
Kuramlar, tıpkı idealler gibi, kaçınılmaz bir gereklilik taşırlar. Buna karşılık, çoğu kez trajedilere yol açan dogmalardan sakınmak gerekir. Önceden hazırlanmış kategoriler karşısında dikkatli olmak gerekir. En samimi ve en katı sosyalizm bile gerçekler karşısında sulanır. Sosyalist olsunlar ya da olmasınlar, yönetimin, hiç kimse farkına varmadan, tam kadro tatile çıkabildiği birçok ülke var!
Bizim sırrımız gündüzün ve gece geç vakte kadar sıkı bir şekilde çalışmaktır. Bizde, bakanlar, son model lüks arabalarda dolaşmazlar. Kendi kendimize bir disiplin dayatmaktayız. Bize bütün o küçük “harikaları” gün be gün gerçekleştirme imkânını veren şey bu disiplindir. Bu manevi zırh olmasaydı, Küba başkalarının egemenliği, yoksunlaşma ve sömürü altında çöküp giderdi. Kendimizden başka kimseye güvenmeden yaşıyoruz. Petrol faturamızın bedelini her zaman ödedik. Küba, nüfus başına düşen hekim sayısı açısından dünyadaki en yüksek orana sahiptir ve binlerce öğretmen yetiştirdik. Bunu nasıl yaptık? Basit: Hiçbir zaman İMF’ye ait olmadık. Küba, 50 yıldan beri Amerikan ablukasına maruzdur! Ama biz hâlâ buradayız ve bizi ayakta tutan idealler de 1959’dan beri hiç değişmediler. Modelimiz işlemektedir. Bu bir yana, bu modeli hiç kimseye tavsiye etmem çünkü ihraç edilebilir türden değildir. Bu koşullar altında, söz konusu olan, Küba’yı dünyasallaşmaya uyarlamak değil, ama dünyasallaşmanın Küba modeline uyum sağlaması için çalışmaktır. Dünya, bugün, devasa bir tımarhane haline geldi. Halihazırdaki sistem kendi yok oluşuna doğru koşmakta. Sonunda yıkılıp gidecek.
Küba’da okuma yazma bilmemek gibi bir sorun bulunmuyor. Bütün çocuklar okula gitmekteler. Tıp alanındaki üniversite öğrenimi dikkate değer düzeyde. Her çocuk on üç çeşit aşı oluyor ve bunların hepsi de burada üretiliyor, tıpkı ilaçların %80 ila %90’ı için olduğu gibi. Bunların çoğu, bundan kırk yıl önceki fiyatlardan satılmaktalar. Küba’daki rejimin düşüşüne, dün olduğu gibi bugünde hiç tanık olamayacaklar!
Öncelikle, Sovyet blokunun çökmesi bizi tümüyle açmazda bırakmadı: Örneğin, Sibirya menşeli ahşap ürünlerin gelişi durdu, ama, bu arada, biz ağaçlandırma yoluna gittik. Bütün alanlarda, yeniliklere yöneldik. Şüphesiz, günlük gıdamız 3000 kaloriden 1900 kaloriye düştü ve proteinlerin payı %40 azaldı. Ama bu fedakârlıklar, halkın onayı alınmaksızın mümkün olamazdı. Çünkü Küba halkının inançları vardır! Bazıları zafiyet gösterdiler, ama büyük çoğunluk cesaretle göğüs gerdi.
Küba, başkalarının egemenliğine ve kullaştırılmaya karşı başkaldırmış olanlara her zaman yardım etmiştir. Biz kendimizi klişeler ve alegorik basitleştirmeler yoluyla yönlenmeye bırakmayız.
Bugün, bizim artık devrime ihtiyacımız yok. Bundan böyle mücadele daha iyi paylaşmaktan ibarettir. Hedeflediğim şey artık sınıf mücadelesi değil, ama sınıfların adil ve barışçı bir ortak yaşarlıkta yakınlaşmalarıdır.
Bugün devrim, esas itibariyle, yurttaşların oluşturulmasında yatıyor. Birey, özellikle de sahip olduğu bilme aracılığıyla, sesinin gücüyle değer taşıyor.
Soykırımların, Holokost’un anısı sürekli olarak canlı tutuluyor. Ama, halihazırdaki sistem yüzünden, her gün, binlerce insanın açlıktan ve her şeye karşın sağaltılabilecek olan hastalıklardan öldüğü unutulmuş görünüyor. Her ülke kendi kalkınma modelini kendisi bulmak zorundadır. Bu, bağımsız kalmanın yegâne yoludur. Küba, kendi hesabına, papazların tuzağından kurtulmayı başardı. Eğer ülkeler kendi-kendileriyle var olamazlarsa, hiçbir şey asla değişmeyecektir.
Yeni-liberalizm denilen o riyakâr politikanın kötücül etkilerini, özellikle de Latin Amerika’daki etkilerini hedef aldım. Dünya ekonomik sistemi için bir Nürnberg mahkemesi gerekmektedir! Bugün öne çıkan ve zengin ülkeler tarafından dayatılan ekonomik model, yalnızca zalim, adaletsiz ve tarihin kaçınılmaz akışına karşı olmakla kalmamakta, aynı zamanda dünyanın ırkçı bir kavranışının, naziliğin kaynağında yer alan ve Güney Afrika’ya o ucube apartheid sistemini esinlendiren kavrayışın da taşıyıcısı olmaktadır. Tek fark, apartheid’ın en temel yaşama imkânlarından yoksun 4 milyar insanı ilgilendirmesidir. Üçüncü Dünya gemisi bir buzdağına çarpıp parçalanmazdan ve hepimizi suyun dibine gömmezden önce birleşmemiz gerekiyor. Mücadele azmi, cesaret, yetenek ve erdem yönünden hiç kimseden daha aşağı kalmadığımızı göstermek zorundayız. Saygınlığımız, kültürümüz ve eşit biçimde muamele görmek hakkımız için mücadele etmek zorundayız.
Bu dava uğruna mücadele ettim ve hâlâ onun için mücadele ediyorum. Ve bu yolda devam edeceğim, çünkü vatandaşlarımın temennisi böyledir. Ne boyun eğmiş, ne itaatkâr: Homo sapiens doğası gereği isyankardır. Ama devrim ancak fikirlerin çocuğu olabilir. Sonuç olarak, son sözü söyleyenler her zaman için halklardır.
Not: 2001 yılında UNESCO eski başkanı Federico Mayor’un Castro ile yaptığı söyleşiden derlendi. Bu söyleşi Politique Internationale yayınlandı.