• Yaşlanma, kaçınılmaz ve tek yönlü bir süreçti. İnsan doğuyor, büyüyor, olgunlaşıyor ve hücreleri yıpranıyordu. Ancak son araştırmalar, hücrelerin geçmişlerine dair biyolojik hafıza taşıdığını ve bu hafızanın değişebildiğini gösterdi.
  • Bilim insanları artık “Yaşlanmayı nasıl yavaşlatabiliriz?” sorusunun ötesine geçerek daha iddialı bir ihtimali araştırıyor: Yaşlanmanın izlerini hücrelerden silebilir miyiz? Şimdiye kadar yapılan çalışmaların çoğu hâlâ deneysel aşamada.
  • Japon bilim insanı Shinya Yamanaka, bu süreci 2005 yılında keşfetti. Yamanaka, yetişkin hücreleri yeniden programlayarak onları neredeyse kök hücre benzeri bir duruma döndürmeyi başardı. Bunun için dört özel protein kullandı. Bilim dünyası bu proteinleri daha sonra “Yamanaka faktörleri” olarak adlandırdı.
  • İnsanlığın binlerce yıllık gençlik arayışı bugün mitlerden laboratuvarlara taşınmış durumda. Önümüzdeki yıllar, yaşlanmanın kader mi yoksa üzerinde değişiklik yapılabilecek biyolojik bir süreç mi olduğunu gösterecek.

Daniel T. Max* - Çeviri: Yeni Özgür Politika

İnsanlık binlerce yıldır aynı sorunun peşinde: Yaşlanmayı durdurabilir miyiz? Gençlik iksirleri, ölümsüzlük pınarları ve sonsuz yaşam hayalleri mitolojilerden günümüze kadar uzanan ortak bir arayış oldu. Ancak bugün bu soru ilk kez yalnızca efsanelerin değil, dünyanın en gelişmiş laboratuvarlarının da konusu. Bilim insanları artık “Yaşlanmayı nasıl yavaşlatabiliriz?” sorusunun ötesine geçerek daha iddialı bir ihtimali araştırıyor: Yaşlanmanın izlerini hücrelerden silebilir miyiz?

Bu büyük hedef için biyoteknoloji dünyasında milyarlarca dolarlık bir yarış başladı. Bazı araştırmacılar, insan ömrünü uzatmanın değil, sağlıklı geçirilen yılları artırmanın peşinde olduklarını söylese de kullanılan yöntemlerin potansiyeli çok daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor: Bir gün insan vücudu gerçekten gençleştirilebilir mi?

Bu yarışın en dikkat çekici isimlerinden biri Harvard Tıp Fakültesi genetik profesörü David Sinclair. Sinclair ve ekibi, yaşlanmış hücreleri daha genç bir duruma döndürmeyi amaçlayan bir teknoloji geliştirdi. İlk insan denemelerinden biri, ileri evre glokom hastası bir kişinin gözünde gerçekleştirildi. Araştırmacılar, ER-100 adı verilen tedavinin hasar görmüş görme sinirlerini daha genç bir hücresel duruma taşıyıp taşıyamayacağını test ediyor.

Bu deneyin önemi yalnızca bir göz hastalığının tedavisiyle sınırlı değil. Çünkü araştırmacıların asıl hedefi, tek bir organı iyileştirmekten çok daha büyük: Hücrelerin yaşlanma sürecini geri çevirebilecek genel bir yöntem geliştirmek.

David Sinclair/foto:AFP

Hücrelerin saatini geri almak

Yaşlanma uzun süre kaçınılmaz ve tek yönlü bir süreç olarak görüldü. Bir insan doğuyor, büyüyor, olgunlaşıyor ve zaman içinde hücreleri yıpranıyordu. Ancak son yıllardaki araştırmalar, hücrelerin geçmişlerine dair bir tür biyolojik hafıza taşıdığını ve bu hafızanın değiştirilebileceğini gösterdi.

