
HPG gerillalarının 19 Haziran’da Oramar-Ştazin eylemiyle başlattığı, 23 Temmuz’da Şemdinli’de alan hakimiyetiyle yeni bir aşamaya evirilen eylemsellik süreci; Ağustosla birlikte Çukurca-Gever’e, Eylül itibariyle Beytüşşebab’a, Botan’a, Van, Ağrı, Bingöl, Dersim, Amed, Serhat yani Kürdistan’ın tüm eyaletlerine yayıldı.
Gerillalar 2012 yılı sonuna kadar Kürdistan’ın her alanında hareket halinde oldular. Elde ettikleri mevzileri korumayı bildiler. Gerillanın Devrimci Halk Savaşı olarak adlandırdığı bu süreç hem askeri anlamda hem de siyasal anlamda önemli sonuçlar açığa çıkardı. Öyle ki bu süreçle birlikte Türk devleti yeniden Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a başvurmak zorunda kaldı. Ve bu diyalog süreci 2013 Newroz’un Kürt Halk Önderi’nin “Artık silahlar sussun, fikirler konuşsun” şeklinde özetlediği ve “demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa süreci” olarak adlandırdığı tarihi bir sürece yol açtı. Gerçekleştirilen Devrimci Halk Savaşının sonuçlarını değerlendiren PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, bu dört ay boyunca yaşanan savaş için “30 yılın en büyük operasyonları ve çatışmalarının yaşandığı savaş” tespitinde bulunuyor.
AKP’ye topyekûn direniş
“2012 yılında AKP, PKK’yi ezip tasfiye etme unvanını kazanma, yeni bir Atatürk olma hevesiyle topyekün saldırı konumu içerisine girmişti. Hükümetin bu yaklaşımını görerek ve elimizdeki imkanları Kürt halkının direnme potansiyelini değerlendirerek biz de hareket olarak bu topyekün özel savaş saldırısına karşı topyekün direnişle cevap vermeyi ve kazanmayı öngördük” diyen Kalkan, böyle bir direnişi geliştirmeye güçlerinin ve imkanlarının olduğunu 2012 savaş pratiğinin kanıtladığını kaydederek “Bölge ve uluslararası alanda koşullar bu temelde bir direniş yürütmemiz açısından elverişliydi. Böylece AKP’nin PKK’yi imha ve tasfiye amacıyla yürüttüğü topyekün özel savaş saldırısına karşı Devrimci Halk Savaşı stratejisi temelinde topyekün bir özgürlük ve demokrasi direnişi içinde olduk” değerlendirmesinde bulunuyor.
“2012 yılı Kürt tarihi açısından büyük savaş ve devrim yılı olarak tanımlanmayı ve anılmayı hak ediyor” diyen Duran Kalkan, değerlendirmesini şu şekilde sürdürüyor: “Hem Kuzey Kürdistan’da yaşanan Devrimci Halk Savaşının ulaştığı düzey, hem de Batı Kürdistan’da gerçekleşen 19 Temmuz özgürlük devrimi bu gerçeği açıkça gösteriyor. Biz hareket olarak 2012 yılında yaşanabilecek olası gelişmeleri öngörmede fazla yanılmadık. Final süreci olarak içinde bulunduğumuz dönemi adlandırmamızın nedeni bu sürecin, Kürt sorununun çözümü sürecini içermesi oluyor. Yani Kürt sorununu tanımlama, açığa çıkartma, çözüm imkanlarını yaratma döneminde değiliz. Bu dönem partimizin geçmişte yürüttüğü mücadelelerle başarılı bir biçimde sonuçlandırılmıştır. 2012 yılı da böyle bir final sürecinin en etkili mücadele ve direniş yıllarından birisi olarak gerçekleşti. Zaten hareket ve halk olarak 2012 yılına topyekûn direniş konumunda girdik. Devrimci Halk Savaşı stratejisi temelinde Önderlik, halk, hareket, özgürlük tutsakları dört parçada, yurtdışında ve yediden yetmişe tüm Kürtlerin direniş içinde olduğu bir konumda 2012 yılını karşıladık.”
