
Türk Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, Kürtlerin katliam ve tehcirle terbiye edilerek Türk devletine biat etmelerinin sağlanacağını; bunun için gerekli talimat ve yetkilerin verildiğini, savaşın devam edeceğini söyledi. Erdoğan, direnen bütün Kürtlerin ve onları destekleyenlerin bertaraf edileceğini ifade etti.
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde dün düzenlenen 18. Muhtarlar Toplantısı’nda konuştu. Temmuz’dan bu yana 3 bin 100’ü aşkın PKK’li öldürdüklerini tekrarlayan Erdoğan, “Türkiye, 2023 hedefleriyle attığı adımlarla Sur’da o mukaddes gediği açmıştır. Türkiye, 2023 hedeflerine de 2053, 2070 vizyonlarını da yerine getirecektir” dedi.
‘Türkiye’de Kürt sorunu yok’
Kürtlere karşı savaşın başarısı için çok kapsamlı çalıştıklarını kaydeden Erdoğan, bütün Türk siyasi partilerinin bu milli gaye etrafında kenetlenmesini ve kayıtsız şartsız desteklemesini istedi. “Türkiye’de Kürt sorunu değil, terör sorunu vardır. Kimse bize bunu yutturmaya kalkmasın” diyen Erdoğan, devlet ve millet olarak bunun üstesinden gelecek güce sahip olduklarını söyledi.
Sayısı artacak!
“Hendeği kazanla, hendeği savunanın hiçbir farkı yoktur” diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye çok olgun ve gereğinden fazla müsama göstermiştir. Ama artık, bıçak kemiğe dayandı. Şu anda yargılanıyorlar. Hem sayısı artaracak hem de arazide dağ taş demeden silahlı kuvvetlerimiz hepsi şu anda bir mücadeleyi kararlılıkla sürdürüyorlar.”
Aynı yöntem!
Tercihini Türk milli hattından yana yapmayanların kim olursa olsun bedelini ödeyeceğini söyleyen Erdoğan, “Genel başkan, millekvekili, belediye başkanı ünvanı, parti yöneticisi pozisyonu kimseyi hesap vermekten kurtaramaz. Terör örgtünün diğer mensupları için hukuk neyi emrediyorsa bu kişiler için aynı yöntemler uygulanmalıdır” diye konuştu.
Harekete geçtiler
Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Dokunulmazlık istismarına artık parlamento izin vermemldir. Terör örgütü mensubu gibi hareket edenler konusunda Meclis’in ve yargının harekete geçmesi şarttır. Geçtiklerini biliyorum. Üniversteiler, hastaneler, okullar başta olmak üzere kamuda görev yapanlardan terör örgütünün yanında yer alanların süratle ayıklanmasına ihtiyaç vardır. Kimse devletin ekmeğini yiyip de bu devlete kılıç çalamaz. Milletimizin vicdanını yaralayan görüntülere daha fazla şahit olmak istmiyorum. Ya devlet başa, ya kuzgun leşe deme noktasında getirmemeliyiz milleti.”
Erdoğan, başkanlık sistemini 2016 yılında getireceklerini, bu sistemin Türk tarihinde uygulandığını söyledi.
Davutoğlu da kükredi!
