
YEREL SEÇİMLER GÜNDEMİ
Welat Şeyhmus Kaya’yı Kürdistan’da tanımayan var mı? “Hebûn” bir efsane. Kime sorsanız, size şöyle diyecekler: “O, 15 Ağustos günü, Welat Şeyhmus ile Jiyan Amed’in düğünü vardı, biz onlar birbirleriyle evleniyor sanırken, işler başkaydı, Welat ile Jiyan aslında o gün, yani PKK’nin kuruluş gününde ömürlerini PKK ile birleştirmişlerdi...”
Evet. Herkes Welat’la Jiyan evleniyor sanırlarken, bu iki genç yürek düğünü basan askeri birliklerin arasından sıyrılmış dağın yolunu tutmuştu.
Bağlar Belediye Eşbaşkan adayı Birsen Kaya Akat’la o günleri konuşuyoruz: “Şeyhmus (Hebûn) bizim ailenin itirazlarına aldırmadan, düğünün 15 Ağustos’ta yapılmasını istedi. Yıl 1991. O günler hala herkesin hafızasında. Savaşın en amansız günleri. Böyle bir zamanda PKK’nin kuruluş yıldönümünde düğün yapmanın ne demek olduğunu bilirsiniz. O gün düğüne çağrılanlar geldi. Ali Pınar Mahallesi doldu taştı. Düğün değil, serhildandı. Hatip Dicle, Leyla Zana, HEP milletvekilleri, partililer, halk ordaydı.”
O zaman anlamışlar ki, Şeyhmus “düğün” yapmıyor. İki genç hayatlarını birbiriyle değil, devrimle, PKK ile birleştiriyor. Bunu yalnız onlar değil, devlet de böyle anlamış. Düğün yerinin etrafı askeri birliklerle çevrilmiş. Ve gelen konukların çok önemli bir kısmı, gizlice mahalledeki evlerde saklanmış. Üç yüz kişi gözaltına alınmış. Ve Şeyhmus, geline verilen altınları alıp, Jiyan’la askerlerin arasından sıyrılmış. Altınları PKK’nin askeri sorumlusuna verip, her iki genç dağın yolunu tutmuş. Yıl 1991 aylardan Ağustos’un 15’iymiş...
Şeyhmus Kaya’nın ablası ve Bağlar Belediye Eşbaşkan adayı Birsen Kaya Akat ailenin devrimci geçmişini bize anlatıyor. Özeti şöyle: Welat o günden sonra gerillaya katılmış. Genç yaşında, Amed 2. bölge komutanı oluyor. Licê kırsalında görev almış. Ve orada da şehit düşmüş. Yıl 1992, Ağustos’un 6’sı... Şimdi Welat Şeyhmus Kaya Bağlar’da, Ali Pınar mezarlığında yatıyor. Yanında da ağabeyi Suphi Kaya. 14 Mayıs 1994 günü Çiller’in “ölüm listesini” ilan edişinden iki ay sonra “faili belli” cinayetlerden birinin kurbanı...
Ya Jiyan Amed?
O hala Kandil’de...
Ve hayat akıyor. Günlerden bir gün, Şeyhmus’un ablası Birsen Kaya, Bağlar Belediye eşbaşkanlığına aday oluyor.
Kimle yarışıyor?
Şimdiki Bağlar Belediye Başkanı Yüksel Baran’la... Birsen Kaya anlatıyor: “Biliyor musunuz, diyor, Yüksel benim için Welat’ın anısından yadigar...” Şaşırıyoruz. “Neden?” diyoruz. 1990 katılımlı Yüksel Baran’la Hebûn’un yolu bir ara dağda kesişmiş.
Hayat ne büyük sürprizlerle, rastlantılarla dolu...
Şehîd namirin
Bağlar Belediye Eşbaşkan adayı Birsen Kaya Akat’la birlikte Welat Şeyhmus Kaya’nın ve ağabeyi Suphi Kaya’nın yattığı Mezarlığa gidiyoruz. Biz Bağlar İlçesinin iki şehidini anarken, Birsen Kaya “şu gördüğünüz de amcamın mezarı” diyor ve sonra ekliyor; “Onun da yanında iki oğlunun mezarı olmalıydı. Kemal Kaya 1993’te, Fatih Kaya ise 1999’da (Beytüşşebab’da) şehit düştüler.” Sonra, resimde yanımızda görünen genç adamı işaret ederek, “Bu da Merwan Kaya, Kemal’in oğlu...” Şehitlerin yattığı mezarlık, Şeyhmus’un “düğününün” yapıldığı Ali Pınar Mahallesi Meydanı’nın bir kaç yüz metre yakınında.