Ölüm kalım savaşı verildi
Kalkan, Kürdistan’da devam eden 30 yıllık savaşın en büyük operasyonlarının, çatışmalarının ve Devrimci Hamlelerinin bu dört aylık süre içerisinde olduğuna dikkat çekerek, “ortada gerçekten de bir ölüm-kalım direnişi vardı” diyor. Bu gerilla direnişinin ulaşmış olduğu düzeye ilişkin ise Kalkan şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Bu büyük hamle içerisinde çok gelişme oldu. Şemzînan, Oramar, Çelê, Beytüşebap önemli ölçüde gerilla denetimi altına girdi. Büyük çarpışmalar yaşandı. Yaşanan orta ölçekli bir savaş durumuydu. Ortada gerçekten de bir ölüm-kalım direnişi vardı. Taraflar açısından son derece yıpratıcı, zorlayıcı bir savaştı. Hiçbir saldırı, oyun, hile başta gerilla olmak üzere Kürt halkının başlattığı bu büyük özgürlük yürüyüşünü durduramazdı. Dört aylık gerilla hamlesiyle gelinen nokta, ulaşılan düzey işte bu oldu.”
Devrimci Halk Savaşının amacı
Büyük bir mücadele yürüttüklerini ve önemli gelişme ortaya çıkardıklarını ifade eden Kalkan, Devrimci Halk Savaşıyla hedeflediklerini tam olarak başaramadıkları görüşünde. Kalkan Devrimci Halk Savaşının amacını şöyle özetliyor: “Devrimci Halk Savaşı sürecinin iki temel hedefi vardı. Bir, AKP’nin imha ve tasfiye planını bozmak, iki, Kürt sorununda Demokratik Özerklik çözümünü Devrimci Halk Savaşı direnişiyle gerçekleştirmek, yani Demokratik Özerklik devrim yapmak!”
Gerillanın Devrimci Hamlede uyguladığı yeni taktiklere ilişkin ise Kalkan şu çarpıcı değerlendirmelerde bulunuyor: “2012 yılında hareket ve halk olarak geliştirdiğimiz topyekün demokratik direnişin motor gücünün gerillanın birçok alanda gerçekleştirdiği devrimci operasyonlar olduğu açıktır. Böyle bir devrimci harekat tarzına ulaşması gerilla açısından yeni bir taktik yaklaşım oldu. Yeni dönem Devrimci Halk Savaşı stratejisinin doğru taktik uygulamaları oluyordu. Kürt sorununun Demokratik Özerklik çözümü için, Kürt halkının demokratik özyönetimini oluşturup sürdürebilmesi için gerekli askeri zemini yaratmayı ve sürdürmeyi ifade ediyordu. Bir yandan ordunun hareket alanını daraltılıp kırsal alanda gerillanın hakimiyetini geliştirirken, diğer yandan kasaba ve şehirlerde ordu ve polisin halk üzerindeki baskı ve terör uygulamalarını sınırlandırmak hedeflendi. Böylece halkın kendi kendini yöneteceği, yaşatacağı bir ortamı oluşturma hamlesi başlatılmış oldu.”
Yeni taktik nasıl uygulandı?
O dönem çokça tartışılan vur-kal taktiği ve alan hakimiyeti kurma tarzına yönelik de değerlendirmeler yapan Duran Kalkan, amaçlananın çokça asker polis vurmak değil, ordunun alan hakimiyetini daraltmak olduğunu kaydediyor. Kalkan şöyle konuşuyor: “Gerilla bu çerçevede 2012 yılında Devrimci Halk Savaşı stratejisinin gereklerini yerine getirmeyi ifade eden bir tarz ve taktik uygulama içine girdi. Birçok alanda böyle bir adım atılmaya çalışıldı. Oramar’dan Şemzinan’a, Çelê’ye, Beytüşşebap’a, Amed’den Dersim’e kadar bu operasyon hamleleri geliştirilmeye çalışıldı. Burada amaçlanan bazılarının sandığı gibi çok asker ya da polis vurmak değildi. Savaşı çok fazla yoğunlaştırmak, tırmandırmak da değildi. Tersine yerinde, zamanında gerekli harekatları düzenleyerek, darbeler vurarak askeri ve siyasi amaca ulaşmaktı. Böyle bir tarzla gerilla savaşına yaklaşım gösterildi. Ulaşılmak istenen amaç ordunun alan hakimiyetini daraltmak, kendi tarzına uygun bir denetim biçimini geliştirmekti. Sadece kırsal alandaki bir mücadele değil, kır-şehir savaşını planlı-uyumlu bir biçimde geliştirerek kırsal alandaki etkinlik düzeyini kasabalara ve şehirlere taşırıp polis ve askerin şehir üzerindeki denetimini, devlet yönetiminin halk üzerindeki etkinliğini kırarak, demokratik özyönetimini oluşturup kendi kendini yönetmesinin önünü açma zeminini oluşturmaktı.