Türk Başbakan Davutoğlu da dün ATO Congresium’da, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 2016 ve sonrası projelerinin tanıtımı töreninde konuştu. Davutoğlu, sözü DBP’li belediyelere getirerek, ihanet ettiklerini ve hesabını vereceklerini ileri sürdü: “Şimdi de çıkmışlar özerklik, özyönetim diyorlar. Sana emanet edilen paraları yatırımdan başka her yere harcıyorsun. Vatandaş hizmet bekliyor, bu beyfendiler ise çukurlar kazıyor, barikat kuruyor, imkanları bunlara harcıyorlar. Sonra da yerel yönetimlere imkan tanınmış olsa bunlar hizmet edeceklermiş gibi ortaya çıkıyor. Vatandaşların bunlardan hesap sorması lazım. Yatırım, hizmet, icraat yok ama şiddet, terör, barikat, hendek her türlü illegal yapı var. Bu rakamları Van için, Diyarbakır için verebilirim. Bunların derdi varsa yoksa polemik, ideoloji ve terör. Milletin paralarını karanlık mecralara harcıyorlar. Teröristin kazması, iş makinesi bunlardan. Bu ihanetlerin hesaplarını verecekler. “ n ANKARA
‘Çöktürme’ planı
Gazeteci-Yazar Günay Aslan, gazetemizin 14 Mayıs 2014 tarihli sayısında ‘Kürtlerle savaş simülasyonu’ başlıklı yazısında Türk Genelkurmayı’nda Kürtlere karşı savaş simülasyonu yapıldığını kaydetmişti. Günay, değişik stratejilerin ele alındığı ve birçok senaryonun uygulandığı bu simülasyonun Türk yüksek komuta kademesinin önünde sahnelendiğini;
sonrasında hazırlanan raporların ve yapılan planlamaların da Genelkurmay tarafından onaylandığını; bu da planlama aşamasından hazırlık aşamasına geçildiği anlamına geldiğini yazmıştı. Günay, duyumunu aldığı şu detayları da paylaşmıştı: “Gizli yapılan simülasyonda savaşın bilançosu 10 bin ölü, binlerce yaralı, on binlerce tutsak, bombalanmış köyler, kasabalar, kentler ve 650 -700 bin arası sürgün olarak hesaplanıyor. Simülasyon uygulaması Kürdistan’la sınırlı da kalmıyor; Türkiye’nin tamamını kapsıyor. Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış Kürtlerin bastırılmasını öngören senaryo kapsamında batıda da yoğun ve yaygın devlet terörü uygulanıyor.”
Davutoğlu yanıt vermedi
HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, 16 Ağustos’tan beri sokağa çıkma yasağı adı altında Kürdistan’da halkı, evleri, okulları, camileri, kiliseleri tanklarla bombalayan, yurttaşları katleden Türk devletinin bu “Çöktürme” planını verdiği soru önergesiyle yılın son haftasında Türk Başbakan Ahmet Davutoğlu’na sordu. Önlü’nün yazılı soru önergesine henüz yanıt verilmedi.
“Çöktürme” adı verilen plan, Öcalan ve Kürt tarafıyla görüşmeleri de yürüten Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı tarafından 2014’te hazırlandı. Müsteşarlık planı Genelkurmay Başkanlığı‘na sundu. Genelkurmay Strateji Plan Dairesi, Strateji Şube Müdürlüğü, “Çöktürme” adını verdiği planı ayrıntılandırdı. 42-43 sayfalık plan, “gizli” ibaresi ile AKP hükümetini sunuldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 28 Şubat’ta açıklanan Dolmabahçe Mutabakatı’nı reddetmesinin ve savaş kararı vermesinin ardından güncellen planı bugün Kürdistan’da uygulanıyor. Planın ayrıntıları şöyle:
* Plana göre, özel tim ve özel eğitimli askerler ve TSK güçleri şehirleri kuşatarak, mahallere ve yerleşkelere operasyonlar düzenleyecek.
* Saldırıların komuta merkezi İl Jandarma Komutanlıkları olacak. Gereklilik halinde savaş uçakları da kullanılacak.
* Ablukaya alınan yerleşkelerde, yaşam alanlar tahrip edilerek geri dönüş koşulları ortadan kaldırılacak.
* Kitlesel imhalar, tutuklama ve boşaltmalar yapılacak.
* Kürt medyası susturulacak.
* Hastane ve sağlık birimleri teyakkuza geçirilecek.
* Tank ve zırhlı araçlar uygun yerlerde konumlandırılacak.
* Operasyon bölgesine giriş ve çıkışlar tamamen kapatılacak.
* Elektrik, gaz ve su şirketlerinin faaliyetleri emir dahilinde yapılacak.
* Yerel yönetim birimlerinin işleri Valilik emrine devredilecek.
* Planda 15 bin insan ölebileceği, 8 bin insanın yaralanabileceği, 5-7 bin kişinin tutuklanacağı, 300 bin insanın insan göç ettirilmesi öngörülüyor.
* Kürtlerin Türkiye illerinde girişebileceği kalkışmalara karşı da değişik tedbirler alınacak.
* JİTEM ve Ergenekoncular da görevlendirilecek.
* Sivil kamu personeli söz konusu alanlardan çekilecek.
* Kamu binaları operasyon güçlerine verilecek.
