Uluslararası Kadın Kırımı Konferansı'nda mücadele deneyimlerini paylaşan kadın aktivistler, sistematik şiddetle mücadelenin ataerkil zihniyeti hedeflemesi gerektiğini vurguladı.
Almanya'nın Köln kentinde gerçekleştirilen 'Uluslararası Kadın Kırımı Konferansı'nda dünyanın dört bir yanından kadın aktivistler, kadın yönelik şiddetin farklı biçimleri ve sorunun kaynaklarını tartıştı. Alte Feuerwache'de yapılan konferansı, Utamara Kadın Buluşma Merkezi, Cenî Kürt Kadın Barış Bürosu, Rosa Luxemburg Vakfı NRW Şubesi ile Agisra Göçmen Kadınlar Derneği düzenledi. Hem Kürt kadınları hem de farklı uluslardan kadın aktivistlerin yoğun ilgi gösterdiği konferans, kadın kırımı gündemli ilk uluslararası toplantı olma özelliğini taşıyor.
Ataerkil zihniyetin katlettiği bütün kadınlar anısına saygı duruşu ile başlayan konferansın açılış konuşmasını, Uluslararası Özgür Kadınlar Vakfı Temsilcisi ve Barış Aktivisti Dilek Kurt yaptı. Dünyanın her yerinde kadına uygulanan her türlü şiddete ve kırıma hayır dediklerini belirten Kurt, "Binlerce yıllık ataerkil kurumlaşma, bugün modernist paradigmayla birleşip ve beslenerek en çok da kadını vurmakta. Nerede yaşadığımız çok da önemli değil. Tüm kıtalardaki kadınlar aynı hikayenin farklı yüzlerini yaşıyor" vurgusunu yaptı. Kurt, kadın etrafına örülü militarist, cinsiyetçi ve ekonomik kuşatmanın ancak küresel kadın gücüyle aşılabileceğinin altını çizdi.

'Kırım fiziki öldürmelerle sınırlı değil'
İki bölüm halinde yapılan konferansın ilk bölümünde kadın kırımının farklı ülkelerdeki biçim, etki ve sonuçları ele alındı. Cenî temsilcisi Ann-Kristin Kowarsch'ın yönettiği panelde konuşma yapan Irak Kadınların Özgürlüğü Örgütü'nden Houzan Mahmoud, ataerkil sistemin İslamı kendi çıkarlarına alet ederek şeriat adı altında kadını sistematik katlettiğini ifade etti. Kadına yönelik ayrımcılığın hat safhada olduğunu vurgulayan Güney Kürdistanlı kadın aktivisti, "Örneğin Kürdistan'ın 4 parçaya bölünmesi, Kürt kadını üzerinde çifte şiddet ve baskıya neden oldu. Sistematik bir şiddetle karşı karşıyalar" dedi.
Kuzey Kürdistan ve Türkiye'de Demokratik Özgür Kadınlar Hareketi (DÖKH) öncülüğünde yürütülen 'Kadın Kırımına Hayır' kampanyası sözcülerinden Figen Aras Kaplan ise, kadın kırımı kavramının fiziki şiddetle sınırlı ele alınmamasını istedi. AKP döneminde Türkiye'de kadına yönelik şiddette yüzde 1400'lük bir artışın kaydedildiğine dikkat çeken Aras Kaplan, medyada da kadın cinayetlerinin gerekçelendirildiğini, hatta katilllerin mağdur gibi yansıtıldığını belirtti. DÖKH aktivisti konuşmasında ayrıca Kürt kadınlarının devam eden savaş nedeniyle çifte bir şiddetle mücadele ettiğini de dile getirdi.

Mies: Kadın düşmanlığı uygarlık kadar eski
Feminist literatüründe temel çalışmalara imza atmış Prof. Maria Mies de konuşmasında kadına yönelik her türlü şiddetin kırım olduğunun altını çizdi. Kadına yönelik şiddetin her ülkede yaşandığını söyleyen Mies, yarım asırlık mücadele deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Kadın düşmanlığının uygarlık kadar eski bir olgu olduğunu belirten Mies, iktidar olgusuna ilişkin de değerlendirmelerde bulundu: "İktidara gelen kadın veya erkek olsun, fark etmiyor, ataerkil kılığa bürünüyor. Örneğin; başbakanımız bir kadın ama o da eril zihniyetle hareket ediyor, çünkü elinde güç var. Bunu değiştirmenin tek yolu; eşitsizliği aşıp, ataerkil zihniyeti ortadan kaldırmaktan geçer."
Meksika'dan gelip konferansa katılan Patricia Zapata, ülkesindeki tüyler ürpertici boyutlardaki kadın cinayetlerini anlattı. Özellikle Kuzey Meksika'da yoğun bir kadın katliamının yaşandığını anlatan Zapata, faillerin yüzde 98'inin yargılanmadığına dikkat çekti. Guatemala'daki iç savaş yıllarında ve sonrasında kadına uygulanan şiddete ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Zapata, "Katiller cezalandırılmadığından bölgedeki kadın kırımı daha da boyutlandı" dedi. Cezasızlığa karşı mücadelenin önemine vurgu yapan Meksikalı aktivist, kadın kırımı suçlarının isimlendirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
Birinci bölümde, konuşmacıların ardından katılımcılar hem düşüncelerini paylaştı hem de sorular yöneltti. Yürütülen tartışmanın ardından verilen aradan sonra ise konferansın ikinci bölümüne geçildi.

