
Evli ve dört çocuk annesi olan Emine Cengiz, aslen Semsûr (Adıyaman) Kürtlerinden. Cengiz, 1980 Askeri darbesinde babası dahil bir çok yakını devletin baskısından nasibini alınca birçok Kürt gibi o da göç yollarına düşmüş. Önce eşi Ali Cengiz ardından kendisi ve çocuğu gurbet ellere gelmek zorunda kalmış. Kan ter içinde döner kesmesine rağmen bizi büyük bir sevgi ve güleryüzle karşılıyor. Bir çok insanın yapmaktan çekindiği yada zorlandığı dönerciliği kendisine meslek edinmiş. Bunca yoğun iş atmosferinde bize zaman ayırıp ayıramayacağını soruyorduk. Büyük bir memnuniyetle bizi kabul etti.
Devletin baskısı bizi buralara sürdü...
“Adım Emine Cengiz, hem Alevi hemde Semsûrluyum. Alevi kökenli bir insan olupta devletin hışmından nasibini almayan çok az insan vardır. Bizler de çevremizde yurtsever insanlar olarak tanındığımız için bu zulümden fazlasıyla nasibimizi aldık. Babalarımızın ve annelerimizin bize hikaye olarak anlattığı bir çok şeye 12 Eylül askeri darbesinde bizzat tanık olduk. Köyümüz askerler tarafından basılarak babamında içinde olduğu onlarca insan gözaltına alınarak çeşitli işkencelerden geçtiler. Babam eve döndüğünde tanınmaz bir haldeydi. Birçok erkeğin bıyıkları kesilmiş, bir çoğu sakat kalmıştı. Köy meydanında kadınları erkeklere, erkekleri kadınların sırtına bindirerek insanları aşağılıyorlardı. Yüreğim bunca zulmü kaldıramayınca göç yollarına düştük. Önce eşim ardından ben ve oğlum Fevzi buraya geldik.”
Yeni bir yaşam arayışı...
İltica işlemlerimiz uzun sürdü diyen Emine Cengiz, fakat her şeye rağmen yılmadığını ve neye mal olursa olsun kendi ayaklarının üzerinde durmaya karar verdiğini söyleyerek, ”Bir çok işte çalıştım. İkinci çocuğum doktorların ihmali sonucu ayaklarından sakat kaldı. Küçükken kendisine yanlış iğne vurulduğu için beynine oksijen gitmedi. Bir yandan oğlumun tedavisiyle ilgileniyor diğer yandan da çalışıyordum. Bütün bunlarla birlikte dil de öğreniyordum. Başkalarının işinde çalıştığım için kızıma fazla zaman ayıramıyordum. Kızımla daha fazla vakit geçirebilmek için kendimize ait bir döner dükkanı açtık. Dükkan açarken asla şöyle bir yanılgı içine düşmedim, ‘Daha fazla para kazanayım, ya da zengin olayım.’ Ben sırf kızımla daha fazla beraber olayım diye böylesi bir işe atıldım. Belki riski vardı, zarar edebilirdik. Ama kızım için değerdi. Sonuçta onlar bizim için dünyanın bütün varlığından daha kıymetliler. 14 yıldır döner makinesi başında döner kesiyorum. Yorucu ve oldukça stresli bir iş, yazın terliyor, kışında kapılar açık olduğu için üşüyoruz. Ama her şeye rağmen müşterimize karşı hizmete kusur etmedik. Uzun süre çalıştığım için kollarımda omuzlarımda uyuşmalar oluyor. Ayakta uzun süre kaldığımız için dizlerimi bükemiyorum” diyor.
Eşim evde eş, işyerinde arkadaş
Emine Cengiz bir yanda çalışırken bir yandan da ev işlerini kendisi yapıyor. Bunca yoğunluk içinde hiç bir eylemi kaçırmıyor. Çoğu insan evinden çıkıp yasal bir yürüyüşe katılmazken kendisi geldiği yetmiyormuş gibi evin bütün bireylerini toplayıp birlikte eylemlere katılmakta. “Neyseki çok anlayışlı bir eşim var” diyerek sözlerine devam ediyor, “Tabii bunca yükün altından kalkmak beni oldukça zorlasa da sonuçta ailem ve çocuklarım için katlanıyorum. Bunu sitem olarak kabul etmeyin lütfen. Eşimle evde hayat arkadaşı, işte ise iş arkadaşıyız (Gülerek) her şeyden önce de yoldaşız tabiki. Benim kadar onunda omuzlarında büyük bir sorumluluk var. Yılardır bu işi yapıyoruz. Ama bir güne bir gün beni kıracak bir davranışta bulunmadı.