* Kandil’e yönelik hava operasyonları kesintisiz devam edecek. Dahildeki üslere operasyon yapılacak.
* Örgüt tek taraflı çatışmasızlık ilan etse bile plan uygulanacak.
Davutoğlu’nun genelgesi
Türk Başbakan Ahmet Davutoğlu, Temmuz’daki startını verdikleri savaşla birlikte Ağustos ayında valiliklere özel bir genelge gönderdi. Genelgenin bütününe bakıldığında, Kürtlere karşı savaşta sadece Türk askeri/polisi/paramiliter yapılanmaları değil, devletin bütün organlarıyla dahil olması öngörülüyor.
“Terörle Mücadele ve Vatandaşlarımızın Huzur ve Güvenliği” başlıklı genelge, Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü’nce hazırlandı ve 19 maddeden oluştu. Türk medyasının Türk hükümeti üzerine düşeni yapıyor propagandası için duyurduğu genelgenin yansıyan bazı maddeleri şöyle:
* İl İdaresi Yasası kapsamında güvenlik birimlerine yetki verilirken bilerlenecek sürelerin, operasyonların etkinliğini ve devamlılığını sağlamaya yeterli olmasına dikkat edilecek.
* İl İdaresi Yasası kapsamında sokağa çıkma yasağı ilanı dahil önleyici kolluk yetkileri kullanılacak.
* Tüm güvenlik ve istihbarat birimleri ile koordineli çalışılıp planlamalar yapılacak. Gerekli takviye birlik ve teçhizat sağlanacak.
* Mücadeleyi engelleyen kamu görevlileri ile Kürtleri destekleyici tutum ve davranışları tespit edilen kamu görevlileri ve kamu kurumlarında hizmet alımı yoluyla istihdam edilenler hakkında gerekli idari ve adli işlemler mülki ve kurum amirlerince yapılacak.
* Yerel yönetimler ile kamu kurum ve kuruluşlarınca her türlü kamu kaynağının örgütü desteklemeye yönelik kullanımını engelleyici önlemler alınacak. Sorumlular hakkında gerekli idari ve adli işlemler yapılacak.
* İnşası tamamlanmayan karakol ve üs bölgelerinin yolları dahil, kamu kurumları ile yerel yönetimlerin personel ve ekipmanları kullanılarak tamamlanması sağlanacak.
* İş makineleri başta olmak üzere kamu ve özel kişilere ait tüm araçların eylemlerde kullanılmasını engeleyici tedbirlerin alınacak ve sorumluları hakkında gerekli adli ve idari işlemler yapılacak.
* Öldürülen Kürtlerin cenaze törenleri engellenecek.
* Kürtlere karşı savaşan güvenlik güçleri ile diğer kamu görevlilerinin motivasyonunu artırıcı önlemler alınacak.
Master planıyla revize
Yansıyan ve yansımayan bu planları uygulaması sırasında yaşananlar da dikkate alınıp İçişleri Bakanı Efkan Ala ve Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu tarafından “Türkiye’nin ilk terörle mücadele master planı” şeklinde revize edildi. Ana hatları yansıyan bu plana göre; devletin silahlı güçlerinin yanısıra sivil güçlerin de Kürtlere karşı savaşa nasıl katılacağı belirleniyor. Devlet çatısı altında yeralan tüm devlet kurumları savaşa destek verecek. Kurumlar, nerelerde neler yapılması gerektiğini, teori ve pratiği birleştirip planın parçası haline getiriyor.
Kamu güvenliği ve düzeni başta olmak üzere, iş, eğitim, sağlık, imar, şehir yapılanmaları, aile ve sosyal politikalar, gençlik ve spor, devletin tüm yatırımları, sosyal yardım projeleri, bu master planı çerçevesinde oluşturuldu ve uygulamaya konuluyor. Kurumlar, plan ve programlarını kendileri uygulamalarının yerine master planı çerçevesinde hareket ediyor. Her kentin ve yerleşim biriminin kendisine göre bir profili oluşturuldu, ihtiyaçları bu profile göre belirlendi ve tamamlandı. Yılın son günü Türk Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun başkanlığında oldukça kalabalık katılımcıyla gerçekleştirilen güvenlik zirvesini yeni master planı çalışması içinde değerlendirmek mümkün.