Bu çerçevede bir siyasi ve askeri hedefi vardı. Buna Demokratik Özerklik çözümünün gerçekleştirilmesi diyoruz. Bu biçimde Kürt sorununun Demokratik Özerklik çözümünü parça parça sınırlı bir alanda bile olsa gerçekleştirmekti. Tümden bir çözüme ulaşılamasa da en azından ikili yönetimler oluşturmak, yönetim gerçeğini halkla devletin paylaştığı bir durumu ortaya çıkarmaktı. Hedef buydu ve bilindiği gibi bu hedef doğrultusunda 2012 yılı boyunca büyük bir mücadele yürütüldü. Gerilla cesaret ve fedakarlıkla bu amacı geliştirmeye çalıştı; kahramanlık çizgisinde savaştı. Gerilla tam bir fedai çizgisinde bu savaşı yürüttü. Doğrusunu söylemek gerekirse böyle bir tarz ve taktikle mücadeleyi geliştirmede biraz geç kaldık. Mevsim itibarıyla geç hareket edildi. Bu durum bizi belli ölçüde zorladı.”
İkili yönetim durumu oluştu
Devrimci Halk Savaşı ile serhildanın bu süreçte önemli bir düzey kazandığını vurgulayan Kalkan, bu direnişin Demokratik Özerklik çözümü temelinde geliştiğini söylüyor. Kalkan’ın açıklamaları şöyle: Kürt sorununun Demokratik Özerklik çözümü temelinde Kuzey Kürdistan’da geliştirilen Devrimci Halk Savaşı direnişi önemli bir düzey kazandı. Hem gerilla direnişi hem de halk serhildanları temelinde yıl boyunca bu direniş gelişerek devam etti. Bir derinleşme ve yaygınlaşma yaşandı. Bunun sonucunda Türk ordusu hareket edemez, polis eskisi gibi baskı uygulayamaz noktaya önemli ölçüde getirildi. Hedeflenenler tam gerçekleşmemiş olsa da böyle bir Devrimci Halk Savaşı direnişiyle aslında Kürdistan’ın önemli bir sahasında ikili yönetim durumu ortaya çıkartıldı. Botan’da, Zagros’ta, Amed’den Dersim’e kadar birçok alanda, yönetimin devlet ve halk tarafından paylaşıldığı, bazı yerlerde bu paylaşma eşit düzeyde yaşanırken, bazı yerlerde halk yönetiminin daha etkili olduğu, bazı yerlerde de devlet yönetiminin baskın çıktığı bir durum yaşanır hale geldi.
Henüz tam sonuca gitmemiş olsa da bu da direniş temelinde Kürt sorununun Demokratik Özerklik çözümünü gerçekleştirme doğrultusunda önemli bir gelişme adımının atılmış olmasını ifade ediyor. Halkın demokratik özyönetimiyle devletin yönetim paylaşımı yaşadığı bir durum Kürdistan’ın birçok alanında bugün hüküm sürüyor. Kuşkusuz bu da mevcut düzeyiyle yeni bir durumdur; önemli bir gelişmeyi ifade ediyor.”
Hamle neden yarım kaldı?
Devrimci Hamlenin yarım kaldığını söyleyen Duran Kalkan, bunun sebeplerini ise şu şekilde açıklıyor: “Başlatılan devrimci operasyonlar tamamlanamadı, yarım kaldı diyebiliriz. Yeni dönemin taktikleri ve tarzı bakımından ciddi bir deneyim yaşandı. Yine kırda denetimi sağlama, Türk ordusunun hareketini sınırlandırma noktasında belli sürelerle önemli bir etkinlik düzeyi ortaya çıkartıldı. Şehirlerde de hedeflenen harekatın geliştirildiği alanlarda polis ve asker harekatliliği belli ölçüde azaltıldı. Sonuçta şunu gördük: bu tarz ve taktik yaklaşım zamanında doğru yöntemlerle planlı ve hazırlıklı bir biçimde yürütülürse kesinlikle başarı kazanılabilir, sonuç elde edilebilir.
