Bilim-Teknik GÜNDEMİ

HAZIRLAYAN: Doğan Barış ABBASOÐLU


Ünlü bilim insanı Stephen Hawking, Dünya’da fazla zamanımızın kalmadığını, insanlığın kurtuluşu için kısa sürede başka gezegenleri kolonileştirmemiz gerektiğini söyledi. 

Hawking ve bir dizi ünlü bilim insanı son dönemde bu uyarılarını sıklaştırmış durumda. İnsanlığın kozmostaki tek evi olan Dünya’nın yakın bir gelecekte insan yaşamına uygun olmayacağını düşünen bilim insanları gözlerini uzak gezegenlere hatta uzak yıldız sistemlerine dikmiş durumda. 

Peki bunu yapabilir miyiz? İnsanlığı uzayda, başka gezegenlerde bekleyen tehlikeler neler? 

Her şeyden önce ikinci bir Dünya yok. Dünya için bugün en iyi alternatifimiz olan Mars’ta, birkaç saat içinde sizi kanser edecek kadar radyasyon, hiçbir şekilde solumayacağınız bir hava ve toksik maddelerle dolu toprak var. Çok muhtemelen Mars, Dünya’mızda dinozorları yok eden meteorit etkisinin ardından gördüğümüz koşullardan çok daha kötü koşullara sahip. 

Güneş Sistemi’nde hiçbir gezegende Dünya’yı andıran koşullar dahi yok. Yani Dünya’nın bir ikizini bulmak için gözümüzü yakın yıldız sistemlerine dikmemiz lazım. Henüz de böyle bir yer bulabilmiş değiliz. Hatta böyle bir yeri kesin olarak tespit edebilecek teknolojiye de sahip değiliz. Bunun da üstüne binlerce yıl sürecek bir uzay yolculuğuna dayanıklı varlıklar değiliz. Uzayda doğacak olan kuşakların Dünya koşullarında yetişen insanlara ne kadar benzeyeceğinden de emin değiliz. 

Bütün bu olanaksızlıkların şüphesiz Hawking ve diğer bilim insanları da farkında. Kolonileştirmekten kasıtları ise çok farklı. 

İnsanlık henüz çok uzak yıldız sistemlerine yolculuk yapabilecek düzeyde değil. Güneş Sistemimizde de insan yaşamına uygun hiçbir nokta yok. Bilim insanları Dünya’da insanlığın başına bir kıyamet gelmesi ihtimaline karşı, insanlığın bir nevi yedeğini almak istiyor. Güneş Sistemi’nde başta Mars olmak üzere  birçok gökcismi üzerinde kurulacak ve insan yaşamına göre adapte edilecek uzay üslerindeki insan nüfusu insanlığın varlığını sürdürmesini sağlayabilir. 

Örneğin Mars’taki bir kolonide olmaları sayesinde kıyametten kurtulan insanlar Dünya’daki koşullar yeniden insan yaşamına izin verdiği zaman geri dönüp medeniyeti yeniden yeşertebilir. Yapamazlar mı? Bugün Afrika dışındaki tüm insanların 70 bin yıl önce Kızıldeniz’i geçen 200 kadar insandan geldiğini hatırlayınız. 

Peki bu küçük kolonimizin kurulmasının önündeki engeller ne? Hemen neden uzay gemilerine binip çalışmaya başlamıyoruz. 

Birinci ve en önemli engel öyle bir uzay gemisi yok. Henüz gezegenler arası insanları taşıyabilecek ve gidiş dönüş çalışabilecek bir uzay gemisi inşa edilmedi. En iyi senaryoya göre bu tür bir uzay gemisi en erken 2050 yılında hizmete girecek. O güne kadar Mars’a gidecek olan kişiler oradan geri dönmeyeceklerine razı olmak durumunda. 

Mars’a sadece birkaç astronotun gönderilmesi de 1.5 trilyon dolar gibi devasa bir bütçe istiyor şu anda. 

Ve bu sorunlar daha başlangıç. İşte kolonilerimizin karşı karşıya kalması muhtemel sorunlar: 


1) Süper Kanser

Uzay Yolu, Yıldız Savaşları gibi filmlerde uzak gezegenlerde insanların etrafta gezindiğini görürsünüz. Ne yazık ki bu gerçekte büyük ihtimalle hiçbir zaman mümkün olmayacak. Dünya’da evrimleşen canlılar olarak Dünyamızın bir ikizi bulunana kadar koruma ekipmanları olmadan burnumuzu koloni üssünden dışarı çıkarmamız mümkün değil. Bir diğer deyişler hiçbir zaman ayağınızı Mars toprağına basamayacaksınız. 

