Rohat BARAN
İnsanın ahlaki ve vicdani ya da bilcümle insani duyguları körelmemişse, yok edilmemişse AKP-MHP faşizminin gerilla Agit İpek’in cenazesine yaptıkları karşısında nasıl sessiz kalabilir? Ne cenazeye ne de annesine karşı bu düzeyde bir saygısızlık herhalde başka yerde görülmüş değil. Üç yıldır şehit düşmüş, ama cenazesi ailesine verilmiyor, sonradan kemikleri bir kutuya konup PTT aracılığıyla gönderiliyor. Türk devleti bu tür insanlık dışı uygulamaları alışkanlık haline getirmiş. 1990’lı yılarda da katlettikleri gerillaların başını kesip gövdelerine basarak fotoğraf çektirip yayınlatıyorlardı. Cenazelerin kulaklarını kesip iplere takarak boyunlarına asıp fotoğraf çektiriyorlardı. Varto’da katledilen kadın gerilla Ekin Wan’ın üzerindeki elbiseleri çıkarıp güya teşhir etmek istiyorlardı. Efrîn’de öyle, Kürdistan’ın birçok yerinde benzer olaylar yaşanıyor.
Türk devletinin yaptıklarının dökümü yapılsa benzer yüzlerce olaydan insanlık suçundan yargılanır. Bu kadar sapkınlık, şuursuzluk ve insanlıktan çıkma olmaz. Hayvanlar aleminde bu tür şeyler yoktur. Aynı türlerin birbirine bu tür yöntemler uyguladığı görülmüş şey değildir. Ama ne hikmetse eşrefi mahlukat egosuna mahkum düşüyor ve bu tür sapkınlıkları ortaya çıkarabiliyor. Tanım olarak düşmanlık diye bir şeyler ifade ediyor. Ama yapılanlar, düşmanlığı da aşıyor.
Kürtler bu iktidara, Türk devletine ne yapmış da bu kadar düşmanlık yapılıyor, anlamak zor. İnsan ve toplum olarak var edildikleri gibi yaşamayı isteme dışında! Bu, suç mu? Bu kadar da başkasını yok sayma, kendi dediğinin ve istediğinin olmasını dayatma niye? Ben Türk değilim! Olmak zorunda da değilim. Ben beyaz değilim! Ben Müslüman değilim! Ben erkek değilim! Tayyip Erdoğan’a insanlık nasıl bir şey dense, bunun dersini vermeye kalkışacak! Ama uygulama sıfır! Sorun sadece Tayyip’le ilgili değil, zihniyetle ilgilidir. İnsan bu tıynette oldu mu, sonuç da böyle oluyor. Böyleleri için hak ve hukuktan bahsedilse herkes bunun dersini vermeye kalkıyor, ama uygulamaya gelince bildiği yolda devam ediyor. Ego, bencillik, kendisi ve istemi dışındaki hiçbir şeyi ve kimseyi kabul etmeme ve aslında yok etme üzerinedir. Herkes ölsün, her şey yok olsun, sadece ben olayım, yaşasın yüce ben, diyor.
Tabii ki söylemde kimse böyle demiyor, ama pratik tam da böyle oluyor. Halbuki iki günlük dünya, ondan sonra nihai evrenselliğe ya da ahirete ulaşacak herkes ve her şey. O zaman, bahşedilen insanilikten yoksun gitmeyi tercih etmek niye? Bu kadar kindarlık, öfke, şiddet, tahrik, geçimsizlik, tahammülsüzlük neden? Kim o kadar geniş hacimli ki bu dünya yetmesin ona? Çapın ne, cüssen ne kadar? Kim o kadar kusursuz ki herkes onun gibi olsun? Kaldı ki hadi diyelim ki kusursuz, ama kusursuz diye ille herkes aynılaşmalı ve kusursuz mu olmalı? Halbuki yaşam kusurla güzeldir. İlla hepsini ben yiyeceğim, hepsi benim olacak, benim dediğim gibi olacak, benim dediğim doğrudur, ben düşünürüm, benim düşündüğüm gibi olacak deyip başkasını öteleme, yok etme, bir şekilde öldürme niye? Kim, hangi mantık bu katilliğin nedenini ya da gerekçesini açıklayabilir ki! Ancak düşkünler, ancak katiller, soykırımcılar, kendisi dışındaki herkesi yok etmek isteyen insanlık dışı mahlukatlar gerekçeler uydurabilirler. Yani yalan söyleyenler, yalan üreterek insanları kandıranlar gerekçe üretebilirler. Gerisi boş, laf-ı güzaf!
