Tırnak içerisine aldığım başlık bu memleketin kaderinde 45 yıl söz sahibi olan Süleyman Demirel’e aittir. Sadece Demirel değil, TC’nin birçok politikacısı için “dün dündür, bugün bugündür” politikası geçerlidir.

Bu politikacılardan birisi de TC’nin 10. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Erdoğan, Refah Partisi İl Başkanlığı döneminde partisi için “Kürt raporu” hazırlatmış bir politikacıdır. Hazırlattığı rapor’da Kürdistan’dan, anadilinde eğitimden, federasyondan bahsedilmektedir.

2002 yılında Moskova’ya yaptığı bir seyahat sırasında Kars’lı bir işçinin kendisine sorduğu “Kürt meselesini nasıl çözeceksiniz” sorusunu, “Kürt meselesini düşünmezseniz böyle bir sorun da olmaz” biçiminde yanıtlamıştır.

2005 yılında Diyarbekir’de “Kürt sorunu benim sorunumdur. Tüm Türkiye’nin sorunudur, mutlaka çözülmesi gerekir” demiştir. Kendisini karşılamaya gelenlerin azlığına kızan sol-liberal yazarlar her zaman olduğu gibi Kürt Özgürlük Hareketi’ni suçlamışlardı.

Oslo görüşmelerinde masanın devrilmesinde kendisinin ve derin devletin Kürt sorununun çözümünü sürece yayma, süreç içerisinde küllendirmeye bırakma politikasının etkisi olmuştur.

2012 yılının Eylül ayında MİT Müsteşarını PKK lideri ile görüşmek için İmralı adasına gönderen de kendisidir. Bu tarihten itibaren bugüne kadar İmralı’da PKK lideri ile kendisi adına başlarında MİT Müsteşarının bulunduğu bir heyet rutin olarak görüşmeleri sürdürmüşlerdir.

Dolmabahçe’de İmralı Heyeti ile 10 maddelik metin üzerinde mutabakata vardıklarını, İmralı Heyeti ile birlikte kamuoyuna açıklayan kendisinin eski başdanışmanı, çözüm sürecinin aktörlerinden olan Başbakan Yardımcısı Akdoğan’dır.

Her zaman olduğu gibi seçim sürecine girildiği bugünlerde Erdoğan yine 180 derecelik bir dönüş yaparak “Kürt sorunu yoktur” demiştir.

Yapılan kamuoyu yoklamalarında HDP’nin seçim barajını geçeceği anlaşılınca Erdoğan’ı başkanlık krizi tutmuş, dün söylediklerinin tamamen tersini söylemeye başlamış, çözüm yerine savaş tamtamlarını çalmaya başlamıştır.

Bu haleti ruhiye içerisinde “toplu açılışlar yapmak” kılıfı altında kurucusu olduğu AKP’nin seçim propagandasına katılım sağlamak üzere Türkiye’nin çeşitli vilayetlerini gezip miting düzenleyen Erdoğan’ın son günlerdeki durağı ise Kürt illeri olmuştur. AKP’li bakanları ile birlikte seçim propagandasına katılan Cumhurbaşkanı Kürt illerinde gerekli ilgiyi göremeyince HDP’ye daha çok yüklenmeye başlamış, HDP’yi faşist paramiliter gruplara hedef olarak göstermiştir. Son günlerde HDP’ye yönelik saldırıların temelinde HDP’yi hedef gösteren anlayış yatmaktadır.

Müzakere süreci Erdoğan tarafından dondurulmuştur. İmralı’daki görüşmelerin masa etrafında yapıldığını unutan Erdoğan masa etrafında oturmanın “örgütü taraf olarak kabul etmek olduğu” açıklamasını yaparken “dün dündür, bugün bugündür” politikasını temel alarak en azından açlık grevini sonlandırmak için İmralı’ya heyet gönderdiğini unutmuştur. Erdoğan’ın hafızası nisyan ile malul olabilir ama Türkiyelilerin, özellikle Kürtlerin hafızaları yakın geçmişi anımsayacak kadar berrak ve tazedir.


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:

* 4 Mayıs 1937’de Dersim Soykırımı başladı.

*  4 Mayıs 1995’te kayıp anneleri Galatasaray Lisesi önünde ilk oturma eylemini başlattılar. Cumartesi Anneleri olarak anılan kayıp annelerinin eylemi bugüne kadar devam ediyor.

* 5 Mayıs 1932’de Kürtlerin batıya sürgün edilmelerini sağlayan “Mecburi İskan Yasası“ TBMM kabul edilerek yasallaştı.

* 6 Mayıs 1996’de Şam’da PKK Lideri Öcalan’a bombalı suikast düzenlendi.

* 7 Mayıs 1639’da Kürdistan Kasr-ı Şirin antlaşması ile ilk defa Osmanlı ve Safevi İmparatorluğu arasında bölündü.

* 8 Mayıs 2001’de PKDW üyesi Kürt aydını, yazarı Dr. Rodi Demirkapı Almanya’nın Köln şehrinde yaşamına son verdi. 

* 9 Mayıs 1992’de Kürt Hozanı ve gerillası Mizgin (Gurbet Aydın) Tatvan’da TSK ile giriştiği çatışmada yaşamını yitirdi.