• Filipinler'de iktidarın uzun yıllardır mesafeli yaklaştığı 88 yaşındaki Katolik rahibe Mary John Mananzan, "İsa yoksulların yanındaysa ben de onların yanında olmalıyım" diyerek kadın hakları, işçi grevleri ve yolsuzluğa karşı yürüttüğü mücadeleyle ülkenin en etkili toplumsal figürlerinden biri olmayı sürdürüyor.
  • Manastır duvarları yerine toplumsal mücadeleyi seçen Mananzan, yarım asır önce bir dergi kapağında "Dünyayı değiştirmek isteyen rahibe" olarak anılmıştı. Bugün ise Filipinler'de dünyayı değiştirmeyi hayal eden değil, bunu hayatı boyunca denemekten asla vazgeçmeyenlerin en güçlü simgesi.

George Banez* - Çeviri Yeni Özgür Politika

Filipinler'de 88 yaşındaki Benedikten rahibesi Mary John Mananzan, yarım asrı aşkın süredir kadın hakları, işçi mücadelesi ve demokrasi hareketlerinin en tanınan isimlerinden biri. Kilisenin muhafazakar çizgisine meydan okumaktan da hükümeti eleştirmekten de vazgeçmeyen Mananzan, "İsa yoksulların yanındaysa ben de onların yanında olmalıyım" diyerek inancını sokak mücadelesinin parçası haline getirdi. Filipinler'de iktidarın uzun yıllardır mesafeli yaklaştığı isimlerden biri ne bir siyasetçi ne de bir sendika lideri. O, Katolik bir rahibe.

88 yaşındaki Benedikten rahibesi Mary John Mananzan, onlarca yıldır kadın haklarını savunuyor, grevlerde işçilerle birlikte yürüyor, çevre talanına karşı kampanyalar düzenliyor ve hükümetlerin yolsuzluklarını açıkça eleştiriyor. Bugün hâlâ okul yönetiyor, konferanslar veriyor ve ülkenin en önemli toplumsal tartışmalarında sözüne başvurulan isimlerden biri olmayı sürdürüyor. Hayat hikayesi ise alışıldık bir din insanının biyografisinden çok, Filipinler'in yakın siyasi tarihine açılan bir pencere gibi.

Manastırdan meydanlara

Mananzan, başkent Manila'daki köklü Katolik okulu St. Scholastica's College'da büyüdü. İlkokuldan itibaren yatılı okudu, daha sonra aynı okulda rahibelik yeminini etti. Okulun öğrencileri genellikle ülkenin varlıklı ailelerinden geliyordu. Aynı tarikattan rahibe Aida Velasquez'in ifadesiyle, "Bu okulun kızları aktivist olmazdı."

Mary John Mananzan ise istisnaydı. Kendisi, hakkında yaratılan "zengin okul kızı" imajını hep reddetti. Orta sınıf bir aileden geldiğini söylüyor. Ancak onu diğerlerinden ayıran yalnızca sınıfsal kökeni değildi. Rahibeliği, dünyadan elini eteğini çekmek değil, toplumsal adaletsizliklerle yüzleşmek olarak yorumladı.

1984'te Filipinler'in en etkili kadın örgütlerinden GABRIELA'nın kurucuları arasında yer aldı. Adını İspanyol sömürgeciliğine karşı direnen Gabriela Silang'dan alan örgüt, kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan hakları mücadelesinin sembollerinden biri haline geldi. Aynı yıl St. Scholastica's College bünyesinde Kadın Araştırmaları Enstitüsü'nü kurdu. Yıllarca hem akademisyen hem yönetici hem de tarikat içinde üst düzey görevler üstlendi.

Kadınların değil, erkeklerin kendine bakması gerekir

Mananzan'ın en çok tartışma yaratan yönlerinden biri, kadın hakları konusunda Katolik Kilisesi'nin resmi çizgisine açıkça itiraz etmesi.

Üreme haklarından toplumsal cinsiyet eşitliğine kadar birçok konuda kilisenin muhafazakar yaklaşımını eleştiriyor. 2023'te kaleme aldığı "Ekofeminizm" üzerine çalışmasında, kadın bedeni ile doğa arasında güçlü bir benzerlik kuruyor. Ona göre hem kadınların rahmi hem de yeryüzü yaşam üretiyor, ancak ikisi de aynı ataerkil düzen tarafından sömürülüyor.

