“Yaşamı boyunca olgunluğu beni hep şaşırtmıştır. Gidişiyle bana büyük bir sorumluluk da yükledi. Bu mücadeleden asla vazgeçmememi sağladı.”

 

PERVİ̇N YERLİ̇KAYA / STUTTGART

Geçtiğimiz yıl 13 Eylül günü Çewlîk’te Türk ordusu ile girdiği çatışmada şehit düşen Mizgin Bilin (Raperîn Baz), şehadetinin 1’inci yıldönümü vesilesiyle 15 Eylül Pazar günü Hamburg’da anılacak. Mizgin şehit düşmeden 3 ay önce babası Selahattin Bilin, Türk yargısının yağdırdığı cezalardan dolayı Almanya’ya iltica etmişti. Onlarca şehidin cenazesine sahip çıkan baba Bilin, kızının cenazesini teslim alamadı, yanında olamadı. Selahattin Bilin (53) beraber mücadele yürüttüğü, güç alıp güç verdiği kızını anlattı:

Hareketin içinde büyüdü

   

Mizgin, ben Kürt özgürlük hareketi içinde yer aldığım için doğal olarak içinde büyüdü. Onun olgun duruşu dikkatimi hep çekmiştir. Daha 12-13 yaşlarındayken bazen mitinglerde kendilerinden geçen gençleri yadırgar, “Baba, buradaki gençler sloganvari, yüzeysel yaklaş̧ıyor” derdi. Mücadele konusunda çok ciddiydi, üzerine düşeni yapmaya çalışıyordu. Sürekli Kürt tarihini, özgürlük hareketi tarihini okuyordu.

Siyasi çalışmalarım nedeniyle aşırı yoğundum, cezaevinden bana gelen mektupların hepsine cevap veremediğim oluyordu. Yetiştiremediğimi görünce mektupları okuyup kendisi cevap yazıyordu. Hatta onları ziyarete gidiyordu. Cezaevinde kitap yazan arkadaşarldan birine ‘dışarıda senin kitabının redaktesini yaptıracağım’ diye söz vermişti. Ancak yaptıramadan gerillaya katıldı. Bunu sonradan öğrendim. Olgun ve ciddiydi.

Beni hep şaşırttı

Aslında bütün çocuklarımla ilişkilerim arkadaşlık çerçevesindeydi ama Mizgin’le daha farklıydı. O evde bazen anne, bazen ablaydı. Ne eksiklik varsa karşılamaya yeten bir pozisyondaydı. Sorunlar karşısında her zaman yapıcı bir rolü vardı.

Dersleri iyi, arkadaşlarıyla da ilişkileri dikkat çekiciydi. Lise yıllarında il başkanlığım dönemlerinde partiye gelip gidiyordu. Tartışmalar yaşandığında araya girer, “Bu denli sert tartışarak sorunlarınızı çözemezsiniz, bu bizim üslubumuz, tarzımız değil” diyerek sorunu çözmeye yönelik bir ortam yaratıp sakinleştirirdi. Ki daha o yıllar 14-15 yaşlarındaydı.

Kimi zamanlar elinde alışveriş poşetleriyle gördüğümde,  “baba yaş̧lı bir annenindir, alışveriş̧ yaptı, onu otobüse bindirip geleceğim” diyordu. Etrafına karşı çok duyarlıydı. Olgunluğu beni her zaman şaşırtmıştır.

İ̇kna kabiliyeti çok yüksekti

Yaşına rağmen herkesle iliş̧ki kurabilen,ikna yeteneği yüksek  biriydi. 2011 seçimlerinde Bingöl’de çalış̧ma yürütüyorduk. Mizgin de ısrarla gelmek istedi. Darahênî’ye  (Genç) bağlı bir köyde görev aldı. Hem korucu hem de muhafakazar bir köydü. Benim görevli olduğum köyün sandığında bize bir oy bile çıkmamıştı. Mizgin gülerek yanımıza geldi. “Baba benim görevli olduğum sandıkta 14 oy çıktı. Önceden köylülerle konuş̧up ikna etmiş̧tim. Aslında 25 oy çıkması gerekiyordu. Ancak usulsüzlük olduğu için 60 kişiye oy kullandırtmadım, bunlardan 10 oy bize aitti” dedi.

