Terim olarak kültür, maddi ve manevi olarak gelişen ve değişen toplumsal düzenlerin sonucu sosyolojik bir kavram olarak uygulanmasını bulmuş, bir nevi insanların gerek doğa ve gerekse kendi aralarında değişen ilişkilerin ifadesi olarak Ortaçağ ve modern toplumun sentezini teşkil etmektedir. İnsanın doğa ile ilişkisi sonucu oluşan nesneler ve teknikler de dahil olmak üzere, insanlar tarafından icat edilen ve nesilden nesile aktarılıp geliştirilen kültür, düşünce, duygu ve eylem biçimleri anlamında davranış kalıpların toplamıdır. Bu anlamda kültür, insanlık tarihinin gelişimi, toplumsal ilişkilerin yoğunlaşmasıyla paralel gelişen bir fenomendir. Bu nedenle "tarihsel süreç içinde gelişen maddi ve manevi değerlerin toplamı" olarak da tanımlanır. Toplumun manevi gelişimi ile maddi üretim ilişkileri ayrılmaz bir biçimde birbirine bağlılar. Bir toplumun kültürel değerleri aynı zamanda ekonomik ve sosyal yapıyla bağlantılı da gelişir. Aynı şekilde toplum bireylerinin yaratıcı etkinliği, sanat ve bilimin gelişimi de bu toplumsal yapıya bağlıdır.
Birey ve kültür
Kültür, spesifik bir fenomen olarak toplumsal gelişmelerin dışında değil, tam tersine toplumsal gelişmeye paralel ilerleyen ve dönüşen bir olgudur. Bunun için epistemolojik sübje olarak insan, kendiliğinden dünya üzerine bir yargıya varamaz. Aynı şekilde toplum da kendini insanlardan ayırarak özerk bir yapı geliştiremez. Her birey, belirli bir sosyal ve fiziksel çevrede algılanır ve belirli toplumsal norm ve düşüncelerle büyür. Sosyalizasyon sürecinde bireylerin birbirleriyle ilişkisi sonucu, birleşme ve muhalefet, işbirliği ve rekabet, yetki ve itaat, hak ve görev gibi olgular bireyin gelişimini belirler. Bireyin yaşam çerçevesini, onun içinde geliştiği grubun kültür, bilgi ve görüş seviyesi yönlendirir. Bu anlamda bireyin gelişim sürecinden fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması ve manevi olarak ahlaki değerlerin uygulanmasına kadar, kültür önemli bir rol oynar.
Bireyin estetik fikirleri de kültürün bir parçası olmayıp, kültürün bir ürünü olarak ortaya çıkar ve ait olduğu kültürün gelişen, dönüşen sosyalitesini ve içinde bulunduğu dönemin norm ve düşüncesini ifade eder. Bu bağlamda sanat faaliyetleri de kültürün bir ürünü olup, bireyin yaratıcı faaliyetlerinde belirleyici olur ve bireyin olaylar karşısındaki algılamasını, duygu ve düşüncelerini aktarma sistematiğinde önemli bir faktör konumundadır. Sonuç olarak birey, bir toplumun ve ilişkilerinin sonucu oluşan kültürün ürünüdür ve öncelikle kültüre bağımlıdır.
Kültür taşıyıcısı olarak müzik
Ülkemizde müzik, tarihsel ve toplumsal gelişim süreci içinde maddi ve manevi değerlerin taşıyıcı rolünü üstlenip, bir fenomen olarak spesifik fonksiyonlar içermektedir. Bir toplumun özellikleri, değer yargıları, onun coğrafi ve ekonomik koşulları, her zaman gerek anlatım gerekse de tasarım boyutuyla müzik formasyonunda kendilerini ifade eder. Bir sosyal normatif eylem olarak müzik, bireysel ihtiyacı karşılamaktan öteye, nesnel kültürün ve toplumsal entegrasyonun bütününe çok yönlü olarak hitap eder. Bu yönüyle kültürel adaptasyon, törelerin uygulanmasında, kolektif işlerde, sosyal geleneklerin taşırılmasında, estetik ihtiyaçların tatmini sürecinde önemli roller üstleniyor.