Hem Çelê, hem Şemzinan, hem Beytüşşebap, hem de Gever deneyimleri bize bunu net bir biçimde gösterdi. Fakat 2012 yılında bu devrimci operasyonlar hedeflendiği biçimiyle tamamlanamadı. Bunda geç kalma önemli bir etkendir. Mevsim koşulları harekatı devam ettirmeye el vermedi. Diğer yandan yenilik, acemilik, yeterince planlayamama, hazırlıklı olamama da bunda bir rol oynadı. Yani pratik uygulamada ortaya çıkan hata ve eksiklikler devrimci harekatların tam sonuca ulaşmasını engelleyen faktörlerden oldu. Kır-şehir bütünlüğünü tam sağlayamadık. Hedef zenginliğine tam ulaşamadık. Modern gerillalık dediğimiz tarzda tam derinleşemedik. Kısaca geç hareket etme ve uygulamada yaşanan hata ve eksiklikler nedeniyle gerillanın devrimci operasyonları tam sonuca gitmedi, yarım kaldı. Düşmana belli darbeler vuran ve belirli sürelerle kır ve kentsel alanlarda etkinlik oluşturan düzeyde kaldı.
Gerilla 2012 yılında potansiyelinin yüzde kırkını, ellisini bile harekete geçiremedi; daha alt düzeyde kaldı. Gerillalıkta tam derinleşme ve yaygınlık sağlayamadık. Bu konularda hep yetersiz kaldık. Sınırlı uygulamalar oldu, hatalar da yapıldı. Şimdi bütün bunların dersini çıkartıyoruz. Gerilla bu temelde kendini eğitiyor, yeniliyor, düzeltiyor.”
Paralı ordunun bel kemiği kırıldı
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Kalkan’a göre, Türk devleti ne özel orduyla ne de teknikle bu savaşta sonuç alamadı. “Teknik ve para zafere ulaştırmadı“ tespitinde bulunan Kalkan, Devrimci Hamlenin Türk ordusu ve siyaseti üzerinde yarattığı etkiye ilişkin ise şunları söylüyor: “Türk ordusu savaşamaz duruma geldi, büyük zayiat verdi. AKP’nin örgütlemeye çalıştığı paralı ordunun da belkemiği kırıldı. Kısaca ordu, birçok alanda denetimini kaybetti, kendini savunmaya aldı, doğru dürüst operasyon yapamaz bir konuma geldi. Diğer yandan ölü ve yaralıları çoktu. Bu bakımdan devlet ve hükümet siyaseten de ciddi bir biçimde sıkışmayı, zorlanmayı yaşadı. Para için bu işi yapan bir topluluk şimdi AKP’nin ordusu. Bu ordu doğru dürüst çatışmaya da giremedi. Birçok general ve subay görev de kabul etmedi. Bu zayıflık, teknikle doldurulmaya çalışıldı. AKP Hükümeti Türkiye’nin bütün imkanlarını savaşa seferber etti. Maliyesinin hepsi aslında savaşa aktarıldı. Dikkat edilirse o dönem zamlar peş peşe geliyordu.”
Rejimin planları boşa çıktı
Duran Kalkan, Devrimci Halk Savaşının AKP’nin planlarını nasıl bozduğunu şöyle ele alıyor: “2011-2012 yıllarında yürütülen Devrimci Halk Savaşının nasıl zorlu bir savaş olduğunu, ne kadar büyük bedeller ödenerek bu savaşta kültürel soykırım rejiminin imha ve tasfiye planlarının boşa çıkarıldığını iyi bilmemiz lazım. Bu savaş sürecini ele alıp değerlendirirken öyle kolay, ucuz yaklaşmamak gerekir. Büyük bedellerle yürütülen bir savaştı ve gerçekten AKP Hükümetinin, Türk devletinin PKK’yi silah zoruyla imha ve tasfiye etme planlarını bozdu, yenilgiye uğrattı, boşa çıkarttı.”
2012 yılının büyük bir savaş ve direniş yılı olduğunu belirten Kalkan, “Önderlik direndi, halk direndi, özgürlük tutsakları direndi, demokratik siyaset direndi, gerilla direndi, Kürt halkı yediden yetmişe dört parçada ve yurtdışında AKP’nin faşist zulmüne ve soykırım uygulamalarına karşı büyük bir özgürlük direnişi içinde oldu. Tabii böyle bir direniş bedelsiz değildi. Hareket ve halk olarak büyük zorluklar ve acılar yaşadık” dedi.