Bu fikrin temel taşlarından biri Japon bilim insanı Shinya Yamanaka’nın 2005 yılında yaptığı keşifti. Yamanaka, yetişkin hücreleri yeniden programlayarak onları neredeyse kök hücre benzeri bir duruma döndürmeyi başardı. Bunun için dört özel protein kullandı. Bu proteinler daha sonra “Yamanaka faktörleri” olarak anıldı ve keşif 2012 yılında Nobel Ödülü ile taçlandırıldı.

Peki bu nasıl mümkün olabiliyor? Bir hücreyi bilgisayar gibi düşünelim. Hücrenin DNA’sı cihazın donanımıysa, genlerin ne zaman açılıp kapanacağını belirleyen epigenetik düzenlemeler de işletim sistemi gibidir. Yaşlandıkça bu sistemde bozulmalar meydana gelir. Hücreler çevresel etkiler, stres, radyasyon, kimyasallar ve zamanın etkisiyle biriken biyolojik “çizikler” taşımaya başlar.

Hücresel yeniden programlama yaklaşımı, bu çizikleri silmeye ve hücreyi daha genç bir duruma döndürmeye çalışıyor. Sinclair bunu eski bir CD’nin üzerindeki çizikleri temizlemeye benzetiyor. Amaç, hücrenin temel kimliğini değiştirmeden onu daha sağlıklı ve genç bir çalışma durumuna getirmek.

En büyük sorun: Fazla gençleşmek

Ancak gençleştirme fikri kulağa ne kadar heyecan verici gelse de bilim insanlarının önünde büyük bir engel var. Hücreleri tamamen geriye döndürmek tehlikeli olabilir.

Yamanaka faktörleri ilk keşfedildiğinde, hücreleri kök hücre durumuna çevirebilecek kadar güçlü oldukları görüldü. Fakat kontrolsüz kullanıldıklarında hücrelerin kimliklerini kaybetmesine ve kanserleşme riskine yol açabiliyorlardı. Araştırmacılar için asıl mesele, hücreleri yeterince gençleştirmek ancak onları “sıfır noktasına” kadar geri götürmemekti.

Bilim insanı Juan Carlos Izpisua Belmonte bu noktada önemli bir ilerleme sağladı. Belmonte, Yamanaka faktörlerinin miktarını ve kullanım süresini dikkatlice ayarlayarak hücreleri daha genç bir duruma getirmeyi, ancak kontrolsüz büyümelerini engellemeyi hedefledi.

Fareler üzerinde yapılan deneylerde, erken yaşlanma hastalığı bulunan farelerin yaşam süresinin uzadığı ve yaralanan dokuların daha hızlı iyileştiği görüldü. Bu çalışmalar, yaşlanmanın tamamen tek yönlü bir süreç olmayabileceği fikrini güçlendirdi.

Gen araştırma/foto:AFP

Yaşlanma tek bir düğme değil

Araştırmacıların karşılaştığı en büyük gerçeklerden biri ise şu: Yaşlanma tek bir mekanizmadan kaynaklanmıyor.

Vücudumuzda trilyonlarca hücre ve yüzlerce farklı hücre tipi bulunuyor. Yaşlanma sırasında DNA hasarı, kronik iltihaplanma, mitokondri sorunları, telomerlerin kısalması ve hücresel işlev kayıpları gibi çok sayıda süreç devreye giriyor.

Bu nedenle geleceğin yaşlanma karşıtı tedavisi muhtemelen tek bir ilaç olmayacak. Bazı bilim insanları gen tedavileri üzerinde çalışırken bazıları Yamanaka faktörlerinin etkisini taklit edebilecek kimyasal ilaçlar geliştirmeye çalışıyor.

Amaç, vücudun tamamını bir anda gençleştirmek yerine önce belirli hastalıkları ve yaşlanmaya bağlı hasarları hedeflemek olabilir.

Milyarderlerin finanse ettiği gençlik araştırmaları

Yaşlanmayı tersine çevirme araştırmaları son yıllarda büyük yatırımcıların da ilgisini çekti. Google’ın kurucularından Larry Page, 2013 yılında yaşlanma araştırmalarına odaklanan Calico adlı şirketi kurdu. Ardından çok sayıda biyoteknoloji girişimi ortaya çıktı.

