Yeni Zelanda’daki katliam sonrası; Katliamın hangi güçler tarafından yapılmış olabileceği tartışılıyor.

Daha öncekiler gibi; komplo teorileri üretilmeye başlandı.

Önemli varsayımlardan biri, katliamı yapanların Türkiye’yi hedef aldıkları; asıl amacın Ayasofya’nın minarelerini yıkmak olduğu ve önemlisi, katliamı yapanların baş düşmanının Erdoğan olduğu savı basına yansıdı.

Ve Berlin’de bir kitapçıdayız.

Bu katliam sonrasındaki resim karesinin hatırlattığı dolaysız tablolardan biri, Franz Kafka’nın “Şato“su.

Şato, bir bilinmezler yumağı binası; dış sütunları feodal bir yapıyı andırıyor.

Josef K. otorite bir makam tarafından takibe alınıyor. Kelimenin tam anlamıyla, hava geçirmez bir atmosferde talimat veren egemen bürokratlarla ilgili bilgi almak imkansız. Karamsarlık hakim; bir yerde, ceza veren tanrısal bir güç ile karşı karşıyasınız.

Bürokratlar, talimatla herhangi bir kadını kendilerine metres olarak seçme yetkisine sahipler ve Şato’nun temel dokularından biri, emirle zapt edilen bir kadın dünyası.

Köy sakinleri, korku duvarından örülü bir mekanın mahkumları (bugünkü Türkiye’nin sakinleri gibi); bürokratlara karşı korku dolu hayranlık duyuyorlar.

Josef K. beyhude bir çaba içerisinde ve hiç kimse onun sorunlarına çare bulma eğiliminde değil ve Josef‘e, kaderini kanıksamak ve havayı solumak dışında imkan tanımayan bir dünyanın mahkumu.

Kitapçıda bunları tartışıyoruz.

Bizi dinleyen ve sonradan 75 yaşında olduğunu söyleyen kadın, tartışmaya katılıyor.

Türkiye’de eğitim görmüş.

Söyledikleri, akademik eğitim hafızasına dayalı.

Binlerce kitabının olduğunu ve şimdilerde, kitaplardan uzak durduğunu öğreniyorum.

Ve hala kitapçıda.

Kitapların çoğunun bize, Şato’daki bilinmeyen egemen dünyanın dikte ettirdiklerini kanıksatmak istediklerini belirten kadının bu duruşuna hayranlık duyuyorum.

Dünya Şato’nun izdüşümü.

Gizli servisler dünyayı Şato’nun bulunduğu bir köy mekanına çevirdiler.

El-Nusra ve DAİŞ’in eğitildikleri baş merkezlerden biri olan Türkiye’nin “hedef“ alındığı Yeni Zelanda katliamının Türk MIT’i tarafından ve bizzat Reis’in talimatıyla gerçekleştirildiği ileri sürülse yanlış mı olur?

Bu ve diğer varsayımların tümü Şato’yu hatırlatmıyor mu?

Ve Şato’daki çıkmaz, birilerinin birşeyler yaptığı ve mekan sakinlerinin havasız, kapalı bir dünyaya hapsedildikleri.

Bir de, Şato’nun ufkunda umudun olmaması.

Yeni Zelanda katliamının, politik pazardaki getirisinin ayak sesleri Türkiye’den geldi.

Zeni Zelanda katliamının görüntülerinin, katliamın yapıldığı ülkenin televizyon kanallarına artık yansıtılmaması tartışılırken, Recep Tayyip‘in bu görüntüleri miting alanlarına taşımasının amacı ne olabilir?

31 Mart seçimlerini kazanması mı?

Türkiye’nin bu katliamdaki rolünü örtbas etme çabası mı?

Veya bir köye dönüştürülen dünyanın küçücük tiyatro sahnesinde, birbirinden haberdar olan gizli servislerin satranç oyununda her ülkenin son bu vakada kendisine bir kazanç payı elde etmesinin çirkin görüntüsü mü?

75 yaşındaki o direnç gösteren kadını gördükten sonra, bildiğim tek şey, bu oyunun bozulduğu ve o gizli egemenlere korku dolu bir hayranlık duyanların sayısının küçüldüğü.

Ve hiç kimsenin Josef K. gibi çaresiz olmadığı!