Takvim yaprakları, neredeyse her günü "önemli" bir gün olarak işaret ediyor. Bugün de 20 Kasım. Bundan tam 90 yıl önce, Cenevre’de toplanan Dünya Konferansı, 20 Kasım’ı, Dünya Çocuk Hakları Günü ilan etmiş… Etmiş etmesine de, o günden bugüne yoksulluğun, savaşların, mülteciliğin, çocuk işçiliğinin, çocuk ticaretinin, çocuk gelinlerin, ev içi şiddetin, çocuk annelerin; kısacası kapitalist modernitenin ve ataerkilliğin çocuk düşmanlığının önüne geçilemediği gibi bilanço gitgide ağırlaşmış.
Her çocuk hakları gününde benim de aklıma ve yüreğime hep Uğur Kaymaz düşer önce. Babasıyla birlikte öldürüldükleri haberini Brüksel AP’deki Kürt Konferansı esnasında aldığım, döner dönmez onun katili olan mermilerle, soruşturma dosyasıyla ve yüzlerce delille yüzleştiğim 12 yaşındaki Uğur… Katiler hazırlıklarını bir gün öncesinden, yani bir Çocuk Hakları Günü olan 20 Kasım'da yapmışlar; ertesi gün de babasıyla birlikte onlarca kurşun yağdırılarak katledilmişlerdi. Dosyadaki tüm veriler hazırlığın önceden yapıldığına işaret ediyordu. Ahmed Arif’in deyimiyle: "…çaresiz vurulacaktı, ferman kesindi!". İşlenen taammüden cinayet davası önce Eskişehir’e nakledildi; orada da failler hakkında beraat kararı verilerek benzer dosyalardaki gibi kapatıldı.
AKP’li, AKP’siz tüm hükümetler döneminde çocuklar öldürüldü, ölmeye devam ediyorlar. 11 yılda 477 çocuk devlet eliyle öldürüldü. 7 Haziran seçiminden sonra ilan edilen "sokağa çıkma yasaklarıyla" birlikte ise sivil ve çocuk öldürmek neredeyse rutin bir hal aldı. Geçen günlerde beynimin her santimine kazınan bir foto aslında geldiğimiz noktanın korkunçluğunu özetler gibiydi. Silvan’da "Türksen öğün, değilsen itaat et!" yazılamalarını yapan neo Osmanlıcı Hükümetin polis gücünün evleri bombaladığı, insanların üzerine ölüm yağdırdığı an, 7-8 yaşlarındaki bir çocuk, kendisi gibi ağlayan 3-4 yaşlarındaki kardeşinin gözlerini elleriyle kapatıyor ki, yaşadığı bu dehşet anlarını ruhuna kaydetmesin…Kaydetmesin de daha çabuk iyileşebilsin diye… O iki Kürt çocuğunun tek kare fotoğrafını Emine Erdoğan da görmüş müdür, merak ediyorum. G-20 zirvesinde mülteci çocuklardan, cesedinin kıyıya vurduğu Alan bebekten bahsederken ağlayan Emine Erdoğan…muhtemeldir ki, AKP’nin statüsüz sığınmacılıkta ısrar etmesi ve Kobané politikalarıyla açığa çıkan bu ölümlerdeki payını gizlemek isteyen gözyaşlarıydı bunlar…
Bir Dünya Çocuk Hakları Gününde daha hiç bitmeyen çocuk ölümleri, sömürüsü, inşaattan düşen çocuk işçiler, sınırlarda ve mülteci kamplarında aç susuz bekleyen çocuklar, okulsuz ve doktorsuz kalan çocuklar… Ana dilerinden mahrum bırakılan, kendi dilinde şarkı bile söyleyemeyen çocuklar…
Bu ölümler, bu kadar çirkinliği, yıkımı, vahşeti, ikiyüzlülüğü gizleyebilecek mi?
Daha fazla öldürdükçe daha fazla kirlendiklerini ve üstlerine-başlarına yansıyan bu kirlerden bir daha arınamayacaklarını bilmiyorlar mı acaba sorumlular?
Türkiye artık bu gerçekle yüzleşmelidir.
Bu kadar çocuğun evsiz, sobasız, aşsız bırakıldığı; ölümlerden ölüm dağıtıldığı bir Türkiye, karanlıklar ülkesi olmaya mahkumdur…
Böylesi bir ülkeden bize kalan olsa olsa karanlıklar olur…
Bari Dünya Çocuk Hakları Gününden bahsetme yüzsüzlüğünde bulunmayın ey iktidar sahipleri!