AKP-MHP iktidarı kelimenin gerçek ve tam anlamıyla faşisttir, başka şey değil. Hem de faşizmi katıksız biçimde uyguluyor. Her anı insanlık karşısına suç işlemekle geçiyor. Suçlular da belli: Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli, Süleyman Soylu, Mevlit Çavuşoğlu ve bu cenahtaki tüm güruh! Toplum da bu suçluları o mevkide tuttuğu için günahkar! Ancak demokratik insanlık bu güruhun yaptıklarının hesabını soracak! Bugün olmasa da yarın ya da başka bir zamanda! Tıpkı Esat Oktay gibilerden sorduğu gibi! Bu dünyada olmazsa başka dünyada, hesap sorulacak! Ahrette bile olsa bu zulme uğrayanların elleri onların yakasında olacak.
Aynı zihniyet ve iktidar ajandasında bulunan ve koronavirüsün yaratmış olduğu ortamı da fırsat bilerek bir infaz yasasını gündeme getirdi ve elindeki gücü kullanarak meclisten geçirdi. Ama demokratik insanlık bu yasa neden çıkarıldı sorusuna mantıklı bir cevap bulamıyor. Çünkü bırakılanlar tecavüzcü, dolandırıcı ve katil. Peki, nasıl oluyor da tüm dinlerin kötülük olarak kabul ettiği bu suçları işlemiş insanlar serbest bırakılıyor da sadece düşüncesini dile getirmiş, siyaset yapmış, gazetecilik yapmış, görüşünü belirtmiş insanlar içeride tutuluyor? AKP-MHP faşizmi neden düşüncesini dile getiren bu insanlardan, düşüncelerden bu kadar korkuyor? Demek ki ya çok büyük yalan ve demagojilerle toplumu aldatıp ayakta kalıyor ya da çok büyük yanlışlıklar içinde, suçlar işlemiş ve bu gerçekliğinin görülmesini istemiyor, onun için de düşüncelerden bu düzeyde korkuyor. Peki, ne gizlenmek isteniyor, neden korkuluyor? Bir düşünce bir sistemi yıkar güçte görülüyorsa sorun sistemde mi görülmelidir yoksa düşüncede mi?
Bırakalım düşüncesini ifade etmiş insanları serbest bırakmayı, Tahir Elçi örneğinde görüldüğü gibi, sadece “PKK’yi terörist görmüyorum” dediği için bile katledebiliyor. Bu nasıl oluyor, neden oluyor? Bu infaz yasasıyla binlerce insan ya da düşünce, akıbeti meçhul bir sürecin içine sokulmuş olmuyor mu? Bu durum aynı zamanda insanlığa düşmanlık değil midir?
Zindanlar tıka basa doldurulmuş, silahlısı da silahsızı da bir biçimde muhalif olduğu için düşünce suçlusu olarak görülüyor. Bizim bildiğimiz kadarıyla anayasa ve yasalarda herkes AKP ile aynı düşünecek diye bir kanun ya da yasa yok. Belki de Türkiye’de şu anda AKP gibi düşünülmedi mi bu suçtur diye bir yasa çıkmış da haberimiz yokmuş!
İşin trajik yanı bu iktidar hep dindar ve kindar kimliğini öne çıkardı. Ama tüm dinler ve inançlar şu anda bu iktidarın affettiği suçları kabul etmiyor. Dindar bir parti ya da iktidar dinin suç olarak gördüğü vakaların müsebbibini serbest bırakıyor, ama sadece düşüncesini ifade etmiş diye yüz binlercesini ölüme mahkum ediyor. O zaman sorarlar insana, bu nasıl dindarlık diye? Acaba hepsi bir aldatmaca mıdır? Din bir maske midir? İnanca bir araç gözüyle mi bakılıyor? Zaten hep öyle oluyor, bu iktidar Kürt analarını yerlerde sürüklüyor bu sorun olmuyor, Kürt gençlerinin cenazesini yıllarca bekletip sonradan postayla ailesine yolluyor bu sorun olmuyor, ama politik argüman olarak bir şeyi kullanmak istedi mi her şey sorun oluyor. Ne diyelim, Allah bu iktidarı ıslah etsin! Türkiye toplumunu ölüm uykusundan uyandırsın da bir an önce bu iktidarın pençelerinden kendini kurtarır hale getirsin!