Tercihini gerilladan yana yaptı

2011 Temmuzunda gerillaya katıldı. Katıldığı yıl üniversite sınavında 400’ün üzerinde puan almış̧tı. Gitmeden bir gün önce odaya uyumaya gittiğimde Mizgin yanıma geldi. Eşim ve diğer çocuklar köye gitmişti. Sordum, “Odanda sivrisinek mi var, niye buradasın”, “Yok baba, yanında uyumak istedim” diye cevap verdi.

O gün okul tercihlerini yapmak üzere çıkacağını söylemişti. Akş̧am eve döndüğümde annem erkenden çıktığını, hala gelmediğini söyledi. Birkaç saat daha bekledim, ‘iş̧i vardır, bitince  mutlaka gelir’ diye düş̧ündüm. Çok gecikince endişelnmeye başladım, gözaltına alındı ya da kaçırıldı mı diye. Bir arkadaşından telefon geldi, ağlamaktan konuşamıyordu. Amed’e gittiğini, artık geri gelmeyeceğini söyleyip bana selamlarını iletmesini rica etmiş.

Gidişi bana daha çok sorumluluk yükledi

3-4 yaşlarındaki kardeşiyle hep anadiliyle konuşurdu. Mesajında “Aliş çok küçük, ona iyi baksınlar, anadili ile yaşamaya devam etsin” demiş. Bu mesajları üzerine gerillaya gittiğini anladım. Birçok insanın gidişine şahit oldum ama itiraf etmeliyim ki gidişi karşısında zorlandım. Bu bir mücadele ve belki de dönüşü olmayan bir gidişti. Mizgin gidii ile bana çok büyük bir sorumluluk da yükledi. Bu mücadeleden asla vazgeçmememi saladı.

Duruşu bana cesaret verdi

Aylar sonra onu TV’de gördüm. Onur vericiydi. Kasım ayıydı sanırım. Türk basını “PKK, cahil Kürt çocuklarını kandırıp dağa gönderiyor” diyerek karalama kampanyaları yapıyordu. Ekrana çıkıp, “Ben 19 yaındayım, üniversiteyi 400 puanla kazandım. Bir üniversitede istediğim bölüme gidecek imkanım vardı. Ama ben tercihimi özgür Kürdistan dalarından yana yaptım” dedi. Konuması ve duruu bana müthiş cesaret verdi. 2012 geri çekilme sürecinde de karılama gruplarının içinde görmüştüm onu ekranlarda.

Şehit düştüğünde mülteciydim

2018 yılının Haziran ayında bana gelen cezalardan dolayı Avrupa’ya çıkmak zorunda kaldım. İki gerillanın cenazesini teslim almaktan ceza verdiler, ‘örgüt üyesi’ diyerek. Halbuki daha önce onlarca cenaze almıştım.

Cezaevinde kalırım da Avrupa’ya gelmem diye düşünüyordum. Zira içimde bir his vardı, cezaevindeyken  ş̧ehadet haberini alırsam kaldıramazdım. Almanya’ya geldim. Burası Kürdistan’dan gelen bizler için çok yaşanabilecek bir yer değil. Mizgin’in cesedini annesi ancak iki ay sonra alabildi.

Bugüne kadar 87 yoldaşın cenazesini teslim aldım. Resmi iş̧lemlerini yapmış, ailelere teslim etmiştim. Bu yüzden kendi çocuğumun cenazesini teslim alamamak ve yanında olamamak zor geldi.

Biz yıllardır barış̧ mücadelesi veriyoruz. Bu coğrafyada çok canlar yandı, çok insan acı çekti. Özgür bir Kürdistan’da barıçıl bir ortamda yaş̧amak için herkesin bu mücadele içinde yerini alması gerekir. Baş̧ka bir yol yok. Bugün benim çocuğum ş̧ehit oldu, yarın hepimizin içine ateş̧ ş̧er. Özgürlük bu dünyadaki en değerli hazinedir. Benim kızım onurlu bir ekilde ehit dütü, gönüllerimizde onuru ile yaş̧ıyor.