'5 bin yıllık cins savaşı yaşanıyor'
Cenî temsilcisi Songül Turhal'ın moderatörlüğündeki ikinci bölümde kadın kırımına karşı mücadele deneyimleri tartışıldı. Avrupa Kürt Kadın Hareketi'nin başlattığı 'Kadın Kırımına Hayır!' kampanyasının sözcülerinden Fadile Yıldırım, dünyada yaşanan çeşitli savaşların tümünün bir isme sahip olduğunu belirttikten sonra, "Ancak dünyanın en uzun savaşı olan cins savaşının adı konulmuyor. 5 bin yıldan beri aralıksız olarak kadınlara yönelik sürdürülen bir savaş var ve bu savaşta kaç kadının öldürüldüğünü de bilmiyoruz" dedi. Kadının fiziksel olarak katledilmeden önce de sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik vb. katliamlardan geçirildiğini vurgulayan Yıldırım, kampanyalarının amaçları hakkında bilgi verdi.
Uluslararası Kadınlar İttifakı'nın Genel Sekreter Yardımcısı olup, Filipinler'den konferansa katılan Maitet Ledesma, kadına yönelik şiddetin bütün boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Neoliberal küreselleşme nedeniyle çoğalan göçün de kadınlar açısından yeni sorun ve şiddet biçimleri beraberinde getirdiğini dile getiren Ledesma, "Kadınlar olarak şiddete karşı etkili bir mücadele vermek istiyorsak, o zaman mücadelemiz emperyalizmi, kapitalizmi ve kökten dinciliği de hedef almalı" vurgusunu yaptı. Maitet Ledesma, dünyanın dört bir yanında kadınların militan bir ortak mücadele ile başarılı olabileceğini kaydetti.

Kadın sünneti de bir kırım biçimi
Ardından konuşma yapan Dünya Kadın Yürüyüşü koordinatörlerinden Astrid Rund, Kongo'da yapılan 'Barış İçin Kadın Yürüyüşü'ne ait kısa bir videoyu paylaştı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde kadınların sistematik bir şekilde tecavüze maruz bırakıldığını aktaran Rund, geçtiğimiz yılın Ekim ayında uluslararası düzeyde yapılan Kadın Eylem Günleri kapsamında gerçekleştirilen eylem ve etkinlikler hakkında bilgi verdi.
Konferansın ikinci bölümünde Agistra'dan Shewa Sium ise, Güney Kürdistan'da da çok yaygın olan kadın sünneti hakkında bilgi verdi. Konuyla ilgili sunum hazırlayan Sium, kadın sünnetinin geçmişinin M.Ö. 2000'li yıllara dayandığını kaydetti. Din ile gerekçelendiren bu korkunç uygulamaya dair kutsal kitaplarda yer almadığının altını çizen Agistra temsilcisi, "Bu uygulama, ataerkil bir 'değer' yargısıdır. Dolayısıyla buna son vermek için bu zihniyete karşı hep birlikte mücadele vermeliyiz" dedi.

Kadın ağlarını güçlendirme ihtiyacı
İkinci bölümün ardından da katılımcılara soru sorma ve düşüncelerini paylaşma imkanı verildi. Hozan Sosin'ın ney ve def dinletisini verdiği konferansın sonunda, sonuç bildirgesi taslağı okundu. Ardından katılımcıların konuyla ilgili düşünceleri alındı. Bildirgenin önümüzdeki günlerde ortaklaştırıldıktan sonra açıklanması bekleniyor.
Ancak konferansta yürütülen tartışmalarda öne çıkan düşünce ve talepler de vardı. Bunların içinde en fazla dile getirilen, bir dünya kadın kurultayını düzenleme ihtiyacı oldu. Yine kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mekanizmaların yaratılması gerektiği ifade edildi. Katılımcıların çoğu, Almanya'daki kadın aktivistler ve kurumlar arasındaki ağın güçlendirilmesi gerektiğini dile getirirken, küresel düzeyde de eşgüdümlü çalışma ihtiyacı vurgulandı. Benzer konferansların süreklileşmesi gerektiği belirtildi. Ayıca özellikle kadın kırımına karşı bir kadın sözleşmesinin oluşturulması gerektiği ve kadın kırımının uluslararası hukukta jenosid gibi bir insanlık suçu olarak tanınması için çalışmaların başlatılması istendi.

EVİN AKSOY/KÖLN