En başarılı Belediye
Yüksel Baran, Bağlar’da yerel yönetim bayrağını Yurdusev Özsekmenler’den almıştı. Şimdi bu bayrağı Birsen Kaya Akat’a devredecek. Devredecek ama, henüz o gün gelmedi. Yüksel Baran Belediye’de görevinin başında. Beş yıllık planlamada halka verdiği sözlerin tamamını yerine getirmek üzere, son adımları atıyor. Biz onun ağzından “başarılarını” dinlemek istiyoruz. Her konuda konuşuyor, iş “şahsi başarılara” gelince duymazdan geliyor. Onun yerel yönetimdeki başarılarını bilmesek, “Anlaşılan bu Heval bu işi başaramamış” diyeceğiz.
Ama öyle değil. Hatta “öyle değil” yetmez. “Hiç öyle değil.”
ANDİ araştırma şirketi son üç yıl boyunca, her yıl 6 ayda bir yaptığı araştırmalarında Yüksel Baran’ın başında olduğu Bağlar Belediyesi’ni Amed’in en başarılı Belediyesi ve Türkiye çapında da en başarılı 7. Belediye olarak ilan etmiş. Bu “kolay elde edilebilecek bir başarı değil...”
5 yıldır Bağlar’da Baran ve arkadaşlarının yaptıkları hizmeti anlatmayacağız...
Dağda sınav ovada sınav
Kim nereye geliyorsa, bu Kürt halkının iradesiyle oluyor. Halk, bağrından çıkardığı evlatlarını hayatın her boyutunda her gün, her saniye sınavdan geçiriyor. Devlet, Yüksel Baran’ın 1990’da “dağ kadrosuna” katıldığını iddia ediyor. Keşke iddia etmekle kalsa. Bir de bir fırsatını bulup, onu 13 yıl hapse mahkum ediyor. Halk devletin ölüm kusan aygıtına karşı sınavdan geçirdiği devrimciyi, bu defa sınavların en zoruna sokuyor. Nicesi gibi Yüksel Baran da, bu defa “ovanın silahsız yolunda” yürümeye halk tarafından “mahkum” ediliyor.
Konuşuyoruz: “En zoru da bu Ovanın siyaset yolundan yürümek, çünkü ayakta mekap yok” diyoruz. Gülüyor... Kürt halkının siyasetçisi için “bir kerede” sınıfı geçmek imkansız. Diyelim ki, “dağ” sınavını geçtin. “Bağ” sınavı büsbütün çetin. İnsan dağda canından olabilir. Ama ovada namusundan olmak en fenası. Yüksel Baran da içinde, BDP’nin yüz belediyesi her gün devletin denetiminde. Bir tek belediye başkanı yolsuzluktan suçlanamadı. Belediye başkanlarını “KCK’den” hapse attılar. Ama “ayakkabı kutusundan” atamadılar.
O da pek çok belediye başkanı gibi beş yılını başarıyla doldurdu. Şimdi yeni görev alacağı Nisan ayını iple çekiyor. Kürdistanlı kadın ve erkek devrimciler için, yürünemeyecek yol, katlanılmayacak zorluk ve terk edilemeyecek rütbe, makam, şan ve şöhret yok...
Büyük devlet demek büyük hırsızlık demek
Dicle dönüşü Yenişehir Belediye’sine uğruyoruz. “Biz burada seçim yarışına yüzde 80’le başlıyoruz” diyor Mehmet Selim Kurbanoğlu. Yenişehir Belediye Başkanının bu sözlerinden pek bir şey anlamıyoruz. Ne demek istediğini soruyoruz. Anlatıyor. “Hay Allah” diyoruz.
