“Kosmos kaostan doğdu” derler. İmralı’da PKK Önderi Öcalan, “kafaları karıştıran” ve onun teorilerinden bihaber olanlar için “karmakarışık” işler yapıyor. Başlangıçta, bu satırların yazarı da içinde olmak üzere, çoğumuzun aklına pek de yatmayan “yeniden denemeler süreci” diyebileceğim bir yöntemle “yazıyor, siliyor, yeniden yazıyor”. Ne çelişkiden, ne “tutarsızlıktan”, ne “yanlıştan” korkuyor. O nedenle onun otuz yıllık ideolojik, politik ve askeri savaş sürecinde sınanan görüşleri “fabrikasyon mamullerinden” farklı olarak, “standart”lığa meydan okuyor.
Yani onun “sürekli gelişen” teorisinin ışığında yürüyen bu örgütsel, toplumsal “kuruculuk” da bir “süreç.” Süreç olduğu için, tamamlanmamış olduğu için “içinden çıkılmaz bir kaos” görüntüsüne aldanmamak gerek. Bir ressamın ilk eskizlerine bakanların, “bu ne biçim resim” demesi gibi, Öcalancı hareketin “eserine” “tamamlanmış“ bir “eser” gibi bakanlar, ondan hiç bir şey anlamayacaktır. Ya da şöyle diyelim: “tamamlanmamış“ ve “süreç” içinde kendini yenileyerek, inkar ederek, kah şurasındaki teorik temeli yeniden “atarak”, kah burasındaki pratik hatayı bulup çıkararak, büyük bir mücadelenin içinde kendi kendisini yeniden üreterek büyüyen ve ancak böyle tamamlanan, tamamlanır tamamlanmaz eskiyen ve yeniden başlayan bu “kuruculuk süreci”ni “tamamlanacak resim” gibi inceleyen, ondan hiç bir şey anlamayacaktır.
Kürdistan’daki kuruculuk sürecini “tamamlanacak bir resim” gibi değil, yaşanacak bir “film” gibi anlamak gerekir. O zaman da ressamın karşısında “kıpırdamadan” poz veren bir “model” olmak yerine, hiç bir sinemada gösterime girmeyen, ama yaşanan bu filmin “içinde hareket halinde olmak” gerekir.
“İçinden tek bir taşın bile oynatılamayacağı, oynatılırsa yıkılacağı“ söylenen “dogmatik Marksizm”den çok farklı bir “düşünsel ve eylemsel” öğreti ve pratikle karşı karşıyayız. Sabahtan akşama kadar aktüel politik yorumlar yazan bir insan olarak, bu “soyut” lafları boşuna etmiyorum.
Beni bu satırları yazmaya zorlayan sebep, düne kadar pek de “anlamadığım” şu “HDP” ile “DTK” işini, DTK’nın son Kongresinde ansızın, biraz da “yaşlılıktan” olsa gerek “gecikerek” anlamaya başlamış olmamdır.
“Vay canına, dedim, demek ki, yıllar önce kurulan DTK ile, ondan çok sonra kurulan HDP, bu ikisinden önce hazırlanan stratejik bir yönelimin ya da “organik bir bütünün” birbirini tamamlayan, birbirinden koparıldığı anda kaosa yol açacak olan “iki parçasıymış”.
Ne gibi?
Ben size anladığımı söyleyeyim:
Bu iki örgütsel, kurumsal hareket, tek bir “demokratik uluslaşma sürecinin”, birbirinden ayrılmaz iki yönü.
HDK-HDP’yle “Türkiyelilik” pratiğe geçiriliyor; DTK ile “Kürdistanilik” hayat buluyor; bu ikisi “demokratik uluslaşma sürecinin” örgütsel motoru oluyor,
Ve işte o nedenle, kabaca söylersek, HDP’yle Türkiye Cumhuriyeti’nin parlamentosuna “ortak vatan”da Türkiyelileşmek için katılınıyor; DTK ile ise, “öz yönetim” ya da “demokratik özerklik” için, “Meclisleşme” başlatılıyor.
Bunlardan birisi “aksarsa” sistem çalışmaz ve hem Türkiye’nin, hem de Kürdistan’ın başına işler açılır.
“Kürdistanileşmek” başarılamazsa, “Türkiyelilik” kendiliğinden “tasfiyeciliğe” dönüşür... Asimilasyon, inkar ve imha galip gelir. Ama eğer “Türkiyelilik” başarılamazsa, “Kürdistanilik” kendiliğinden “ulus devletleşme” sürecine dönüşür, “demokratik uluslaşma sürecinin” yerini “ilkel milliyetçileşme süreci” alır. Sonunda büyük ihtimalle, birbiriyle sürekli savaşan “iki düşman ulus devlet” Ortadoğu’nun kaderini paylaşır.
Kongre’de okunan Öcalan’ın selamlama mesajı, DTK’nin Sonuç Bildirgesi ve seçilen organların “demokratik uluslaşma sürecini” simgeleyen bileşimi ve iki eşbaşkanın kimliği ve yerel seçimlerde HDP’nin yüzde on barajını zorlaması; sonra... Rojava Devrimi… Maxmur savunması, Şengal “koridoru”...
Bütün bunlar, “kaostan kosmosun doğmakta olduğunu” göstermekte...
Hatip Dicle ve Selma Irmak’ın, tüm DTK üyelerinin başarılarını heyecanla bekliyoruz...
DTK kongresi hakkında soyut bir yazı denemesi
Kürdistan’ı ziyaret edenler, “örgüt çokluğuna” şaşırıp kalıyor. Kimisi “HDP varsa, bu DBP de ne; HDK varsa, DTK’nin yeri ne?” diye sorup duruyor.