Bir toplumun sürekliliği, onun geleneklerine ve o gelenekleri geleceğe taşırma kapasitesine bağlıdır. Bu bağlamda toplumsal norm ve değerlerin, bilgi ve becerilerin transjeneratif iletimi önemli bir alanı teşkil etmektedir. Bu değerlerin iletiminde, gerek maddi gerekse de manevi boyutuyla selektif (seçici) olunmamaktadır. Bu kültürel değerler, tarihsel süreç içinde bireylerde köklü bir şekilde amaca, normlara ve duygulara dönüşür. Böylelikle oluşan toplumsal değerlerin ortak algılanması, düzenlenmesi, yeniden betimlenmesi toplumsal benliğin oluşmasında önemli etken olmaktadır. Toplum ile birey arasında bir iletişim aracı görevi gören müzik, aynı zamanda birey ve toplum arasında bir denge unsuru rolünü de oynamaktadır. Bu bağlamda sosyalleşme sürecinde müzik, bireyde istenen ve gerekli olan sosyal davranışları teşvik ederken, genç neslin toplumun bütün alanlarında sosyal entegrasyonu sağlar ve sürekliliği ve dengeyi sağlar.
Kültür ve etnik kimlik
Genel olarak halk kavramını üç önemli öğe oluşturmaktadır; dil, tarih ve kültür birliği. Bir halkın kimliğini oluşturan bu faktörler simge, mitoloji ve ritüeller vasıtasıyla bireylere aktarılmaktadır. Mitolojik efsaneler, toplumsal olayları anlama ve yorumlamada önemli olup, aynı zamanda kültürel öğelerin temsil edildiği bir alanı oluşturuyor. Mitolojide bir halkın gerçek kimliği de saklı bulunmaktadır ve bu mitoloji de sembolik ve imgesel anlatımlarla spesifik bir şekil alır. Bireyin kalıcı normlar ve davranış şekillerinin içselleştirdiği bir kültür ortamında aynı zamanda dış dünyanın anlamlandırıldığı ve olayların birbiriyle bağlantılarının açıklandığı bir simgesel araçlar sistemi vardır. Bunlar, kolektif duyguların oluşmasında ve toplumdaki gizemli olayları anlamamız için yol gösteren olgulardır.
Belli sembolik eylemler dizi, değişmeyen kurallar, davranış şekilleri, toplumun ritüellerini oluşturmaktadır. Ritüeller toplumda, bireysel tecrübeleri düzenlemek, karşılıklı ilişkileri zaman ve mekansal açıdan devam ettirmek ve toplumsal bağlılığı güçlendirmek gibi görevler üstlenir. Bu açıdan tarihsel süreç içinde oluşan ve halk kimliğimizi oluşturan etmenlerin gizemli toplumsal gerçeği efsanelerde (Newroz efsanesinde olduğu gibi) gizlidir. Bu gerçeklik toplumsal bir algılama olarak gerek ritüel gerekse de simgesel araçlarla nesilden nesile aktarılır.
Toplumumuzda cereyan eden tarihi olaylar üzerine çok sayıda şarkı ve hikaye anlatılmaktadır. Bu şarkılar genellikle olayın vuku bulduğu anda gerek olay hakkında bilgilendirme ve gerekse de olayı etkileme amacıyla yapılır. Böylelikle hem bireylere anında olaylar hakkında bilgi verilir hem de gelecek nesillere geçmiş zamanın ruhu hakkında bilgiler aktarılır.
Elbette ki bu sadece öznel izlenimleri içermekte ve tarihsel olayların rekonstrüksiyonu (yeniden inşa edilmesi) üzerine yeterli ve güvenilir kaynak teşkil etmemektedir ancak haber ve görüş niteliğini taşımaktadır. Çünkü bu şarkılar olayların özel koşulları üzerine değil de, daha çok olayın sürecini açıklayıcı niteliktedirler. Sanat eserleri genellikle toplumsal bilincin bir yansıması ve onun gerçeklikle olan ilişkisinin bir ifadesidir. Bu özelliğiyle sanat eserleri tarihsel olayları hem kayıt edici, hem yapılandırıcı hem de tasarlayıcı konumundadır. Özellikle lirik-epik şarkılarda tarihi olaylar ve kişilikler gerek yere gerekse zaman belirtilerek anlatılır ve bu özellikleriyle tarihe kaynaklık ediyorlar.
DR. XEMGÎN BÎRHAT: Kültür nedir?