Meğer Yenişehir nüfusunun yüzde 20’si “devlet”miş, ancak yüzde 80’ni “sivil toplum”muş. Subaylar, polisler, Valiler, kaymakamlar, bürokrasi, bunların yakınları falan derken, yüzde yirmilik bir “devlet” Yenişehir’de “sivil topluma” karşı oy kullanıyormuş. Bu yüzde yirmilik devletin içinde herkes varmış. “Ülkücüsü, Cemaatçisi, Milli Görüşçüsü, Kemalisti, başında ‘işçi’ yazan sözde solcusu” herkes... Ama bunlar Fırat’ın Batısı’nda birbiriyle ölümüne boğuşurken, burada tek bir “devlet” partisine oy veriyorlarmış. Bugünün devlet partisi de AKP imiş...
Kadın eşbaşkan adayı Ülkü Baytaş, “devlet dediğin eril bir kurumdur ve şimdi bizlerin yaptığı Kürdistan’da bu 5 bin yıllık eril kültüre devrimci bir müdahaledir” diyor.
Soruyoruz: Bu eril kurumun ordusu, sizin Dicle kıyılarını boydan boya işgal etmiş; bir kentin ta içinde, depoları tepeden tırnağa kadar patlayıcı dolu askeri birliğin ne işi olabilir? Amed’in en verimli toprakları, turizme elverişli en geniş alanları böylece halkın hizmetinden uzakta, hiç bir ürün vermeden boşuna bekliyor... Buraları “sivilleştirmeyi” düşünmüyor musunuz?
Her iki eşbaşkan sorumuzu gülümsemeyle karşılıyor.
“Biz sözüyle eylemi bir olan insanlarız. Şu anda hemen yapamayacağımız hiç bir vaatte bulunmayız. Ancak...”
Belediye Eşbaşkanı susuyor: “Ancak dediniz, nedir bu?” diyoruz.
“Şudur, diyor. Biz ‘sivilleştirmeye’ başladık bile... Dağ kapıdan Seyrantepe dört yola kadar askeriyeye ait arazinin duvarının 14 metre geriye çekilmesi için Tugay’la bir anlaşma imzaladık. Uzunluğu 3 kilometre, eni 14 metre olan bu arazi yaklaşık 32 bin metre kare ediyor. Biz önümüzdeki dönemde, Amed’e ait bu alanı “sivilleştirip” Yenişehir halkının hizmetine açacağız...”
Her iki “başkan adayı”, Ankara’nın etkisini “minimize” etmekte kararlılar. Aklımıza, Erdoğan’ın “BDP’yi minimize etme” sözleri geliyor. İçimizden gülüyoruz, çünkü şimdi “devlet partisi” olarak kendisi burada “minimize” oluyor. Böyle giderse devleti bekleyen kader de bu. “Merkeziyetçi devleti ne kadar küçültürsek, bürokrasiyi ne kadar daraltırsak, örneğin Valileri, kaymakamları seçimle getirirsek, hırsızlık da o kadar az olacak, yolsuzluk da... Çünkü bu yolsuzluk dediğiniz şey parası olanın devlete verdiği rüşvet sistemi... Büyük devlet demek büyük hırsızlık demek, küçük devlet demek küçük hırsızlık demek...”
Bu sözlerle birlikte durum aydınlanıyor. Adem-i merkeziyetçilikle yolsuzluk arasındaki sebeb-sonuç ilişkisini hiç kimse bu iki eşbaşkan kadar böyle açık seçik bir şekilde anlatmamıştı. Onlara başarılar dileyerek ayrılıyoruz...
Belediye içeri, uyuşturucu dışarı
Yenişehir Belediyesi her yıl 1500 çocuğu yüzme havuzuyla tanıştırıyor. Başkan, “bu elbette sembolik bir sayı, ama çocukların bilincinde yüzmenin sağlıkla olan ilgisi hakkında bir iz bırakıyoruz...”
Ne yazık ki, Ankara’dan yönetilen eğitim sistemi, çocukların beden sağlığını hesaba katmıyor. Yarın demokratik özerkliğin tüm kurumlarıyla inşa edilmesiyle birlikte, eğitim işleri de özerk yapıya devrolacak. İşte o gün Yenişehir Belediyesi belli oluyor ki okulları yüzme havuzlarıyla bağlayacak.