91 yıl sonra aynı plan
Şark Islahat Planı’yla 1925 yılında Kürtlere dayatılan kitlesel sürgün, 1990’lı yıllarda 4 bini aşkın köyün boşaltılması ve saldırılar nedeniyle 4 milyona yakın insanın göçe zorlanmasıyla devam etti. Devletin tehcir politikası şimdi de devrede. Halkın direnişini kıramadığı için kentleri tanklarla yıkmaya çalışan Türk devlet güçleri, iktidardan aldıkları “Ev ev temizleyin” talimatıyla nüfusları yüzbinleri aşan kentlerde halkı göçe zorluyor.
Şeyh Said öncülüğündeki direnişle birlikte Kürdistan’ın Hakkari, Van, Muş, Bitlis, Siirt, Genç, Amed, Mardin, Urfa, Siverek, Elazığ, Dersim, Malatya, Ergani, Pülümür, Kiğı ve Hınıs kentlerinde devreye sokulan 24 Eylül 1925 tarihli Şark Islahat Planı ile temelleri atılan Kürtlere dönük kitlesel sürgün, Mecburi İskan Kanunu ile pratiğe geçirildi. Sıkıyönetim ve sürgünün hiç eksik olmadığı Kuzey Kürdistan’da ikinci büyük kitlesel göçertme politikası ise 1990’lı yıllarda köy boşaltmalar, kentlerde devlet güçlerinin yaptığı saldırılarla birlikte uygulandı. 1990’lı yıllarda 4 bin köy yakıldı, boşaltıldı. Sivil toplum örgütlerinin verilerine göre 4 milyona yakın yurttaş zorunlu göçe maruz bırakıldı.
Tehcir saldırısı
Aldığı savaş kararı ile tehcir politikasını güncelleyen Türk devleti şimdi de bunun pratiğini Botan başta olmak üzere Kürt halkının öz yönetim iradesine karşı sıkıyönetim uyguladığı kentlerde gösteriyor. Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri, Emniyet’in bütün birimleri ve paramiliter gücünü Kürt kentlerinin üzerine salan Türk devleti, konvansiyonel silahlarla kentleri tahrip edip seri katliamlar eşliğinde insansızlaştırmaya çalışıyor.
Cizre ve Silopi’de devam eden saldırılarda şimdiye kadar yüzlerce ev yıkıldı, halkın temel ihtiyaçları olan su depoları ve elektrik kaynakları hedef alınarak tahrip edildi ve mahallelerde binlerce kişi silah zoruyla evlerden çıkarttıldı. Evleri yıkılan, saldırılar nedeniyle su gibi en temel ihtiyaç malzemesi dahi hedef alınan yurttaşlar ise saldırı altındaki mahallelerden başka mahallelere geçip çocuk ve yaşlıların güvenliğini sağlıyor ama kentini terk etmeyerek büyük tehcir saldırısına direniyor.
Mahalleleri tankla yıkıyor
Daha önce 5 kez sokağa çıkma yasağı ilan edilen Cizre’de 14 Aralık’ta ilan edilen son yasak bir ayı tamamlamak üzere. Binlerce asker, polis, tanklar ve zırhlı araçlarla özellikle kentin direnişte olan Cudi, Nur, Sur ve Yafes mahallelerini kuşatan Türk devlet güçleri günlerce mahallelere aralıksız saldırı düzenledi. Önceki akşam itibariyle 32 yurttaş katledildi. Tüm saldırılara rağmen halk mahallelerde direnişini sürdürmeye devam edince, Türk güçleri tanklardan yapılan saldırılarını arttırdı. Direnişin sürdüğü her 4 mahalleyi de adeta tümden yıkmaya ve halkı bu yolla göç ettirmeye çalışan saldırılarda, yüzlerce ev yıkıldı, yandı. Yine saldırılardan özellikle su depoları ve elektrik trafoları hedef alınarak halk susuzluğa ve karanlığa mahkum edilmek istendi. Yine Yafes ve Nur mahallerinde asker ve özel harekat timleri silah zoruyla girdikleri evlerden yurttaşları çıkartarak mahalleleri terk etmeye zorladı. Tank atışlarından dolayı evleri yıkıldığı için mahalledeki başka evlere sığınan halk, aralıksız süren yıkım saldırıları nedeniyle çocuklarının, hastaların ve yaşlıları güvenliğini sağlamak için başka mahallelere geçmeye çalıştı. Buralarda da bir kısım mahallelerde halk ikinci kez silah zoruyla evlerinden çıkartılmaya çalışılmaya devam ediyor. Devletin yıkım saldırıları nedeniyle Cudi ve Nur mahallelerinde evleri silah zoruyla boşaltılan binlerce yurttaş var.
