
Kürtlerin temel hak ve özgürlük talebi Türkiye’de siyasal sistem tarafından sürekli sert bir şekilde bastırılmış ve susturulmaya çalışılmıştır. Mevcut sistem bu taleplerin bastırılmasında kimi zaman hukuku araç olarak kullanmıştır. Kendi anlayışına uygun mahkemeler kurarak, dış dünyaya karşı yargılamalara hukuki bir kılıf vermiştir. Aslında Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerinin önüne geçmek için tercih edilen bu yöntemin amacı kişileri kriminalize etmek ve kriminalize ettiği kişileri düşman ceza hukuku uygulayarak etkisizleştirmektir. Kürtlere karşı düşman ceza hukuku yargılama anlayışı Osmanlıdan bu yana uygulanan bir yöntemdir. Şeyh Said ve Seid Rıza isyanında da uygulan hukuk düşman ceza hukuk anlayışıydı. Bu günde medyaya KCK davaları olarak yansıtılan yargılamalar da düşman ceza hukuku mantığı ile yürütülmektedir.
Meselenin daha iyi anlaşılması için düşman ceza hukuku kavramını biraz açmakta fayda var; Düşman Ceza Huku kavramını ilk ortaya atan Alman Hukukçu Prof. Günther Jakobs’tur. Jakops; Bazı kişilerin eylem ve davranışlarının, dış dünyada daha değişiklik yaratmadan yani ceza normu tarafında korunan hukuki yararı ihlal etmeden cezalandırılması gerektiğini söyler. Bu kişileri topluma karşı düşman olarak kabul eder ve vatandaş ceza hukuku yerine düşman ceza hukukunun uygulanması gerektiğini ileri sürer. Düşman Ceza Hukuku Prof. Günther Jakops tarafından sistematikleştirilip bir hukuki görüş olarak ortaya atılması yeni olsa da Kürtlere karşı uygulanması yukarıda da belirttiğimiz gibi çok eskilere dayanmaktadır. Köy boşaltmalar ve yakmalar, göz altındaki binlerce kayıp düşman ceza hukuku anlayışının bir sonucudur.
KCK davaları ve Uludere-Roboskî katlamı son dönem düşman ceza hukukunun bariz örnekleridir. Meselenin daha iyi anlaşılması için bir kaç örnek vermek gerekirse; Türkiye’de hergün uyuşturucu ve kaçakçılık suçlarına yönelik operasyon yapılmaktadır. Bu suçların çoğu çok failli suçlar olup bu suçların takip ve soruşturulmasında Roboskî’deki gibi katliamlarla sonuçlanmamıştır. Roboskî’de kaymakama müdalahe edenler katliamı yapanlardan önce yakalanıp tutuklandılar. Ya da KCK davalarında aleni yapılan hukuksuzluklar Ergenekon, Balyoz ve Deniz Feneri davalarında yapılmamıştır. Bu davalarda vatandaş ceza hukuku kralları uygulanmıştır. Bununla birlikte Deniz Feneri, Hrant Dink ve Sivas katliamı davasında sanıklara vatandaş ceza hukuku kurallarına göre yargılama yapılmıştır. Sistemin beklentilerine cevap vermeyen her Kürt ve farklı düşünce önceden potansiyel bir suçlu olarak algılanmakta ve dışlanmaktadır. Devletin resmi makamlarının konuşmaları ve davranışları net bir şekilde bunu ortaya koymuştur. Türk Ceza Usul yasası, Terörle Mücadele yasası düşman ceza hukukunun yasalarda vücut bulmuş şeklidir. Vatandaş ceza hukuku kişinin hürriyetini kısıtlamaya yönelik iken düşman ceza hukuku bireyin yaşamsal ve ekonomik haklarını ortadan kaldırmaktadır.
Sonuç olarak Anayasayı değiştirme arafesinde olan TBMM’nin Kürtleri ve diğer farklılıkları düşman görme anlayışından vazgeçmesi gerekir. Anayasayla birlikte birçok yasanın değişmesi ve var olan birçok anti-demokratik yasa ve maddelerin de kaldırılması gerekir.
* Sorbone Üniversitesi Uluslararası Ceza Hukuku