İnsan evladı doğuştan masumluğu, çok geçmeden daha bebeklik süreçlerinde sınıfsal, ulusal, dinsel, yöresel ve kültürel bir karaktere bürünmesiyle farklı bir çehreye kavuşur. Öyle ki bebeğin sağlıklı beslenmesinden tutalım da bin bir türlü olanak ya da olanaksızlıklar içerisinde büyüme koşullarıyla çepeçevre sarıldığı rahatlıkla ifade edilebilir. Çocukluk ve gençlik yıllarıyla birlikte özel mülkiyetin ve sömürünün her türlü konseptini üzerinde denenerek yoğrulduğu bir süreç karşısında, düşünce ve eylemde devrimci isyanını harmanlamanın koşulları da belirginleşmektedir.

Ve özellikle gençlik kuşağının yerinde durmaz kıpır kıpır enerjisiyle isyanlar kuşatırlar ve isyankar ruhlarıyla hemen her şeye karşı isyankarlardır. Gençlik yıllarının inişli çıkışlı zikzaklı süreçlerin de kimi aşamalar vardır ki, sonraki hayatında önemli etki ve izlerin taşınmasından belirgin iteleyici ya da öteleyici yönleri taşırlar.

Bu kapsamda gençlik gelecektir, derken olumlu ya da olumsuz hangi yönde gelişeceğinin de ifadesi olarak kavranmalıdır. Belli ki gençliğin dinamik rolü içinde, doğru ve bilimsel zeminde ideolojik, politik, askeri ve örgütsel nitelikle yani bütünlüklü paradigma bağlamında ne kadar donanırsa, o kadar nitelikli bir yaşam süreci geçireceğinin de önemli sacayaklarını oluşturduğu söylenebilir. Gençlik yıllarında örsle çekiç misali, demirin iyi dövülmesiyle nasıl kaliteli bir ürün ortaya çıkıyorsa, o tarzda yeterli bir içerik ve biçimle değerlendirildiğinde geleceğimizin de teminatı olan gençlerin nitelikli bir seviyeyle objektif koşulların karşılandığı o kadar doğrudur.

Devrimci yaşam ve bir okul olarak hayatın objektif gerçek nesnel koşulları içinde, düşünce ve eylemde enerjimizi lafla değil, özde ve içerikte devrimci yaşam ve mücadelesiyle buluşturduğumuz oranda, bencil ve bireyci özel mülkiyet dünyası, çizgisi ve seviyesinden o kadar koparak uzaklaşıp seküler-komünal dünyanın çizgisi ve yaşam gerçekliğine de daha fazla yakınlaşabileceğiz.

Özel mülkiyet dünyasının emperyalist- kapitalist hegemonyası, burjuva egemenlik sisteminin yaşamımızı çepeçevre kuşatarak kıskaç altına aldığı ve hatta ikiyi bir etme babında bir elimiz burjuva, diğer elimizin proleter dünya ve yaşam içerisinde geçinip gittiği bir süreç, devrimci ve komünistlerin perspektif ve yaşam ideali olamaz. Bu düzlemde düşünce ve eylemsel tüm süreçlerimizin, sürekli devrimci yaşamla buluşturularak ilerletilmesi yeğdir.

Birkaç örnek verecek olursak aile, evlilik, düzenci yaşam ve bu minvaldeki hemen tüm ilişkilerin içerisinde, düşünce ve yaşam pratiğindeki özel mülkiyet dünyasını ve onun geri ilişkiler ve burjuva nitelikleri, yeterince görülmek ve kavranmak durumundadır. Keza aile, özel mülkiyet dünyasının ve şimdiki objektif koşullar itibariyle feodal ve burjuva yaşamının önemli bir kaynağı ve zeminini oluşturmaktadır. Evlilik kurumunda öyle düzenci bir yaşamın bin bir türlü kuşatılmasıyla esiri olunan düşünce, fikir ve pratik hayatın tümü de öyle.