“Yalnız bu değil” diyor Eşbaşkanlar. Onlar uyuşturucu ile mücadele kapsamında Belediye’nin okullarla işbirliği için başvurmuşlar. Sonuç sıfır. Devlet öyle bir devlet ki, okullara Kürt halkının yönetimindeki Belediyeler gireceğine uyuşturucu satıcıları girsin, daha iyi anlayışında. Ama Demokratik Özerklikle birlikte halkın yerel yönetimleri tüm eğitim kurumlarına uyuşturucuyla mücadele için “girecek”, ve okullardan “uyuşturucu tacirleri” defolup gidecek...
TİP'den BDP'ye uzanan yol...
Şu sıralar, örneğin Lice’de ortalığı bir birine karıştıran Hüda-Parcıların “büyükleri” bundan yaklaşık 20 yıl önce 1993 yılında lokantada yemek yemekte olan bir insanın üzerine bir şarjör mermi boşaltmıştı. Tam yedi mermi bu insanın bedenine isabet etmişti. Kendilerine “Allahın Partisi” adını yakıştıranlar, Allahın verdiği canı almaya kalkmışlardı. Allah (CC) ise bu insanı korumuştu. Bize dediler ki, bu insanın bedeninde o kurşunlardan ikisi hala durmakta.
Kim bu insan?
Bu insan, Şeyh Said’in kardeşi Şeyh Abdürrahim’in oğlu ve şimdi Belediye eşbaşkan adayı BDP’li Abdülsamet Bilgin’in babası Feyzi Bilgin... Daha önce TİP’te, filozof Muhyeddin ile birlikte çalışmış. Aynı aileden Muhyeddin, Birinci Dünya savaşında Ruslara esir düşmüş, sonra Sovyet Devrimine katılmış. Bu tarihi gerçek Feyzi Bilgin ile günümüzle bağlanmış: Feyzi Bilgin PKK isyanının ilk yıllarında 1987 yılında tutuklanmış. Şimdi oğluyla birlikte “demokratik ulus, demokratik özerklik, demokratik cumhuriyet” yolunda, elindeki bastonla ve “genç bir ruhla” yürüyor.
Onu iki eşbaşkan adayla birlikte bir başka seçim bürosunda ziyaret ettik. Bu yaşlı Çınar’a, kendisinin vurulmasından yirmi yıl sonra, yine aynı Hizbulkontralar tarafından sırtından ölümcül bir şekilde yaralanan ve yine bu “sahte Allahın Partisi”nin şerrinden Allah (CC) tarafından korunan, Liceli Ömer kardeşimizin selamlarını ilettik. Biz ordan çıkmıştık ki, Behram Bilgin’le karşılaştık.
Kim mi Behram Bilgin? Behram Bilgin, BDP eşbaşkan adayının amcaoğlu. Kampanyaya destek için orada ve aynı zamanda da, PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın Tapu Kadastro’da uzun yıllar birlikte çalıştığı iş arkadaşı... Nereden nerelere...
Özerkliği inşa süreci böyle bir şey!
Genç Amedliler yerel seçimler öncesi Cegerxwîn Kültür Merkezi’nde toplanmış. Biz de gidiyoruz. Oturacak yer bulamayanlar ayakta izliyor toplantıyı. BDP’li Belediye Eşbaşkan Adayları Kışanak ve Anlı da orada. Gençlerin yeni Amed Belediyesi’nden beklentilerini, önerilerini, eleştirilerini dinliyorlar. Divan söz isteyenleri sıraya koyuyor. Her kesimden genç, binlerce öneri ve eleştiri sıralıyor. Salonda muazzam bir canlılık var... Adeta BDP’nin “öz yönetimle özgür kimliğe” sloganı vücut bulmuş. Buna giden yolun coşkusu, gençlerin sözlerine, yüzlerine yansımış. Kulise çıkıp gençlerden Birgül, Remziye, Ömer, Yunus, Kezban, Ahmet, Didem, Metin ve Yusuf’la konuşuyoruz.
Uzun vadeli sürekli planlama
Megam-Der Sağlık Komünü’nden gençler ‘madde bağımlısı’ gençlere yönelik çalışma içinde. Bununla mücadele için Belediye eliyle il çapında öncelikle merkezi bir koordinasyonun kurulması gerektiğine işaret ediyorlar. Sağlık Komünün’den gençler kendilerinin bir inisiyatifle bu mücadeleyi yürüttüklerini ancak bunun bir yasal dayanağı olmadığı için zorlandıklarını söylüyorlar. BDP’li Eşbaşkan adaylarına bu taleplerini iletmek için toplantıya katılmışlar.