İnsanlar canlarıyla, kanlarıyla bedel verirken…
Emine Cengiz gerek evde gerekse çevresinde ana dili olan Kürtçe konuşmayı prensip edinmiş. Kürtçeye olan sevdasını soruyoruz, ”Şimdi biz bunca zulmü niye gördük? Kürtlüğümüzü, dilimizi ve inancımızı yaşamak için. Eğer evinde çocuklarınla sokakta hemşehrilerinle Kürtçe konuşmuyorsan ben senin samimiyetinden kuşku duyarım. Evde çocuklar kendi aralarında Almanca, bizimle de Kürtçe konuşurlar. Yanlış anlaşılmasın. Bizler hiç bir dile karşı degiliz. Ama eğer Kürtlük diye bir iddiamız varsa doğal olarak Kürtçe konuşmamız gerekiyor. Geçim nafakası haricinde yapılan tüm etkinliklerde yer alıyoruz. Ben gitmesemde mutlaka aileden bir ya da iki kişiyi yollarım. Etkinliklere katılmadığım zaman bende bir suçluluk duygusu oluşuyor, kendimden şüpheye düşüyorum. İnsanlar canlarıyla, kanlarıyla bedel verirken ne yazıkki bir çok insanımız TV dizilerinin başından ayrılmayıp yürüyüşlere gelmiyorlar. Bir çok insan oturum aldıktan sonra duyguda ve düşüncede sanki pas tutuyor. Buradaki sanal özgürlüğe aldanıp kendi ulusal değerlerinden kopuyorlar. Tabii ki başlarına bir bela gelene kadar. En küçük bir olumsuzlukta tekrar Kürtleri hatırlıyorlar” diye belirtiyor.
Bu döner hakka döner
Emine Cengiz, gücü oranında da Hamburg Rojbin Kadın Meclisi çalışmalarında yer aldığını söylüyor, “İş, ev, randevular derken meclis çalışmalarına yeteri kadar zaman ayıramıyorum. Keşke zamanım olsa da fazla zaman ayırabilsem. Ama gücüm oranında bir şeyler yapmaya çalışıyorum tabii ki. Az yapıyorum belki ama dürüst ve ilkeli çalışmayı esas alıyorum. Kardeş Aile Kampanyası için Hamburg’a gelen Faysal Sarıyıldız’ın konuşmalarından çok etkilenmiştim. Bizler burada rahat bir yaşam sürerken bir çok insanımız açlıkla ve yoksulukla mücadele ediyordu. Bir insan olarak bir Kürt olarak buna duyarsız kalamazdım. Kazandığım para insanlara bir yarar sağlamayacaksa ben o parayı ne yapayım dedim. Bu para her ne kadar benimse kardeşlerimizin de bunda payı olmalı dedim. Kardeşim İmam Cömert’le beraber bir kardeş aile edindik. Aynı anne ve babadan olmasakta onlarında tıpkı gerçek kardeşlerimiz gibi seviyoruz. Fırsat buldukça telefon açıp onları soruyoruz.”
Sizin daha kardeş aileniz yok mu?
Emine Cengiz’e son olarak ne söylemek istediğini soruyoruz, “İnsanlarla empati kuralım. Bir günde olsa kendimizi o insanların yerine koyalım. Hepimizin dolabı ağzına kadar elbise dolu. Bir giydiğimizi bir daha giymiyoruz. Yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızda. Bizler bolluk ve rahatlık içinde yaşıyorken, bizim onurumuz ve şerefimiz için direnen insanlar açlıkla ve yoksulukla terbiye edilmeye çalışılıyor. Gücümüz oranında hatta kendimizi biraz zorlayarak rahat bir şekilde bir ailenin aylık 150 Euroluk bakımını üslenebiliriz. Zorlanırsak iki aile birleşip bunu yapabiliriz. Bunu yapabilirsek insanlığımızı hatırlarız. Vereceğimiz yardım ile asla yoksullaşmayız, tam tersine manevi ve insani olarak daha da zenginleşeceğiz. Herkesin bu sorumlulukla ve anlayışla hareket etmesi gerekir. Unutmayalım ki, insanların yarasına merhem olmayan paranın hiç bir değeri yoktur. Kadın isterse her şeyi yapabilir. Cennette cehennemde kadının elinde. Biz Kürt kadınları örnek mücadelemizle bir çok kadın için ilham kaynağı olduk. Kendimizi ve onurumuzu çiğnetmeden tabii ki kendi ayaklarımızın üstünde durabiliriz” diye hatırlatıyor.
MEHMET ZAHİT EKİNCİ / HAMBURG