Öyleyse bütün bunları ilerici, devrimci, sosyalist ve komünist yaşam pratiği olarak, hiç kendine ilerici diyenlerin göstermemesi gerekmektedir. Ve yine hiç kimse bu yönde bir perspektife bizleri davet etmemeli, aksine öteleyici olmalıdır.

Bütün bu noktalarda salt genel söylemler, genel soyutlamalar, genel çağrılar ve lafları sürekli yuvarlayarak genelleştirmeler, asla çözüme hizmet etmemektedir. Nitekim genel olarak bunlar doğru derken, aynı anda biz kendimiz özel mülkiyetin feodal ve burjuva yaşamın çoktan esiri olmuş ve bu eksende bir düşünce ve eylem pratiğiyle yatıp kalkmaktan da geri durmamaktayız.

Bu bilinçten hareketle, önce kendimiz olmalıyız. Bunu derken teori ve pratik, düşünce ve eylem, fikir ve hareketlerimizde, ilerici, demokrat, devrimci kişilik, bu temelde nitelik ve yaşamsal özü, içeriği ve biçimleriyle donanmamız gerektiğini vurgulamaktayız.

İdare etmeci ve yetinmeci kültürden biran önce kopmalıyız. Devrimci düşünce ve yaşam pratiği, özgürce değişip değiştirmeyi, dönüşüp dönüştürmeyi bizlerden beklemektedir. Bilinir ki değişmeyen değiştiremez, dönüşmeyen dönüştüremez ve başkaları üzerinde düşünce ve yaşam pratikleriyle örnek olamaz ve etkide bulunamazlar. Olsa olsa olumsuz öğretmenler olarak yerlerini alırlar.

Küçük burjuvazinin ideolojik, politik, örgütsel, askeri ve kültür dünyasına karşı, sürekli devrimci düşünce ve yaşam pratiğini elden bırakmamalıyız. Sağ ya da sol oportünist ve sekter her türlü kültürel sapma ve akımlara karşı, sürekli ideolojik mücadelede uyanık olmalı ve boş alan bırakmamalıyız. Günümüzde çeşitli boşluklardan, hata ve yetersizliklerden kaynaklı hegemonyasını ya da etkisini gittikçe arttıran küçük burjuva kültürü, çizgisi ve politikalarına karşı kolektif düşünce ve eylem pratiklerimizle, daha fazla dalgakıran olarak durmak zorundayız.

Küçük burjuvazinin öylesine çekici, bencil, bireyci yaşam ve kültür politikaları, bizleri toz pembe hayallere kaptırarak asla esir almamalıdır. Buna karşı doğru ideolojik mücadele, yeterli bir ideolojik ve siyasi donanımla ancak yürütülebilir. İdeolojik ve siyasi donanımda nitelik önemli bir halkadır. Bunun için önce kendimizden başlayarak yakın çevremizi, dostlarımızı, hareketimizi bulunduğumuz yerel ve bölgeyi, ülke ve coğrafyamızı, dünyamızı ve uzayı tanıyarak, doğru ve bilimsel temelde somut şartların somut tahlilini yaparak işe koyulmalıyız.

Kendini tanıyıp tahlil edip çevremizi tanımamak, çevremizi ve dünyayı tahlil edip kendimizi dışında tutarak bir yere varamayız. Tutarsız ve kararsız, umutsuz ve sığ insan tipi, dünyamızda o kadar fazla ki, burjuva medeniyetçi paradigmanın bayağı başarılı olduğu anlaşılmaktadır. O halde bütünlüklü ve çok yönlü bir tahlil gereklidir. Tam da bu noktada devrimci tutarlılık ilkesi ve yaşam pratiğiyle bir hareket seyrini hatırlatmak isteriz. Burjuva kültürü ve kişiliğine karşı, devrimci kültür ve kişilik, demokratik ve devrimci örgütlü hareketimizin de, zihniyet devrimiyle köklü ve bütünlüklü devrimci yenilenmeyi sürekli gerektirmektedir. O halde enerjimizi boş yere heder etmeden, devrimci yaşamla sürekli buluşturarak geliştirme ve ilerletme perspektifiyle hareket etmeliyiz. Görev başına!