Coinbase yöneticisi Brian Armstrong’un desteklediği NewLimit, yaşlanmaya bağlı hücresel bozulmaları düzeltmeye yönelik çalışmalar yürütüyor. OpenAI CEO’su Sam Altman da Retro Biosciences adlı yaşlanma araştırmaları şirketine yatırım yaptı. Altos Labs ise milyarlarca dolarlık yatırımla kurulan ve bu alandaki en büyük girişimlerden biri olarak dikkat çekiyor.

Bu yatırımlar bilimsel ilerlemeyi hızlandırsa da beraberinde önemli soruları getiriyor. Eğer insan ömrünü ciddi biçimde uzatan teknolojiler geliştirilirse, bu tedavilere yalnızca zenginlerin ulaşması nasıl bir toplumsal eşitsizlik yaratır?

Amaç ölümsüzlük mü, sağlıklı yaşlanmak mı?

Araştırmacılar genellikle “ölümsüzlük” kelimesinden uzak duruyor. Bunun yerine “sağlık süresini uzatmak” kavramını kullanıyorlar. Yani hedef, insanların daha uzun süre hastalıklardan uzak, aktif ve bağımsız yaşayabilmesi.

Ancak bazı bilim insanları daha iddialı hedefler taşıyor. Sinclair, gelecekte yaşlanmanın bazı yönlerini tersine çevirebilecek ilaçların geliştirilebileceğine inanıyor. Ona göre göz, karaciğer, sinir sistemi gibi farklı dokular üzerinde elde edilecek başarılar, sonunda tüm vücuda uygulanabilecek yöntemlerin önünü açabilir.

Sinclair’in ekibi ayrıca gen tedavisinden daha kolay uygulanabilecek kimyasal yaklaşımlar üzerinde çalışıyor. Eğer bu tür ilaçlar güvenli hale gelirse, gelecekte yaşlanma karşıtı tedaviler reçeteyle alınabilen ilaçlara dönüşebilir.

Shinya Yamanaka

Bilimin önündeki etik duvar

Ancak insan yaşlanmasını değiştirmek yalnızca biyolojik bir problem değil. Aynı zamanda büyük bir toplumsal soru. Eğer insanlar çok daha uzun yaşayabilirse nüfus dengeleri nasıl değişir? Yeni nesillerin önündeki fırsatlar azalır mı? Yaşam süresini uzatan teknolojiler herkes için erişilebilir olur mu?

Shinya Yamanaka da yaşlanma araştırmalarının yalnızca laboratuvarlarda tartışılmaması gerektiğini savunuyor. Ona göre insan ömrünü önemli ölçüde uzatma ihtimali, yapay zekâ tartışmalarından bile daha temel sorulara dokunuyor; çünkü doğrudan yaşam, ölüm ve insanlığın geleceğiyle ilgili.

Gençliğin sırrı gerçekten bulunabilir mi?

Bugün bilim insanları henüz yaşlanmayı durdurmuş değil. İnsanlarda kanıtlanmış, güvenli ve genel bir gençleştirme tedavisi bulunmuyor. Yapılan çalışmaların çoğu hâlâ deneysel aşamada.

Yine de son birkaç on yılda ortaya çıkan gelişmeler, yaşlanmanın sandığımız kadar değişmez olmayabileceğini gösteriyor. Hücrelerin geçmiş bilgilerini taşıdığı, bu bilgilerin yeniden düzenlenebileceği ve bazı yaşlanma belirtilerinin geri çevrilebileceği fikri artık bilim dünyasının ciddi araştırma konularından biri.

Belki de geleceğin tıbbı hastalıkları ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek yerine, vücudu genç ve dayanıklı tutmaya çalışacak. İnsanlığın binlerce yıllık gençlik arayışı bugün mitlerden laboratuvarlara taşınmış durumda. Önümüzdeki yıllar, yaşlanmanın kader mi yoksa üzerinde değişiklik yapılabilecek biyolojik bir süreç mi olduğunu gösterecek.

* Gazeteci ve yazar Daniel T. Max’n National Geographic’te yayınlanan araştırması kısaltılarak tercüme edilmiştir.

Kaynak link: https://www.nationalgeographic.com/health/article/end-of-aging-cellular-reprogramming-longevity