
Çok değerli aydın, yazar ve sosyalist Vedat Türkali bu konuda önemli bir değerlendirme yaptı. Buna özeleştiri, hatta itiraf bile denilebilir. Vedat Türkali, Kürt sorununa kendi kuşağındaki sosyalistlerin doğru yaklaşmadığını belirtmiştir. Kemalizm’in bu konuda ağır baskı uyguladığını, bu nedenle Kürt sorununa gereken ilgilinin gösterilmediğini vurgulamıştır. Türkiye’nin büyük sosyalistlerinden Hikmet Kıvılcımlı’ya Kürt sorunuyla neden ilgilenilmediği, bu konuda açık tutum neden gösterilmediği sorulunca, “bu konu tüzük sorunu değildir” demiştir. Hatta argo sözcülüklü bir cümle kurmuştur.
Bugün de durum değişmemiştir. Kürt sorununa yine resmi bakış çerçevesinde bakılıyor. Dün 1930’larda şekillenen devlet görüşü hakimdi -Vedat Türkali bunu Kemalizm olarak ifade etti- bugün ise AKP’nin ya da işbirlikçi ılımlı İslam’ın çerçevesini çizdiği remi görüş kendini dayatıyor. Buna beyaz Türkçü faşizmin yerini bugün yeşil Türkçü faşizm aldı da deniliyor. Kürt sorununa bakışta bir şeyin değişmediğinin en büyük kanıtı binlerce demokratik siyasetçi tutuklandığı halde buna sessiz kalınmasıdır. Sadece aşırı yapılıyor diyen bazı eleştiriler gelmiştir. Kuşkusuz ciddi anlamda eleştiren ve tutum alan aydınlar da bulunuyor, ama biz esas eğilimden söz ediyoruz. Özellikle kendine liberal demokrat diyenlerin önemli bir kesimi AKP’nin çizdiği çerçevede konuşuyor, yazıyor. Esas olarak BDP, Kürtler ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni suçluyorlar. Dün sosyalistlerin düştüğü durumdan çok kötüsüne bugün kendisine liberal demokrat diyenler düşüyor. Çünkü sosyalistler bugünkü liberal demokratlar kadar devlet politikalarını açıktan savunmamışlardı.
İlerde Kürt sorunu çözüldüğünde bugün kendine liberal demokrat diyenlerin tutumu ibretlik olarak değerlendirilecektir. Türkiye’de düşünce dünyasının her dönem resmi görüş tarafından esir alındığı ortaya konulacaktır. Bu liberaller devletin ve hükümetin Kürt politikasını irdeleyeceklerine, sorunun çözümsüzlüğünden Kürtleri sorumlu tutuyorlar. Hükmet üzerinde baskı kurup hükümeti çözüme zorlama iradesi ve güçleri olmadıkları için en kolay yol olarak Kürtlere teslim olmayı öneriyorlar. Türkiye’de gerçekten de aydın olmak, entelektüel ahlakını korumak zordur. Çünkü Türk devleti dün de ceberuttu, bugün de. Özellikle Kürt sorununda resmi görüşün dışına çıkılırsa aforozla karşılaşılır. Bunu Türkiye yakın tarihinde gördük. Düşünce dünyası üzerindeki bu baskı bugün de sürüyor. Nitekim Başbakan aydınlara ve yazarlara bizim gibi düşüneceksiniz dedi. Polis akademisi hocaları KCK için ne diyorsa buna inanacaksınız talimatı verdi. Bir Başbakan bu kadar net tutum koyduktan sonra hangi babayiğit başbakana bir şey diyebilir. Onun ümüğü sıkılır bir tarafa itilir. Sadece Hasan Cemal bir şeyler söyleyebildi. O da çok tanınmış ve duayen olduğu için üzerine gidilemedi. Hasan Cemal uzun süre “artıları eksilerinden çok” diyerek AKP’ye en büyük desteği verdiğinden bu sözleri sarf edebildi.