Bu yaklaşım, son yıllarda güçlenen Hristiyan feminist teolojisinin de temel tezlerinden biri. Bu yorum, kadınların bedenini denetlemeyi değil, ahlaki sorumluluğu bireye yükleyen İncil pasajlarına dayanıyor. İsa'nın Matta İncili'ndeki "Bir kadına şehvetle bakan herkes yüreğinde zina etmiştir" sözlerinin ardından gelen "Eğer gözün seni günaha sürüklüyorsa onu çıkar" ifadesi de bu çerçevede okunuyor. Mesaj açık: Sorun kadının varlığı ya da bedeni değil, kişinin kendi davranışlarından sorumlu olması.

Mananzan'ın kadın hakları mücadelesi de tam bu anlayıştan besleniyor. Ona göre Hristiyanlığın özü kadınların hayatını denetlemek değil; yoksulların, ezilenlerin ve ayrımcılığa uğrayanların yanında durmak.

Bir gecede değişen hayat

Ancak onu aktivizme taşıyan kırılma noktası kadın hareketi değil, işçi direnişiydi. 1975 yılında Almanya ve Roma'daki eğitimini tamamlayıp Filipinler'e yeni dönmüştü. Gece geç saatlerde telefon çaldı. Sıkıyönetim altındaki ülkede La Tondeña damıtımevini işgal eden işçiler askeri polisin baskın hazırlığında olduğunu haber veriyordu. Manastırdaki üstünü uyandırmaya kıyamadı. Kapısına kısa bir not bıraktı ve fabrikaya doğru yola çıktı.

Gece yarısını biraz geçe Metrocom birlikleri içeri girdi. İşçiler coplandı. Başlar yarıldı. Kanlar içinde dışarı sürüklendiler. Yıllar sonra o geceyi anlatırken aklında kalan görüntüyü tek cümleyle özetliyordu: "Yüzlerinden akan kan bana çarmıhtaki İsa'yı hatırlattı."

O geceden sonra rahibeler ve sendikacılar birlikte "İşçi Dostları" adlı dayanışma ağını kurdu. Mananzan'a göre mücadele yalnızca grev başladığında değil, işçiler o noktaya gelmeden çok önce verilmeliydi.

Marcos'a karşı EDSA'da

On bir yıl sonra Filipinler yeni bir dönüm noktasına geldi. 1986'da diktatör Ferdinand Marcos'a karşı başlayan Halk Gücü Devrimi sırasında Mananzan yine sokaktaydı. Savunma Bakanı Juan Ponce Enrile ile General Fidel Ramos'un Marcos'tan ayrılmasının ardından binlerce kişi, askerleri korumak için Manila'nın ana arteri EDSA Bulvarı'na akın etti. Tankların hangi tarafa geçeceği bilinmiyordu. Darbe girişiminin başarılı olup olmayacağını kimse kestiremiyordu. Rahibeler de o belirsizliğin içinde meydandaki yerini aldı. Üç gün sonra Marcos ülkeyi terk etti. Mananzan, bu yıl da Halk Gücü Devrimi'nin 40. yıl etkinliklerinin ön saflarındaydı.

İsa yoksulların yanındaysa...

Bugün 88 yaşında olmasına rağmen çalışmayı sürdürüyor. Gazetecilerin ilk aradığı din insanlarından biri. Hükümetin yolsuzluklarını eleştiren mitinglerde konuşuyor. 2025'te kamu kaynaklarının kullanımıyla ilgili yolsuzluk iddialarına karşı düzenlenen kitlesel protestolarda kürsüye çıktı.

Senato'da kendisine neden "aktivist" olduğu sorulduğunda verdiği yanıt ise hayatının özeti gibiydi: "Ben İsa'nın takipçisiyim. Eğer İsa'nın tercihi yoksullardan yanaysa benim de yoksullardan yana olmam gerekir. İnsanlar sömürülüyorsa, hakları çiğneniyorsa yalnızca vaaz vererek kenarda duramam. Bu yüzden grevlere, direnişlere katılıyorum." Bu sözler, onun rahibeliği nasıl anladığını da özetliyor.

Manastır duvarlarının ardına çekilmeyi değil, inancını toplumsal mücadeleyle birlikte yaşamayı seçti. Yıllar önce bir derginin kapağı ona "Dünyayı değiştirmek isteyen rahibe" adını vermişti. Aradan yarım asır geçti. Bugün Filipinler'de pek çok kişi için Mary John Mananzan, dünyayı değiştirmeyi hayal eden biri değil, bunu hayatı boyunca denemekten hiç vazgeçmemiş insanların en güçlü simgelerinden biri olarak görülüyor.

* Dr. George Banez, biyolojik çeşitliliğin korunması alanında yerel, ulusal ve uluslararası kuruluşlarla uzun yıllara dayanan bir çalışma deneyimine sahiptir.

Kaynak: Pressenza - International Press Agency