Her sevdalı yürekte
Bir mahkûm saklanır
Dünyadan firari!
Şair demiş ya “Ölmek ne garip şey anne”; aslında garip olan ölmek değil yaşamak!
Ölüm kadar doğal olan ne olabilir ki? Ölümden sonrası çok tartışılır fakat ölümün pek fazla merak uyandıran bir yanı bile yok.
Robert De Niro ve Şener Şen’in filmlerinin bir repliğinde klişeleştiği gibi söylersek “hepimiz öleceğiz!” Bunda garip olan ne var ki? Tüm canlılar er-geç bunu tadacaktır. Yaşam ise öyle değil, mucizelerle, heyecanlarla, garipliklerle dolu. Bu nedenle nasıl öldüğü değil nasıl yaşadığı farklı kılar insanı…
Çok sade ve mütevazı olan duruşuna karşın fırtınalı bir ruhu vardı. İncelikliydi. Tavır sahibiydi. Yanlışlara karşı fırtına gibi kopar, sonra serin bir meltem gibi sarardı insanı.
O fırtına kişiliğinden dolayıdır ki, hücresinde gün sayanlardan olmadı. 1990’da İzmir-Kemalpaşa hapishanesinde “cezasının” son aylarının tamamlanmasını beklememiş firar etmişti. Bu firar O’nun özgür ruhunu anlatan en güzel eylemlerden biridir.
Firarın ardından özgürlük eylemini tüm yaşamına yaymıştı. 3 yıl sonra bir kez daha tutuklanacak ve direnişle geçen hapishane yılları tekrar başlayacaktı.
Ömrünün nerdeyse üçte birini hapishanelerde geçiren Dersimli Salih heval Kürdistan dağlarıyla buluştuğunda Mazlum, Avrupa’da ise Delil olmuştu: Mazlum Doğan ve Delil Doğan kardeşlerin isimleriydi kendine yakıştırdığı ve gerçekten de ona yakışmıştı. Ayrıca arkadaşlarının ona verdiği isim Piro’ydu. Mazlum Delil Piro… Yeni isim-yeni kimlik direnişin önderlerinden alınan özgür ruhun ve yeni yaşamın sembolü olmuştu.
Heval Salih’in eylemci yönü kadar entelektüel özelliği de dikkat çekiciydi. İyi bir araştırmacı, yorumcu ve tartışmacıydı. Hepsinden öte bilge bir kişiliği vardı. Hatasız olmak değildir bilgelik, hatalardan ders çıkarmasını bilmektir. Her konuda açıklığı ve içtenliğiyle bunu kanıtlamıştı.
Değerlerin nasıl yaratıldığını en iyi bilenlerdendi fakat en kıt olanaklarla en güzel yaşamın kurulduğu Kürdistan dağlarını gördükten sonra Avrupa’yı ve oradaki yaşamın tüm ayrıntılarını sorgulayacaktı. Bunu bazen esprilerle anlatacaktır: “Bizim bu mırtoxa oradaki üç çeşit kahvaltıdan daha güzeldir.” Biraz da abartı katıp zeytin tanelerini bile saydığı söylenen, Mustafa arkadaşına şimdi daha fazla hak verdiğini söyleyecektir!
Hataların kabulüdür insanı erdemli kılan, hele ki yoldaşlık söz konusu olunca ne kadar zaman geçse de telafi etmek duygusu hep canlı olur. Dünyanın karmaşası içinde önemsemez olduğunuz ya da önemseyip de fırsatını bulmadığınız giderilmesi-düzeltilmesi gereken sorunlarınız varsa hiç zaman kaybetmeyin! Karşınızdaki de telafi etmenize fırsat sunmuşsa ne mutlu size!
Sert tartışmalar yaşadığı arkadaşlarından biriyle 20 yıl sonra buluşunca, o gönül yüceliğiyle arkadaşının hatalı sözlerini unutmuş olsa da, arkadaşı o hatalı sözlerini “telafi etme” fırsatını kaçırmamış; tüm hatalarına birlikte gülmüşlerdi “aşma” huzuruyla…
Hapishanedeyken Heval Salih’in firar arayışları bitmezdi; sonunda dünyadan da firar etti!
Anlaşılıyor ki, Kürdistan dağlarını gördükten sonra insanın kalbi Avrupa gibi bir yere fazla dayanamıyor. Şimdilik geriye tek çare kalıyor: Gidilen her yeri ülkeye çevirmek!
