Zekai Aksakallı „harcanmış“.  „Kırgınmış“, „üzgünmüş“, „küskünmüş.“ Ama askerlikte „kırgınlık, üzgünlük, küskünlük“ olmazmış. Erdoğan böyle demiş.

Kim bu „küskün asker“?

Özel Kuvvetler Komutanı. „Cerablus fatihi“ de denmekte. Daha da önemlisi, 15 Temmuz darbesi esnasında, Astsubay Ömer Halisdemir’e Tuğgeneral Semih Terzi’yi öldürme emri vermiştir. Herkes bu generalin böyle bir emirle darbeyi önlediğini söylemekte. Ekleyelim, unutmayalım: Kendisi Cizre, Sur, Nusaybin’de hayatının en unutulmaz işlerini yapmıştır. Onunla beraber olan Hududi paşa mapusta. Kendisi de „kızakta“.

 Bence paşayı asıl meşhur eden, ne „Cerablus’un fethi“, ne de „Semih Terzi’nin öldürülmesidir.“ İddia ediyorum, onu asıl tüm dünyaya tanıtan, milli gururumuzu havalara zıplatan başarısı, dünya kros şampiyonasında elde ettiği muazzam ve dillere destan başarıdır.

Düşünün. Paşamız o sıralarda 17 yaşındadır. Düvel-I muazzamaya karşı kros alanlarında şanlı bayrağımızı göndere çektirmek için, kendisine, yani gelecekte paşa olacak olan bu liseli vatansevere karşı birleşerek koşan tam 397 liseliye karşı tek başına koşturmuş ve bu hengameden sağ salim çıkmıştır. Daha o zamandan paşa olacağı belli olan Aksakallı, bu yarışta birinciliği haksız bir kararla kaybetmiş, ikinciliğini de kafir hakemler yemiş, üçüncülüğünü ise Yunanlı palikaryalar bağırıp çağırarak iptal ettirmiş, sonunda geleceğin paşası, biricik liselimiz, dünya kros yarışmasında en şerefli mevki sayılan 27’nciliiği, yazıyla söylersem yirmiyedinciliği ülkemize kazandırmıştır.

Şimdi ne olmuştur? Bu şampiyonlar şampiyonu paşaya „racon“ kesilmiştir. Kürde karşı „aslan kesilir cidal içinde“ marşıyla zaferden zafere koşan, Cerablus’a tek mermi yakmadan giren, darbeyi ise Astsubayının „tek mermisiyle“ önleyen bu mümtaz insan Özel Kuvvetler Komutanlığından alınmış, Çanakkale’de bilmem ne tugayında kızağa çekilmiş.

Öyle olunca elbette üzülmüş, canı sıkılmış, küsmüş.

Kendi kendine „beni kros yarışlarında koşturdular, PKK karşısında savaştırdılar, darbeciyle çatıştırdılar, bir de elin Suriye’sinin sınırlarını ihlal ile topraklarını işgal ettirdiler, şimdi kullanılmış, bez de değil, kağıt peçete gibi çöpe attılar“ diyor mudur?

Der mi?

Hiç „atıldığı“ Çanakkale’yi çöp tenekesi olarak görür mü? Görmez.

Ama yine de „burası pasif yer, ben kroslarda koşmaya, Kürtlerle vuruşmaya, darbeciyle çatışmaya, Cerablus’ta uluslararası hukukun canına okumaya alışmışım, pasif görev beni kesmez“ diyerek küskünler kervanına katılmıştır.

Ne yapmıştır?

İstifa etmiştir.

Etmiş midir?

Vallahi hala tam anlayamadık ama, Erdoğan ona „asker küsme, hazırol, rahat, sağaaa dön“ emrini vermiş olmalı ki, medya paşanın istifadan vazgeçtiğini duyurmakta.

Ve hem havuz medyasında, hem de „merkez medya“ tabir edilen Hürriyet’te, şu sıralar Aksakallı paşanın bütün bu „hizmetleri“ unutulmuş, hakkında kırk türlü tevatürle „imajı“ feci şekilde bozulmuş, karizması çizilmiştir.

Kulaklarımla duydum, „ne krosu 27’ciliği bile torpille almıştı, erat Kürt dağlarında kurbağa yerken, o adana kebapla karnını doyurmuştu, darbecinin geldiğini görünce, kahraman Ömer Astsubaya ‘ocağına düştüm, kurtar Özel Kuvvetler Komutanlığını diye yalvar yakar olmuştu ve hele şu Cerablus var ya, Cerablus’u o değil, elbette Başkomutan Erdoğan almıştı“ diyenler bile var…

Bu arada adamın hakkında neredeyse FETÖ’cü bile denecek.

Neden?

Saray rejiminin devlet yönetme ilkesi böyle bir şey. Paşa paşalık yaparken „kahraman“ oluyor, sonra „racona“ uğruyor. Küsünce ve istifaya kalkınca, hakkında „acaba o da şey mi ne“ türü yazılar yayınlanıyor. Ne de olsa paşa. Sonuçta okka altına gideceğini anlıyor. İstifa bile edemiyor.

Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de „jenosid“ suçunu işlettirmişler,  Cerablus’da „devletler hukukunu“ çiğnettirmişler… Sonra da kuzu gibi yapıp, terbiye ediyorlar.

Tek adama „hizmet“, „biat“, „kulluk“ ve benzeri işler insana hayır getirmiyor. Vesselam…