Kaybeden AKP oldu
2012 yılının büyük bir savaş ve direniş yılı olduğunu belirten PKK Yürütme Komitesi üyesi Duran Kalkan, “2012 yılında Kürt halkının özgürlük devriminde temel ve kalıcı adımlar atıldığı tartışmasızdır. 2012 yılının kötü kaybedeni AKP Hükümeti, büyük kazananı Kürt halkı ve Kürdistan Özgürlük Hareketi olmuştur” diyor. Kalkan, AKP’nin imha ve tasfiye hedefinin tümüyle boşa çıkarıldığının altını çizerek Devrimci Hamlenin faşist soykırımcı saldırıları boşa çıkarmanın yanısıra AKP’yi tarihinin en sıkışık ve zor dönemine soktuğunu kaydediyor. Kalkan yaşanan savaşı şu cümlelerle özetliyor: 2012 yılının kötü kaybedeni AKP Hükümetidir. Buna karşılık 2012 yılının büyük kazananı Kürt halkı ve Kürdistan Özgürlük Hareketi olmuştur.”
Kalkan Devrimci Halk Savaşının başarılarını ise şöyle anlatıyor: “AKP’nin yürüttüğü saldırıyı, topyekün savaş konsepti temelinde geliştirilen özel savaşı da küçümsememek gerekli. 30 yıllık TC tarihinin en kapsamlı özel savaş planını oluşturup hayata geçirdiği tartışmasızdır. Şimdiye kadarki bütün tecrübeyi kendisine miras alarak, 12 Haziran 2011’de elde ettiği oy oranına dayanarak, yine ABD’nin, Avrupa’nın kendisine verdiği güce, yaktığı yeşil ışığa dayanarak bu imha ve tasfiye planını oluşturdu ve buna dayalı saldırılarını yürüttü. Sömürgeci saldırıların en azgın olanlardan birisini gerçekleştirdi. 2011-2012 Devrimci Halk Savaşı böyle bir saldırganlığa karşı gelişti ve AKP’nin kendine çok güvenen yapısını ve bu temelde oluşturduğu imha ve tasfiye planını bozdu; AKP’yi yenilgiye uğrattı. Şimdi içinde bulunduğu durum, AKP’nin yaşadığı çıkmaz Devrimci Halk Savaşı karşısında yaşadığı yenilginin sonucudur. Bunu hiç kimse görmezlikten, anlamazlıktan gelemez. Çok büyük direnişler yaşandı, kahramanlıkları gerçekten de çok büyüktür. Bu vesileyle Rüstem, Alîşêr, Çîçek, Reşit, Rojîn, Mehmet, Rubar, Numan, Arjin yoldaşlar şahsında tüm şehitleri saygı ve minnetle bir kere daha anıyorum. Gerçekten de PKK’nin 35 yıllık direniş tarihinin en ağır bedeller ile gerçekleşen, belki de en kapsamlı, en zorlu savaş dönemlerinden birini yaşadık. İşte böyle bir direniş AKP’nin oyunlarını bozdu, planlarını yenilgiye uğrattı.”
Rojava Devrimi hamlenin devmıdır
PKK Yürütme Komitesi üyesi Duran Kalkan, Devrimci Hamlenin açığa çıkardığı sonuçlar konusunda ise şu tespitlerde bulunuyor: “Birincisi, 12 Haziran seçimleri ardından PKK’yi bitireceğiz hedefiyle ortaya çıkan AKP’nin saldırı planları boşa çıkartılmış, kırılmıştır. AKP Hükümeti, Başbakan, onun danışmanları PKK’nin Mart 2012’ye kadar ezilip marjinal konuma düşürülebileceğini ifade ediyorlardı. AKP Hükümeti 12 Haziran seçimleri ardından PKK’ye karşı saldırı planını bu temelde yapmıştı. Buna göre İmralı’da Önder Apo’ya dönük baskı, işkence, tecrit uygulamaları geliştirildi. Bu çerçevede sokakta Kürt halkı üzerinde AKP polisinin faşist terörü estirildi. Kürt demokratik siyaseti etkisiz kılınmak, tasfiye edilmek için her türlü baskıya maruz bırakıldı. Siyasi soykırım operasyonları arttırılarak sürdürüldü. Ordu ve polis gerillaya saldırtıldı. Bu saldırılar kış boyu da en azgın bir biçimde sürdürüldü. Sonuç, 2012 Martını bırakalım yılın sonunda bile PKK hala dimdik ayaktaydı. Hem de her zamankinden daha güçlü. Şimdi herkes PKK’nin Ortadoğu’nun en dinamik siyasal aktörlerinden birisi olduğunu söylüyor. PKK’nin Kürt siyaseti üzerindeki etkinliği de azalmadı, daha da arttı.