Silopi’de toplama kampı
Silopi’de devletin aldığı savaş kararının ardından 4 kez sıkıyönetim saldırılarına maruz kaldı. 14 Aralık’ta ilan edilen son sıkıyönetim kararının ardından kentte tüm saldırılara rağmen halkın direnişi devam ediyor. Sıkıyönetimin sürdüğü günden bu yana Cudi, Nuh, Barbaros, Şehid Harun, Başak, Yeşiltepe, Karşıyaka ve Yenişehir mahallelerine aralıksız saldırılarını sürdüren Türk devlet güçleri halkın direnişine çarpınca tıpkı Cizre’de olduğu gibi mahalleleri tanklardan yaptıkları atışlarla yıkma ve halkın evlerine zorla girerek halkı göç ettirmekte buldu. Kentin en kalabalık mahalleleri olan direniş mahallelerinde halk tüm saldırılara rağmen evlerini terk etmeyince, yurttaşların evlerine silah zoruyla giren asker ve polis yurttaşları evlerinden zorla çıkartıyor. Zorla evlerinden çıkartılan binlerce yurttaş önce Yenişehir Mahallesi’ndeki toplama kampı olan kapalı spor salonuna zırhlı araçlarla götürülüyor burada GBT kontrolüne tabi tutulmalarının ardından mahallelerine dönüşlerine izin de verilmeden başka yerlere göç etmeye zorlanıyor. Her gün binlerce kişinin bu spor salonuna götürülerek göçe zorlandığı kentte, halk kentini terk etmemekte ısrarlı. Zorunlu göçe maruz bırakılan yurttaşlar mahallelerine geri dönemese de yine Silopi’de ki başka mahallelerdeki akrabalarının yanlarına yerleşerek direnişini sürdürüyor.
Rojava’yı işgal planı: Ankara Antlaşması
Türk ordusu, 1921’de Fransa ile Ankara Hükümeti arasında imzalanan, ancak Lozan Antlaşması’yla geçerliliğini yitiren Ankara Antlaşması’na dayanarak, Rojava topraklarını da işgal etme girişimlerini sürdürüyor.
Daha önce Kobanê, Girê Spî ve Cizîr’de sınır ihlali yapan Türk ordusu Efrîn Kantonu’na bağlı Reco ilçesinin Meydan Ekbez bölgesinde de sınır ihlali yaptı. Yaklaşık 200 metre sınırı aşan askerler, Rojava topraklarına girerek, yeni askeri bir yol yapmaya başladı. Durumu fark eden Rojavalı yurttaşlar, sınıra yürüyüş düzenleyerek, sınır ihlaline izin vermedi. Yurttaşlar, “işgal” olarak değerlendirdikleri sınır ihlaline karşı topraklarını savunacaklarını dile getirdi.
Muhammed İsa, askerlere “Neden sınırlarımızı aşıyorsunuz” diye sorduklarını ve “20 Ekim 1921 tarihinde Fransız Hükümeti ile Ankara Hükümeti’nin yaptığı anlaşmaya göre bu topraklar bizimdir” cevabı aldıklarını belirtti.
20 Ekim 1921 tarihinde 13 madde olarak kabul edilen, ancak Lozan Antlaşması ile geçerliliği kalmayan antlaşmanın 8. maddesi, “İskenderun Körfezi’nde Payas’tan başlayarak Meydan-ı Ekbez-Kilis-Çobanbeyli istasyonuna gidecek ve demiryolu Türkiye’de kalmak üzere Çobanbeyli’den Nusaybin’e varacaktır. Payas ile Meydan-ı Ekbez ve Çobanbeyli istasyonları Suriye’de kalacaktır. İşbu anlaşmanın imzasından itibaren bir ay içinde mezkur hattı tespit etmek üzere her iki taraf delegelerinden mürekkep bir komisyon seçilecek ve bu komisyon tespit muamelesine nezaret edecektir” diyor.