
Bir Ramazan ayı daha geçti ve bayram yapıldı. Ama birçok yer bayram sevincini yaşayamadı, savaş ve kan nedeniyle doğru dürüst bayram kutlayamadı. Şimdi Kürt direnişinin başladığı gün olan 15 Ağustos 1984’ün yeni bir yıldönümü yaşanıyor. Kürt silahlı direnişinin otuzuncu yılına ateşkes konumunda giriliyor. Ancak ortam çok gergin ve polis Kürtlerin bayram kutlamalarını istemiyor. Bakalım neler yaşanacak ve AKP mevcut ateşkes konumunu nasıl ve ne kadar koruyacak!
PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşme yirmi günü aştı. BDP heyeti ile her onbeş günde bir rutin görüşme olacağı ifade edilmişti. Gerçi arada bir aile görüşü oldu, ama bu BDP heyetinin görüşmesi yerine geçmez. Her heyetin konumu ve görüşme önceliği farklı. BDP heyetinin görüşme yapacağına dair iyimser bir beklenti var. Fakat henüz gerçekleşmiş de değil.
PKK Lideri son görüşmesinde sürecin devamı için şartlar belirtmiş ve tarihler vermişti. Kendisiyle görüşen aile heyeti üzerinden de sürecin iyi yürümediği mesajını iletmişti. İlk tarih olan 1 Eylül’e yirmi gün kaldı. Bu çok az bir zamandır ve çok kritik bir süreci ifade etmektedir. Belliki duyarlı olmak lazım.
Gerçi Başbakan Tayyip Erdoğan bir “Demokratikleşme projesinin hazırlandığından” söz etti ve meclisin erken açılabileceğini belirtti. Elbette bunlar iyi ve herkesin duymak istediği sözler. Fakat ne kadar gerçek olup olmadığı, içeriğinde ciddi bir demokratikleşme adımının bulunup bulunmadığı belli değil. Hatta gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bile net değil.
Belliki AKP bu tür yaklaşımlarla işin içinden çıkamaz. Yasal ve anayasal düzeydeki demokratikleşme adımını böyle gevşek ele alarak Kürtleri ikna edemez. BDP heyetinin görüşmeleri bile doğru dürüst olmazsa demokratik çözüm süreci yürümez. O zaman da nelerle karşılaşılır hiç kimse şimdiden bilmez.
Demekki en başta AKP’nin duyarlı olması lazım. Suriye ve Mısır bu kadar karışıkken, içte iktidar kavgası bu kadar gerginken AKP’nin çözüm sürecini yürütmemesi, Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme doğrultusunda sağlam adımlar atmaması gerçek anlamda felakete yol açar. Tabi en başta da AKP için bir felaket olur.
Fakat AKP’nin duyarsızlığı ve çözüm sürecini zamanında ve yeterli içerikte yürütmemesi sadece AKP için bir felaket olmaz, herkesi çok tehlikeli bir sürecin içine çeker. Dolayısıyla ülkede yaşayan herkes ve tabiî ki en başta da demokratik güçler duyarlı olmak zorundadır.
Halkın ve demokratik güçlerin duyarlı olması ne anlama gelir? Kuşkusuz en başta demokratik taleplerini yükseltmesini ifade eder. Yine her yerde demokratik çözüm eylemlerini geliştirmesini içerir. Yani toplumun kendi geleceğini yaratmak için bilinçli ve planlı harekete geçmesi anlamına gelir.
Mevcut haliyle böyle bir hareketlilik yeterince yoktur. Bu durum AKP Hükümeti’ni de duyarsız kılan bir duruştur. Her ne kadar AKP Hükümeti şiddetle karşı çıksa ve demokratik hak arayan güçlere karşı polis terörünü yöneltse de, yine demokratik kitle eylemliliği gereklidir ve AKP açısından da uyarıcı olur. Dolayısıyla kitle mücadelesini geliştirmekte ısrarlı olmak gerekir.
Bu konuda HDK, HDP ve BDP’nin duruşu gerçekten de yetersizdir. Ramazan ayı da geçtiğine göre, çok aktif bir demokratik eylemlilik konumuna geçilebilir. Elbette örgütsel biçim de önemlidir. Bu nedenle seçim yaklaşırken hangi partinin öne çıkartılacağı, seçime nasıl girileceği tartışılabilir. Fakat öz ve içerik daha çok önemlidir ve dolayısıyla zamanın bu tür tartışmalarla geçirilmesi kabul edilemez.
Çünkü gerekli ve önemli olan örgüt çalışması ve eyleme geçiştir. Demokratik taleplerin ve çözüm yolunun usanılmadan kitlelere götürülmesi ve onların aydınlatılarak desteklerinin alınmasıdır. Hangi partiyle hareket edilirse edilsin seçimi ve mücadeleyi bu biçimdeki çalışma kazanır. Yine AKP Hükümeti’ni de çözüme ve demokratikleşme adımı atmaya bu çabalar zorlar.
Bunlar olmazsa ne olur? Demokratik güçler gereken çıkışı yapmaz ve AKP demokratikleşme için gereken adımları atmazsa hangi sonuçlara varılır?
Bu sorulara cevap vermek için herhalde kahin olmaya gerek yok. O koşullarda PKK Lideri’nin mevcut süreci devam ettirmesi mümkün olmaz. Bu da dış müdahaleler için ülke zeminini açık hale getirir. Ülkeyi yeni ve önü alınmaz bir çelişki ve çatışma içine sokar. Herkesin çıkarı doğrultusunda yararlandığı bir çatışma ortamı oluşur.
Bu bakımdan en başta AKP’nin duyarlı olması gerektiği açıktır. Öyle yarım ağız demokratikleşme ifadeleriyle, içi boş demokrasi paketleriyle, ayda bir İmralı görüşmesi yaptırmakla bu süreç yürümez ve başarıya ulaşmaz. AKP’nin hem zihniyet ve hem de politika değişikliği yapması gerekir. Yine PYD Eşbaşkanı ve Güney Kürdistan Bölge Başbakanı ile Kürtlerin iradesini zorlayan görüşmeler yapmak da AKP’yi artık kurtaramaz.
AKP’nin, çözüm sürecinin ikinci aşaması denen adımı eksiksiz atması gerekli ve önemlidir. Tam bir demokratik dönüşüm projesi hazırlanıp hemen meclisten geçirilmelidir. PKK Lideri’nin sağlık, güvenlik ve özgür çalışma koşullarını gözeten değişiklikler İmralı’da hemen yapılmalıdır. Böylece Kürt sorunu çözüm yoluna konulmalı ve Ortadoğu savaşında Kürtlerin aktif desteği Kürt-Türk kardeşliği temelinde alınmalıdır.
Bütün bunların ülkeye ve topluma bir zararı yok. Tersine faydası vardır. Sadece kemikleşmiş şoven-milliyetçi zihniyet ve politikalar bundan zarar görür ki, bir 19. ve 20. yüzyıl duruşu olan bu zihniyet ve politikaların artık zaten aşılması gerekir. Bu gerçeği artık herkesin iyi anlaması gerekiyor. Demokratik güçlerin de burada ön açıcı, teşvik edici ve zorlayıcı olması önemlidir. Yoksa değil topluma öncülük etmek, toplumun içinde bile kalınamaz. Köhnemiş kalıplar ve dogmalar aşılarak, demokratik güçlerin böyle bir yeni öncülük konumu kazanması hayati önemdedir.
Uyanmak, doğruya ulaşmak ve eli çabuk tutmak gerekiyor. Yoksa çok geç kalınmış ve tarihi bakımdan kaybedilmiş hale düşülebilir!..