İyi bir ressamın fırça darbelerinden çıkmış bir sanat eserinde sevgiden korkuya, umuttan umutsuzluğa, öfkeden hüzne, yaşamdan ölüme birçok duyguyu görebilirsiniz. Tüm bu duygular bir sanatçının derinliğini, eserine aktardığı iç dünyasını anlatma özelliğiyle kimliğini oluşturur. Sanatçı yarattığı eseriyle yarınlara izler taşır. Taşınan bu izlerin kalıcı olması ise, sanatçının sahiplenilmesiyle ilgilidir. Bu sahiplenilme onu kalıcılaştırarak toplumsallaştırır. Bu yüzden bir sanatçı için en önemli şey yarınlara kalabilecek kıymette eser üretebilmektir. Sanatçının toplum tarafından sahiplenilmesi, topluma mal olması sorumluluklarını arttırır. 1981 Dersim doğumlu, Sosyal Pedagog ressam Dilek Piya Koç, resme küçük yaşlarda aile ortamının üzerinde yarattığı sıkıntılardan uzaklaşmanın aracı olarak başlar. Çevresinde olup bitenleri unutmak için çizer. Bu çizimler resim öğretmeninin dikkatini çeker ve Koç’la özel ilgilenir. Ancak ressam Koç’un sanatla ilk buluşması, ailesi tarafından çocuk yaşta evlendirildiğinden dolayı kesintiye uğrar. Resimle yeniden buluşması ise, araştırmacı yazar Kasım Koç’la tanışmasından sonra, bir daha fırçası elinden düşmeyecek bir biçimde sürer. Zira Kasım Koç onun bu yeteneğini kullanmasını sağlar. Yüzlerce tablo yapar. Sergiler açar. Dilek Piya Koç eserlerinde yeni bir dünya, yeni bir hayat, yeni bir kültür yaratmak için hayatını feda edenleri çizdiğini belirtiyor. Sanatçı Koç ile etkilendiği ressamları, açtığı sergilerini, sanatçı sorumluluğu ve gelecek projelerini konuştuk.


Hangi ressamlardan etkilendiniz?

Aslında ben hiçbir ressamı tanımadan resim çizen bir çocuktum. İilk etkilendiğim öğretmenimdir. Ancak daha sonraları Michelangelo’dan etkilendim. Michelangelo’nun resimlerinde kullandığı ışık, gölge ve renkler etkilemişti beni. Tablo değil de, sanki canlı çekilmiş resimdi o kadar çok büyüleyiciydi ki. Ayrıca resimlerinde kullandığı dramın bana yansıyan boyutunun da üzerimde etki yarattığı kanısındayım. 


 Eserlerinizden söz edebilir misiniz? Eserlerinizde daha çok neyi işliyorsunuz?

Bugüne kadar yüzlerce tablo çizdim. Çizimlerimde aşkı, sevgiyi, doğayı, acıyı anlatan eserlerim çoğunlukta. Bazı eserlerimde ise, yeni bir dünya, yeni bir hayat, yeni bir kültür yaratmak için hayatını feda edenleri çizdim. Yani demek istediğim şudur ki burjuvaziye karşı bedel ödeyen, toplumların değişimi için bedenlerini siper eden komünist, devrimci kişileri çizdim. 


Bugüne kadar açtığınız sergilerden de söz eder misiniz?
Ziyaretçilerden nasıl tepkiler aldınız?

Evet, bu son iki senede sergilerim oldu. Birbirlerinden farklı olan çizimlerimi farklı sergilere taşıdım. İlgi çeken çizimlerim, ‘Kadının dünyası’, ‘Çocuklar’, ‘Cezaevleri’ ve ‘Devrimcilerin Portreleri’ adlı çalışmalarımdı. Sergilerime ilgi yoğundu. Sergiyi gezmeye gelen ziyaretçilerimizin her biri, kendisini bir eserde görüyordu.




Geleceğe yönelik hangi projeleriniz var?

Gelecekte ki planlarımın içinde ve hayalimde olan Dersîm merkezinde, Ovacık, Hozat ve Mazgirt de sergiler açmak istiyorum. Şair Fetih Koç ile Dersim Soykırımını içeren sergi organize edeceğiz. Ayrıca Kobanê’ye gidip orada ki savaşı fırça darbelerimle çizmek istedim. Yine en büyük dileğim, Kobanêye gidip, Suruç’da ve Kobanê’de çocuklarla Kobanê’de katledilen çocukların dünyasını renklerimle dünyaya armağan etmek. 

 

Sizce sanatçının ve sanatın toplum içindeki görevi, sorumluluğu nedir?

Sanatın tüm kolları bir araya geldiğinde, sistemlerin tümü sanatın gücünden ve misyonundan ürker, korkar. Kapitalist, egemen erkek sisteminin halklara yaşattığı, dayattığı yoz kültürü sanatçılar sanat aracılığı ile deşifre ederler. Yaptıkları, yarattıkları eserler aracılığıyla yeni bir kültürle buluştururlar. Sanat böylece yeni tip insan, yeni bir toplum yaratır. Resim çizmek de bunun bir parçasıdır. Ressam ışığın gücünü fırça darbeleri ile birleştirerek toplumların yaşadıklarını tekrar topluma anlatır ve toplumun değişimi dönüşümünde işlev görür. 


NİHAL BAYRAM/FRANKFURT