
Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, dün Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı'nı görüştü. Toplantıya katılıp sunum yapan Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Türkiye'nin insan hakları alanında çok ileri adımlar attığını iddia ederken, Türkiye İnsan Hakları Kurumu'nun da bu ileri adımlardan biri olacağını belirtti.
TİHV Atalay'ı yalanladı
Ancak insan hakları kurumlarının raporları Başbakan Atalay'ı yalanlıyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Hükümetin emrindeki polisin son yıllarda "aşırı ve orantısız güç" kullanımının vardığı aşamadan kaygı duyduklarını açıkladı. TİHV, dün yaptığı açıklamada, 23 Mayıs'ta kamu çalışanlarının gerçekleştirdiği grev ve gösterilerde, Mersin, Antalya ve Amed'de polisin biber gazı ve basınçlı su ile sert bir şekilde müdahale ettiğini belirtti. Ayrıca, 29 Mart'ta "4+4+4" olarak bilinen eğitim yasasını protesto eden Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) üyelerine ve 12 Mayıs'ta Galatasaray-Fenerbahçe maçı sonrası Fenerbahçeli taraftarlara da benzer müdahalelerin olduğu hatırlatıldı.
Son beş ayın verileri yeterli
TİHV Dokümantasyon Merkezinin verilerine göre, 2012'nin ilk beş ayında kolluk kuvvetlerinin toplantı ve gösterilere yönelik gerçekleştirdiği müdahaleler sırasında biri polis olmak üzere üç kişi yaşamını yitirdi, 179 kişi yaralandı. Ayrıca 2 bin 275 kişi gözaltına alınırken 562 kişi de tutuklandı. Açıklamada, "Kolluk kuvvetlerinin başta yaşam hakkı olmak üzere ağır hak ihlallerine yol açan aşırı ve orantısız güç kullanımı, 28-29 Mart'taki gerçekleşen KESK eylemlerinden sonra Ankara Valiliği'nin yaptığı açıklamada olduğu gibi 'çağdaş güvenlik mühendisliğinin emsalsiz bir örneği' olarak tanımlanıyor" denildi.
Haklara 'güvenlik' engeli
Valiliğin açıklamasındaki güvenlik kavramının, sadece Türkiye'de değil tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlandığına değinen TİHV, bunun sonucunda şekillenen devlet stratejilerinin, hak ve özgürlükleri "güvenlik" ve "terörle mücadele" gerekçeleriyle kısıtladığını vurguladı.
Polisin rolü yasalarla güçlendirildi
Açıklamada, "'Özgürlük mü, güvenlik mi?' ikilemi küresel çapta olağanüstü hal rejimine yol açtı. Türkiye'de bu anlayışın merkezinde güçlendirilen ve yetkileri genişletilen polis teşkilatı önemli bir yer tutuyor. 2004'te kabul edilen yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nda (CMK) ve daha sonra 2006'da Terörle Mücadele Kanunu'nda (TMK), 2007'de de Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nda (PVSK) yapılan değişikliklerle polis teşkilatının merkezi rolü güçlendirildi" denildi.
KESK'liler şans eseri hayatta kaldı
Toplumda hemen herkes polisin gözünde potansiyel suçlu/tehdit unsuru haline geldiğini söyleyen TİHV, KESK eylemi için İzmir'den otobüslerle Ankara'ya gitmelerine izin verilmeyen kamu emekçilerinin 27-28 Mart'taki protestolarına da basınçlı su, kimyasal gaz ve cop ile sert şekilde müdahale edildiğini ifade etti. Basınçlı su ve kimyasal gaza maruz kalan dört kişide, ciddi kırık ve organ yaralanmaları tespit edildi.
12 kişi biber gazından öldü
TİHV, bu eylemde yaralananların "şans eseri hayatta kaldığını" açıkladı ve şöyle devam etti: "14 Haziran 2007'de PVSK'de yapılan değişiklikten bu yana 2008'de bir, 2009'da 4, 2011'de 5, 2012'nin ilk beş ayında 2 olmak üzere yaklaşık 5 yılda 12 insan göz yaşartıcı gaz kullanımının doğrudan toksik etkisiyle veya 'gaz kapsüllerinin' vücutlarına isabet etmesi sonucu yaşamını yitirdi.
Son kurban Çayan Birben
Son kurban, 27 Mayıs'ta Yalova'da iki grup arasında çıkan kavgayı yatıştırmaya çalışan Çayan Birben oldu. Birben, astım hastası olduğunu belirtmesine rağmen polislerin kendisine doğrudan biber gazı sıkması sonucunda hayatını kaybetti."
Savaşta yasak, sokakta serbest
TİHV, Cenevre Sözleşmesi'ne göre savaşta kullanımı yasak olan biber gazı gibi kimyasalların polisçe ağır şekilde kullanılmasının, muhalefete gözdağı verme ve sindirme amaçlı olduğunu açıkladı.
HABER MERKEZİ