İnsan yaşamının sürmesi için solunan havanın yüzde 20,9’unun oksijen olması gerekiyor. Bilim insanlarına göre insan yaşamının sürdürülebileceği en düşük oksijen oranı yüzde 19.5. Mars’ta ise atmosferin yüzde 95’i karbondioksit ve atmosfer basıncı dünyadakinin yüzde 1’i. Yani kafanızı dışarı çıkardığınız an zehirlenecek, eğer birkaç saniye nefesinizi tutup dayanırsanız ilk olarak göz yuvarlağınız yuvasından fırlayıp gidecek. 

Eğer ek önlemler alınmazsa Dünyamız gibi Güneş’ten gelen radyasyona karşı bir koruma kalkanı olmayan Mars’a ayak basanlar aylar hatta günler içinde kanser olacak. 


2) Bitki nasıl yetiştirilecek?

İnsanlar olarak kendimizi, ciğerlerimizi uzay kolonisinden koruyabiliriz. Başka gezegenlerde konserve kutuları arasında McGyver gibi küçük icatlarla yaşamımızı sürdürebiliriz. Ancak bizim yaşamımızı destekleyecek küçük organizmaların bunu yapma şansları pek yok. 

Örneğin Mars toprağında herhangi bir bitkinin yetişme şansı yok. Oldu da yetişti çok büyük ihtimalle yediğiniz anda sizi öldürecek cinsten olacak. Bu yüzden Mars kolonisinde dünyaya benzer şartların olduğu korunaklı alanlarda, büyük ihtimalle Dünya’dan getirilen toprakla bitki yetiştirmekten başka çaremiz yok. 

Aynı durum hayvanlar için de geçerli. Dünyadaki hiçbir hayvanın Mars ya da Güneş Sisteminde kuracağımız diğer kolonilerde en ufak bir yaşam şansı dahi yok. 

Örneğin tavuklar. Biliyor ki tavukların dünyanın manyetik alanına bağlı olarak iki modu olduğunu biliyoruz: normal ve maksimum panik. Bu hayvanı alıp Mars yüzeyine koyduğunuz anda istediği kadar korunaklı ve dünya koşullarının aynısı bir alanda olsun muhtemelen kafayı yiyecek ve bir süre sonra ölecektir. 


3) Mega Tsunamiler ve Süper Volkanlar

Bilim insanları Mars dışında, Satürn ve Jüpiter gibi dev gezegenlerin uydularının kolonileştirme için uygun olduğunu düşünüyor. Örneğin Satürn’ün uydusu Titan’ın Güneş Sistemi’nde yaşam için en uygun yer olduğu düşünülüyor. Yine NASA’ya göre Jüpiter’in uydusu Calisto’ya da bir üs kurulabilir. 

Ancak artık Güneş yerine başka bir gezegen etrafında döndüğünüz için çok daha fazla bu dev kütlelerin etkisinde kalmanız söz konusu. Misal Ay, Dünyamız üzerinde yerçekimsel bir etkiye sahip bunu da gel gitler şeklinde gözlemleyebiliyoruz. Dünyamızın Ay üzerindeki etkisi ise çok daha fazla. Eğer Ay üzerinde su olsaydı büyük bir ihtimalle Dünyanın yerçekimi etkisi nedeniyle uzaya savrulur giderdi. 

Titan’de Satürn’ün etkisi nedeniyle yüzlerce metre yüksekliğinde tsunamiler oluştuğunu biliyoruz. Jüpiter’in uyduları ise volkanik olarak Güneş Sisteminin en aktif gökcisimleri. 

Yani buralarda kuracağımız koloniler her an Dünya’ya bir göktaşının çarpmasının ardından oluşacak koşullarda yaşaması gerekecek. 


4) Zaman kavramı değişecek

Dünyamızın kendi etrafında dönüşünü tamamladığı 24 saat bu gezegende evrilen canlılar için hayati önem arz ediyor. Bu zaman döngüsünde evrimleşmiş canlıların farklı gün uzunluğuna alışması düşündüğümüzden çok daha komplike bir durum. 

Örneğin Venüs yüzeyi bir gün kolonileşmeye uygun hale gelirse bir günün 243 Dünya günü olduğu bir sistemde yaşayacaksınız. Jüpiter’de bir gün 10 saat olacak. İnsan bünyesi buna evrilene kadar kolonideki türdaşlarımız sürekli bir jet lag halinde yaşayacak.