Geçen sene Kobanê'yi tanklarla kuşatan DAİŞ (IŞİD) çeteleri, halkı hem toplarla katlediyor, hem de açlığa susuzluğa mahkum ediyordu. Halk açlıktan, susuzluktan, ilaçsızlıktan kırılıyordu. Kobanê aynı zamanda ambargo altındaydı. Dışarıdan gönderilen gıda ve ihtiyaç maddeleri AKP devleti tarafından sınırlarda bekletiliyor, kamyonlar içinde çürüyüp gidiyordu. DAİŞ'e TIR'larla silah gönderen Erdoğan, Kobanê'ye gidecek insani yardımlara bile ambargo koyuyordu. Kobanê halkının bu şartlarda kahramanca direnişi bütün dünyada yankılandı. Kürdistan'ın bütün parçalarını ve dünya kamuoyunu ayağa kaldırdı. Ondan sonradır ki, Kobanê üzerindeki utanç verici kuşatma kırıldı. Ağır bedellere rağmen, düşman karşısında eğilmeyen Kobanê halkı sadece Kürdistan halkının değil, tüm insanlığın onurunu korudu. Tarihe unutulmaz bir özgürlük destanı yazdı. Kobanê'de yenilen DAİŞ çeteleri kanlı saldırılarına başka yerlerde devam ediyor. Hala toparlanıp Rojava devrimini yıkma planları yapıyorlar.

DAİŞ'in suç ortağı ve destekçisi AKP şefleri ise saldırılarını Kuzey Kürdistan halkına yöneltti. Yıllardır sürdürülen diyalog sonucu Dolmabahçe mutabakatı imzalanmış ve açıklanmıştı. "Silahlar sussun, siyaset konuşsun" diye özetlenen siyasi çözüm süreci emekçi halklarda büyük umut yaratmıştı. Ama halkların umudu artıkça saraydaki diktatörün umudu azalıyor ve huzuru kaçıyordu.

Erdoğan ve AKP diktası, çıkardıkları İç Güvenlik Paketi adlı yasa ile saldırıya geçti. Anketlerde hızla yükselen HDP oylarına karşı, kendi oyları da hızla düşüyordu. 7 Haziran seçimlerine giderken Erdoğan-Davutoğlu ve tetikçi havuz medyasının HDP'ye karşı yaptıkları saldırıları hatırlayın. Bunlara paralel olarak sokak çeteleri o zaman da HDP binalarına-mitinglerine saldırıya geçmişti. Yüzlerce binası, mitingleri saldırıya uğrayan, onlarca üyesi katledilen HDP, bütün saldırıkara rağmen seçimlerde büyük başarı elde etti. AKP diktası da büyük oy kaybetti ve halk tek parti diktasına hayır dedi. Ama diktatörler seçimi kaybetse de gitmeyi kabul etmiyor. Halkın iradesine rağmen zorbalıkla iktidarda kalmaya çabalıyor. Suruç Katliamıyla başlattıkları katliamlar bunun içindir. Bunun adına da "Kamu düzenini sağlamak" diyorlar.

Binlerce asker ve polisin kuşatmasındaki Cizre'de ekmek, su, ilaç, elektrik yok.

Ama kamu düzeni korunuyormuş.

Öyle bir düzen ki sokağa çıkmak yasak. Ama evinde bebek ve anneler de kurşunlanıyor.

Hastalara ilaç yok. Yaralananlar hastaneye gidemiyor.

Ölenler gömülemiyor, cenazeler çürüyor, kokuyor.

Çeteler sokaklarda kan döküyor, resmi güçler şehirleri kuşatıyor, sivil halkı katlediyor.

Ama kamu düzeni korunuyormuş. Batsın sizin kamu düzeniniz.

Türk-İslam sentezinin melez-ucube yaratığı AKP diktasının Türkçülüğü, ırkçılığı açıkça ortada ama İslamcılığı nerede?

"Hasan dağı Hasan dağı 

Eğil eğil, eğil bir bak 

Sıkıyor zincir bileği 

jandarmada din iman yok!" 

diyordu Ruhi Su.

"Cudi Dağı, Cudi Dağı, eğil de bir bak!

AKP diktasında din iman yok!"

Evren-Esat Oktay zulmü yenildi, Mazlum Doğan ve Kemal Pir direnişi kazandı.

AKP-Erdoğan faşizmi de yenilecek, Cizre direnişi kazanacak!

AKP faşizmi Varto, Silva, Silopi, Sur, Cizre, Gever derken tek tek bütün şehirleri düşürmek ve teslim almak istiyor.

Cizre halkı bütün Kürdistan ve bölge halklarının onurudur. Sadece kendisi için değil, bütün ezilenler için direniyor.

Türkiye halkı başta olmak üzere bütün ezilenler zulme karşı özgürlük için Cizre halkıyla, Cizre direnişiyle birleşmelidir.

Her yer Cizre, her yer direniş!