ama bunun yanında dinleyicinin benliğine hitap edecek otantik halk parçaları da sunulur.

Diaspora etkinlikleri ve dinleyici tipolojisi

Her şeyden önce şu gerçeği tespit etmek durumundayız: Yapılan etkinliklerin amacı diasporada yaşayan Kürtleri ülkelerinde gelişen olaylara karşı duyarlı kılmak, siyasal bir bilinç vermek ve en önemlisi de bu mücadeleyi yürüten harekete sempati uyandırmaktır. Dolayısıyla bu etkinliklerin ana ekseni, katılımcılarda politik bir efekt uyandırmaktır. Bunun için organizatörler bu tür etkinliklere çok kişinin katılımını sağlamak için gayret sarf ederler.
Söz konusu etkinliklere katılan kitleyi ise şu şekilde kategorize edebiliriz:
ORGANİZATÖRLER: kendilerini bu etkinliği organize eden kurum veya kuruluşla özdeşleştiren veya bu kurum veya kuruluşa üye olanlar.
SEMPATİZANLAR: Bu kuruma ve kuruluşa üye olmayan ama onların çalışmalarını, görüşlerini sempati ile karşılayanlar. Bu kesim yapılan etkinliklerde etkinliğin başarılı geçmesi için bazı görevler de üstlenir.
MERAKLILAR: Yenilik peşinde koşan, farklı bir şey görmek, duymak isteyen katılımcılar. Bu kesim, yapılacak etkinlikten ya basın-yayın yoluyla haberdar olur veya tanıdıkları vasıtasıyla etkinliğe katılır. Daha çok düzenleyenlerin amaçları ve görüşleri hakkında bilgi edinmek isteyenlerdir. Özellikle bu kesim organizatörleri ilgilendiriyor, çünkü etkinliği düzenleyen kurum, bu kesimi kendi görüşleri doğrultusunda kazanmak ve örgütlemek ister.
KARŞITLAR: Başka siyasi görüşte olup da diğer siyasi görüşteki insanların neler yaptığını ve neler yapmak istediğini öğrenmek için katılanlar. Bunlar bazen de etkinliği sabote etmek ve arada kendi varlıklarını göstermek için çeşitli sloganlar atarak rahatsızlık yaratır.
TÜKETİCİLER: Tüm bunlara rağmen sadece eğlence arayan, bu tür politik ve kültürel etkinlikleri de boş zamanını değerlendirmek isteyen katılımcılar.

Diasporada etkinlikler ve müzikal iletişim özellikleri

Avrupa'da yapılan müzikli etkinliklerde gözlemlediğim bir nokta da, belli bir amaca yönelik müzik yapıldığıdır. İletişimin iki ana unsuru bulunmaktadır; birincisi politik olarak örgütlenen homojen bir grup, ikincisi yukarıda ana hatlarıyla belirttiğim ve heterojen dinleyici kitlesi. Etkinliği düzenleyen homojen grubun asıl amacı kitlelere kendi politik hedeflerini empoze etmektir. Bu amacı gerçekleştirmenin en uygun ortamı etkili bir iletişimdir. Bunun için müziğin gerek duygulara gerekse de bilimsel etkisinden ötürü etkin bir araç olarak kullanıldığını görmek mümkün. Bu müzikal iletişimin asıl hedefi kitleleri kazanmak iken, toplumun var olan tutum ve görüşlerini güçlendirmek ve buna yönelik topluluğun üyeleri arasındaki mevcut davranış eğilimlerini buna göre geliştirmek ve kendi lehine olmayan tutum ve davranışları kendi lehine dönüştürmeyi amaçlar. Ayrıca kitlenin henüz bilmediği farklı konular üzerine görüş ve tutumlar yaratmak için mesajlar verilir. Bir mesaj ve yarattığı etki arasındaki ilişkiyi tahmin etmek kolay değil. Burada söz konusu olan, yaratılacak iletişim yoluyla bireylerin önceden var olan görüş ve tutumlarını değiştirmektir. Bu bireysel tutum ve davranışlar belli çalışma koşulları ve yaşam koşullarının bir sonucu olarak gelişmekte ve toplumun eğitim sistemi içinde oluşmaktadır. Bunlar bireysel ve kolektif ihtiyaç ve teşvikler haline geldikten sonra alışkanlıklar halini alırlar. Alışkanlıklarımızdan, kültürel algımıza ve günlük yaşamımıza giren bu elementler müzikal algımızı belirlemektedirler. Ancak bu etkinliklerde var olan sabit alışkanlıklarımız ve predispozisyonlarımızı tek başına somut algılarımızı belirleyemez. Tersine algı, ulaşılmış ve alışılmıştan çıkarak devam eder. Sunulan müzik eserlerinde bireyler geleneksel değer örneklerini arayabilir ve yeni içerik ve formları da algılayabilir. Böyle bakılınca müzik dispozisyonal bir tedbir olarak, bireyin toplumda kendi ihtiyaç ve ilişki zenginliğini geliştiren bir öğe olarak görülmektedir.
Tabii ki iletişimin etkisi, başarılı olup olmaması kitlelerin veya bireylerin eğilim veya dispozisyonlarıyla bağlantılı, ama bir etkinliğe katılma kararı alındıktan sonra, katılımcılar, sunulan programın kendi görüş ve tutumlarına ters düşmesine rağmen, sunulanı kabul etmek zorundalar. Bu durum, dinleyici ile sunulan müzik arasına formel bir anlaşmayı getirmektedir. Böylece sunum, iletişim bileşeni ile grup iletişim bileşeni ile birleştirilmiştir. Bu durum kendisiyle bazı sonuçları getirmektedir. Sunum iletişim mekansal mesafe ile sahne ve dinleyici ayrışmasıyla karakterize edilmiştir. Sadece içsel bir algılama ile iletişim durumu ortaya çıkmaktadır. Bu durum müzik yoluyla iletişimi ve etkisini kısıtlı kılıyor. Grup iletişiminde mekan olarak birbirine yakın ve belli sayıda yönetilebilir, entegre olmuş uyumlu bir toplum iletişimi daha zengin kılmaktadır.
Sonuç olarak yapılan etkinliklerde müziğin iki özelliği öne çıkmaktadır: Aynı zamanda bir ideolojiyi ifade etmek ve onu korumak. Müziğin ideolojik etkisini kolektif algıdan, yani eşzamanlı çok dinleyicinin aynı mekansal ortamda sunulan müziği algılamasında anlamak mümkün. Kolektif veya kitlesel algılamada da müzikle dile getirilen ideolojik içerikler bireylerin aynı görüşteki topluluğa entegrasyonunu kolaylaştırıcı bir etki yaratıyor. Genel olarak sosyal ve ideolojik yaşam ilişkileri müziğin içeriği ile uyuşan dinleyici kesimin bu görüşlerini ve tutumlarını koruyup daha da geliştirdikleri gözlenmektedir.