Kürt sorununu kuşkusuz çözümsüz bırakan devlet ve hükümettir. Ancak devlet ve hükümetin bu kadar haksız bir konuda çözümsüzlükte ısrar etmesinin nedeni ise düşünce dünyasıdır. Hükümetin politikalarına açık tavır alacak bir aydın vicdanı ve ahlak olmadığından hükümet bu politikayı sürdürüyor. Vedat Türkali’nin dediği gibi üzerlerinde o kadar baskı var ki, Kürt sorununa doğru yaklaşmaları mümkün değil.
Kürt sorununun çözümsüz kalmasında Kürtlerin hiç eksiği yok demiyorum, ama çözümsüzlüğü buna bağlamak bir çarpıtmadır. Kürtler bu sorununun çözümünde en makul yaklaşımı göstermiştir. Dünyanın hiçbir yerinde gösterilemeyecek esnekliği göstermiştir. Hatta bazıları bu talepler için silahlı direnişe gerek yok bile diyebilmiştir. Çatışmalar, çekişmeler siyasi taleplerin, yani siyasetlerin uyuşmazlığından çıkar. Eğer Kürt hareketi en makul siyasi yaklaşımı gösteriyorsa o zaman çözümsüzlük tabii ki devlet ve hükümette aranacaktır. Kürt hareketinin makul yaklaşım göstermediğini söylemek vicdansızlıktır. Şu andaki hükümet ve devlet zihniyetiyle Kürt sorununun çözülmesi mümkün müdür? Kürtlere makul olması değil, temel taleplerden vazgeçilmesi dayatılıyor. İşte bu görülmediği için olaylara ve olgulara hükümet bakışıyla bakılıyor diyoruz.
Kimi liberaller, sol ve sosyalistlerin Kürt hareketine bakışını gündemleştirmiştir. Bu bir saptırmadır. Asıl gündemleştirilmesi gereken Türk aydın ve yazarlarının remi görüş dışına çıkmamasıdır; bu geleneğin kırılmamasıdır.
Türkiye’de düşünce dünyasının bu kadar sakat olmasının nedeni, Osmanlı’dan bu yana süren gelenektir. Kapıkulu kültürü bugün de devam etmektedir. Bilindiği gibi Hristiyan çocuklar alınır, devşirme asker yapılırdı. Bir de düşünce yeniçerileri vardı. Savaşta ailelerinden koparılmış Hristiyan çocukların en zekileri de seçilir Enderun’a gönderilir, orada düşünce yeniçerileri yaratılırdı. Bunların ailesi devlet olduğu için halkın çıkarları değil, devletin çıkarları temel kaygıları olurdu. Bu kapıkullarının topluma karşı sorumluluğu olmazdı. Çünkü onlar Konyalı, Adanalı ya da şu ya bu ailenin çocukları değildiler. İşte Türk düşünce dünyası geleneği!
Kuşkusuz artık Enderun’da yetişen kapıkulu aydınları yok. Artık hangi aileden geldiği belli olan aydınlar ve yazarlar var. Ancak düşünce kodları tam değişmemiştir. Hala resmi düşünceyi savunmaya göre programlanmış düşünce dünyaları var. Dün bu durumu kapıkulu sistemi yaratıyordu, bugün ise tüm yaşam alanlarının Kürtlerin üzerinde egemenlik ve siyasi soykırım sağlanarak kurumlaştığı özel savaş devleti bunu sağlıyor. AKP iktidarı döneminde resmi görüşü üreten kesimler değişmiştir. Bugün üniversiteler ve düşünce üretim alanları büyük oranda fetullahçıların ve işbirlikçi siyasal İslamcıların eline geçmiştir. Yeni resmi görüş bunlar tarafından üretilmekte ve düşünce dünyası üzerinde bunlar hakimiyet kurmaktadır. İşte kendine liberal demokrat diyenlerin ortaya attığı düşünceler böyle bir ortamın ürünüdür.