İnsanlar gibi, halkların hayatında da, yıldızın parladığı anlar vardır. Kürdistan yıldızının, en ışıltılı dem ve dönemidir, şimdi.
Kürtler, nihai amaçlarına erşimin kapılarını, çoktan geride bıraktılar. Efsanelerdeki Cin, şişeden çıktı hedefine uçuyor.
Ve Kürtler haklılıkları, direngenlikleriyle tarihlerinde hiç olmadıkları kadar güçlüdürler. Bu güçleriyle Ortadoğu'nun kaderinde yeni baş aktör.
Başka bir deyişle uyuyan efsanevi Cin, şişeden çıktı. Hiç bir güç, artık onu esir alıp gerisin geri şişeye tıkmaya muktedir değildir. Kürtler, bölgenin yeni gerçeği.
Bu gerçek karşısında, Kürtler de kendi ülkelerinin efendisi olan Hırvatlar, Boşnak, Makedon ve İrlandalılardan az onurlu bir halk değildir. Hele hele bölgede kalıcı barış için bu hal ve dönüşüm kaçınılmazken…
Öbür yanda yeni oluşumlarla gelişimler, hızına erişilmeyecek derekedeydi. Düşünebiliyor musunuz, Britanya’da yayımlanan ve dünya elitinin yakından izlediği The Ekonomist dergisi, bölgeyi analiz eden son sayısında, "Amerika’nın potansiyel (gelecekteki) müttefiği PKK olabilir" diye yazıyordu.
Neden olmasın? Amerika, en azından Kürtlerin büyük komşusu Rusya kadar (1930 yılında Kürtlerin Ağrı Dağı eteklerinde kırılmasına katıldılar. Saddam’ın Enfal'inde yanında yer aldılar, Öcalan’ı bir kaç dolar karşılığında sattılar) son 30 yılda TC’ye verdiği destekle kötülük yaptılar. Ama yer yüzünde, ebedi dostluk ya da düşmanlık diye bir kavram yok, çağ koşullarının gerekleri vardır. Koşullar gerektiriyorsa, bugün fiilen yaşandığı üzere müttefik de olunur.
Nitekim Avrupa 30 yıllık, 100 yıllık savaşlarla çağlar boyunca bir biriyle savaşıp, karşılıklı kırım yaptılar. Ama, bugün Avrupa’da sınır diye bir kavram yoktur.
Bu ayrı mesele, ancak, Kürtlerin gücüne dönersek, bu ışıltı, tesadüflerin kesişmesi, başka bir deyişle ayağına gelen şansın parıldaması değildir. Kürtler, emek harcayarak ve ölümüne bedeller ödeyerek, köleciliğin "kader" olmadığnı" ispatlayarak Ortadoğu'nun insani ışıltısı haline geldiler. Ateş çemberinden fırlayarak "dünyada Kürtlerin zamanı"nı yarattılar. Kadınları, erkeklerı, çocuklarıyla insanları diri diri yakan vahşete direnerek…
Ahmed Arif’in şiirsel deyimiyle rivayet ve günün tarihi öncesini (1925-1939) anlatan trajedi de değil, tanıklardan Halil Sayılgan’ın, anlattığı son yaşanmışlıklardan Kürtlerin hangi ateş çemberinden kopup geldiğini tarihe not ediyordu. Sayılgan, 2 Ekim 1993 gecesi, Muş’un Vartinis beldesinde, aralarında hamile bir kadın ve yedi çocuğun da bulunduğu Nasır Öğüt ailesinin diri diri yakılmasını Türk mahkemesinde şöyle anlatıyordu:
"Tutuşulan her yer, ateşe verildi. Traktörler, ot yığınları, tezek yığınları, evler, ahırlar ve hayvanlar cayır cayır yanıyordu. Hiç kimse korkudan yanma pahasına bile olsa evinden çıkamıyordu. Nasır’ın evi ateşe verildi. Korkudan kimse yardıma gidemedi. Çıkanı vuruyorlardı."
Bunu yapanlar "medeni", Kürtler teröristti. Medeni devletin Başbakanı Recep Tayyip, yaklaşık iki sene önce Roboskî’de, tastamam yarısı çocuk 34 Kürdü katleden ordusunun generallerini zaferlerinden dolayı kutluyor, sonra dönüp Kürtlere "kardeşlerim" diyordu.
Kürtler, böylesi bir dehşetten geliyorlardı. Gülüşleri değil, yaşamaları da "kardeşleri"nin iznine bağlıydı. Bayram ve şenlikleri de…
Ondan izinsiz sokağa çıkan Kürt, zehrli gaz ve panzerlerle karşılanıyor, Kürdistan topraklarının su altında bırakılıp, bütün tepelerine kaleler inşa edilerek koyun ve keçilerin otlamasının yasaklanmasına karşı çıkanlar kurşunla durduruluyor, ama o hala "süreç var, süreçle sıcak kucağımda uyuyarak emir kulu Türkiyeli ve kardeş ol" diye alay ediyordu.
Kardeş dediklerinin Şengal'deki kardeşleri, destekledikleri çeteler tarafından topluca katlediliyor, kadınları, kızları pazarda satılıyor, satamadıklarının boynu kesiliyordu. Kobanê'de, bebeklerin üstüne tank süren katiller Tükçe konuşuyor, iki yıl önce, "sınırımızdaki oluşuma izin vermeyiz" demiş Recep de gözümüzün içine baka baka, "IŞİD’e yardım ettiğimizi söyleyenler şerefsizdir" diyordu.
Aynı Recep Tayyip, şimdi Cumhurbaşkanı sıfatıyla TC’nin tek egemeni. Emir altındaki medyası dün, Amerika’nın tecavüzcülere, insan kasapları, talancı ve hırsızlara karşı direnen Kobané’ye yardım etmesini, "Ankara’yı şoke eden gelişme" başlığıyla duyuruyordu. Sahi, dünya lideri olma iddiasında olan bir devlet, işi tecavüz ve insan kesmek olan bir çeteyle iş tutan çete değilse Başkenti neden şoke oluyordu?
Ama asıl şok dün yaşandı. Erdoğan iki gün önce, Afganistan yolunda, "PYD, PKK ile eşittir, o da terör örgütüdür" demişti. Amerika’nın "terörist" desteğine şiddetle karşı çıkıyor, iznine bağlıymış gibi "hayır" diyordu.
Fakat kadere bakın dün, Amerika desteğini ve TC de, Güneyli güçlerin geçişi için sınırları açtığını açıklıyordu.
O halde neymiş? Herkes gücü kadar konuşmalı ve büyük lokma yemeli, ama asla büyük söz etmemeliydi. Aksi halde, dediğini yutturulur, dost ve müttefik olan DAİŞ da, bir sabah aniden düşman oluverirmiş. Tıpkı, bir zamanlar, Libya'sının ondan habersiz düşman ilan edilmesi gibi…
(Bugün Kemalisterin pek sevdikleri emperyalizmi yazacaktık. Yine başka güne kaldı.)