Elbette buna karşılık AKP’nin PKK’yi imha ve tasfiye etme hedefi tümüyle boşa çıktı, başarısız kaldı. Kış boyunca yürütülen saldırılar değil sadece, 2012 yılına yayılan saldırılar sonucunda da AKP, PKK’yi ezme, imha ve tasfiye etme amacında başarılı olamadı. Dolayısıyla AKP’nin planları tümüyle bozuldu, başarısız kılındı. AKP Hükümeti en büyük yenilgisini, başarısızlığını 2012 yılında PKK’ye karşı izlediği politikada aldı. Bunun sonucudur ki 2012 Eylülüne gelindiğinde izlediği savaş siyasetinin başarılı olamayacağı, sonuç vermeyeceği hususunu görerek bu sefer ağız değiştirmeye, tekrar görüşme de yapabiliriz demeye başladı.”
2013 Newroz mesajı ve hamle
2013 yılının önceki mücadele yıllarına göre daha çok boyutlu, farklı mücadelelerin bir arada, iç içe ve birlikte yürütüldüğü bir yıl olduğunu söyleyen Kalkan, yıla damgasını vuran Kürt Halk Önderi Öcalan’ın tarihi Newroz çağrısıyla başlattığı süreç ile Devrimci Halk Savaşı arasındaki bağa ise şu sözlerle dikkat çekiyor: “Yeniden Kürt sorununa barışçıl, demokratik siyasi çözüm arama, çözüm bulma süreciydi bu. Böyle bir süreç doğrudan 2011-2012 Devrimci Halk Savaşının ortaya çıkardığı sonuçlara bağlı olarak gelişti. Bunun sonucunda AKP savaşta başarısız kalınca “Silahlar sussun, fikirler konuşsun” biçimindeki bir yaklaşımla 2013 yılını karşılamayı öngördü. Bu durumu Önder Apo da değerlendirdi. 2013 Newroz çağrısının önemli bir boyutu buydu. Bu gayet açık, anlaşılır ve gerekli olan bir durumdu.”
Devrimci Halk Savaşı direnişinin çok önemli temel bir görevinin Kürt sorununda Demokratik Özerklik çözümünü gerçekleştirmek olduğunu ve 19 Temmuz 2012 Rojava Özgürlük Devriminin böyle bir devrimci çıkışın, hamlenin başlatan kıvılcımı olduğunu söyleyen Kalkan, “Aslında Devrimci Halk Savaşı direnişiyle Demokratik Özerklik devriminin başarıya ulaştırılabileceği kanıtlandı” diyor. Kalkan, Devrimci Hamlenin konjonktürün çok uygun olduğu Rojava’da başarılabildiğini ancak yürütülen savaşa, gerilla direnişine rağmen Kuzey’de Zagros’ta, Botan’da, Amed’de, Dersim’de bu sonuçların elde edilemediğini ve bunun da bu plan ve hedeflerinin tam başarılamaması, yarısının gerçekleştirilip yarısının gerçekleştirilememesi anlamına geldiğini belirtiyor.
2013 yılı açısında önemli bir mücadele Rojava Kürdistan’da yaşandığini ifade eden Kalkan “Zaten 19 Temmuz 2012 Rojava Devrimi genelde yürütülen Devrimci Halk Savaşı hamlesinin zirvede gerçekleşen boyutu oldu. Olması gereken, hedeflemiş bulunduğumuz düzey Rojava’da ortaya çıktı. Özgürlük devriminin kendisi Devrimci Halk Savaşı Hamlesinin gerçekleştirmeyi hedeflediği bir durumdu. O da Rojava’da gerçekleşti” dedi.
CİHAN ÖZGÜR