Dikmek bir iş korumak ayrı iş
Çevre için harekete geçenlerden bazıları ağaç dikme inisiyatifi kurmuşlar. Yeşil Amed için birkaç yıldır Talaytepe ve Barış Ormanları’na ağaç dikiyorlar. Son üç yıldır kendi imkanlarıyla 1500 ağaç dikmişler. “Dikiyoruz ama ağaçların korunması lazım. Eşbaşkan adaylarından bu anlamda destek istemek için toplantıya katıldım.”
El ele verelim el açtırmayalım
Metin, Sarmaşık Derneği’nin devasa çalışmalarını anlatıyor. Savaş yüzünden şehre göç eden ailelerle, yoksul ailelerle dayanışmak için hummalı bir çalışma içindeler. 2006 yılında bir anket yaptıklarını, anket sonucunda dayanışma içinde olunması gereken 5 bin aile tespit ettiklerini söylüyor Metin. Bu ailelerden 3840’ına ulaşmışlar. Bu yaklaşık 30 bin kişiye tekabül ediyor. Dernek Gıda Bankası kurmuş. Ailelere çek veriliyor. Aile o çekle gıda bankasından istediği alışverişi yapıyor. Bir de çocukların eğitim masrafları için gereken destek sağlanıyor. Devlet şiddeti mağdurları öncelikli destek sunulanlar arasında. Metin, düzenli olarak 8 bin bağışçılarının olduğunu anlatıyor. Yardımların yüzde 60’ı belediyelerden geri kalanı diğer kişilerden geliyormuş. Kürdistan’da 9 ilde faaliyet yürütüyorlar ancak tüm illerde faaliyet yürütmek hedefleri. Okuttukları öğrenciler de var Sarmaşık Derneği’nin toplam 124 öğrencileri var. Metin, gençlere “el ele verelim el açtırmayalım çağrısı yapmak için toplantıya gelmiş.
LBGT bireylerin talepleri…
LBGT bireyler de Genç Amed toplantısına sorunlarını ve önerilerini paylaşmak için gelmiş. Kuliste Didem Zara ile konuşuyoruz. Didem bize Emniyet’in Valiliğin, transfobik ve homofobik olduğunu söylüyor. BDP’nin homofobiye karşı olduğunu bildikleri için Belediye’den kadınlara olduğu gibi LBGT bireyler için de Danışmanlık Merkezi kurulmasını istemek için toplantıya katılmışlar. Eşbaşkanlar notlarını almış. Didem, “Bu danışmanlık merkezinde psikologlar da olmalı. Çünkü, eşcinsel birey açığa çıktığı andan itibaren çoğunlukla aile ve çevresi tarafından dışlanıyor ve baskıya maruz kalıyor. Belediye, LBGT’lerle her türlü dayanışma içine girebilmeli” diyor. Biz de Didem’e katılıyoruz. Didem, “BDP’li belediyeler bizleri homofobik emniyete ve valiliğe muhtaç etmemeli” çağrısı yapıyor.
Gençler kararlara katılmak istiyor
Genç kadın ve erkek sporcular da sorunlarını iletmek üzere toplantıya katılanlardan. Büyükşehir Belediyesi kadın ve erkek voleybol takımından Birgül, Remziye ve Ömer sıkıntılarını ve spor faaliyetlerinin yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla toplantıya katılmışlar. Türkiye çapında dereceleri de var. Belediye’nin sportif faaliyetlerinin tüm gençlere yayılmasını istiyorlar. İlk defa böyle bir toplantıya katılıdıklarını dile getiren gençlerin pırıltılı yüzlerinde güvenli bir gülümseme beliriyor. Halkı katmak, halkı söz ve karar sahibi yapmak buralardan geçiyor. Demokratik özerkliği inşa süreci bu olsa gerek... YARIN: Karaz (Kocaköy), Hezro (Hazro), Erxenî (Ergani) ve Sur
HAZIRLAYAN: VEYSİ SARISÖZEN/OÐUZ ENDER BİRİNCİ