Almanya Gündemi


Almanya'da geleneksel olarak kutlanan en önemli etkinliklerinden biri de beşinci mevsim olarak adlandırılan ve Köln başta olmak üzere birçok şehirde büyük kortejler eşliğinde kutlanan karnavaldır. Karnavalda geçitlerde dağıtılan bedava şekerlemelerin çekiciliği yanında, o yıl gündeme damga vurmuş siyasi etkinlikleri hiciv sanatının sivri diliyle yansıtan figürleri de oldukça ilgi görüyor. Zira politik hiciv karnavalın önemli bir parçası ve bu alanda sanatçılara ilham veren liderlerin başında bizahiti Almanya Başbakanı Angela Merkel geliyor. Fakat her yıl gayet normal bir seyirde kortejlerde halkla buluşan maketlerden bir tanesi bu yıl Türk usulü bir ayardan geçti. Nedeni ise Erdoğan'ın Kürtlere karşı savaş politikasını eleştiren bir maket. 

Tasvirde Erdoğan ve Bağdadi, üzerinde Kürtler yazan kadehleri tokuşturuyorlar, içindeki kırmızı sıvı da malumunuz kan. Yeterince okumuşsunuzdur ama ben yinede kısaca özetleyeyim. Düsseldorf Başkonsolosu karnaval kortejine dahil olması planlanan maket hakkında karnaval tertip komitesi ve belediye yetkililerine başvurarak Türk halkını kızdırabileceği iddiasıyla maketin karnaval kortejinden çıkarılmasını talep etmiş -ki zaten hava şartlarından dolayı kortej iptal edildi-, fakat olumlu bir yanıt alamamış. Hatta sosyal medyadan da destek istemiş. Maketi yapan sanatçı Jacques Tilly bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada IŞİD'e karşı güçlü mücadele veren Kürtlerin yanlız bırakıldığını ve bu maketi yaparken bu duygunun onu etkilediğini belirtiyor. Muhabirin "Türk halkını kızdırma" yönündeki sorusuna ise bu polemiği anlayamadığını (Türkiye'de yaşamadığı için anlamaması normal) bunun bir ifade özgürlüğü olduğunu ve cumhurbaşkanlarının da eleştirilebilinmesi gerektiğini vurguluyor. Tabii resmi ziyaret için gittiği Ekvador'da cumhurbaşkanı Erdoğan'ı aynı nedenlerle protesto eden göstericilere korumaların kendini Türkiye'de sanarak nazik (!) müdahalesinden ve hatta bir milletvekilinin darb edildiğinden sanırım haberi yoktu Tilly'nin. 

Toplumsal olay ve olgulara alaycı bir çerçeveden bakan hiciv sanatının en temel ayırt edici niteliği eleştirisel yaklaşımıdır. Zira bu yöntem olgulara dikkat çekmenin en tesirli yöntemlerinden biridir, ki aynı zamanda sorgulayıcıdır. Bu nedenle ifade özgürlüğü gibi sağlam dayanakları olması gerekir. Demokratik ülkelerde eleştiri kültürünün bir parçası olarak varolan mizah sanatı, diktatörlükle yönetilen ülkelerde kendine yaşam alanı bulamaz. Nitekim Hitler başa geçtikten sonra politik mizahı bile tekleştirmiş, bu alanda yayın yapan gazeteleri kendi tekeline alarak istediği dilde yayın yapmasını sağlamıştır. 

Eleştiri kelimesinin ilk harfine bile tahammülü kalmamış bir ülke haline gelen Türkiye'de de durum çok farklı değil. Duyarlı (!) bir vatandaşın Erdoğan karikatürü yüzünden Penguen dergisini ihbar ederek karikatür yüzünden ceza almasını sağladığı bu örneklerden sadece biri. Duyarlı (!) vatandaş patlaması yaşanan bir sistemde olay ve olguların algısı koyun sürüsü mantığı ile doğru orantılı ilerliyor. Hatta bir hatırlatma daha yapayım: Muhteşem Yüzyıl'ın senaristi Meral Okay duyarlı vatandaşların tehditleri nedeniyle hayatının son günlerini sıkıntı içinde geçirmiş ve korumalarla dolaşmak zorunda kalmıştı. Daha ne diyelim...

***

Yazımın son bir kaç cümlesinde Merkel'in Türkiye ziyaretine değinmek istiyorum, zira daha fazla cümlelerle aksettirilecek bir sonuç yoktu. Ankara Katliamının arifesinde, seçimlerden önce Erdoğan'ın sırtını sıvazlayan Merkel, su yoluna çevirdiği Türkiye'de yine 'insan haklarına duyarsız', mülteci krizi odaklı bir görüşme yaptı. Tam da görüşmeler sırasında Cizre'deki katliam haberi geldi. 

Merkel tarafından insan hakları karnesinde bir çizik yemek yerine, terörle mücadele konusunda bir yıldız kazandı Türkiye. Merkel'in Türkiye ziyaretinden kimsenin farklı bir beklentisi de yoktu zira. Sırtı sıvazlanan savaş çığırtkanlığına devam mesajı bu kez altı çizilerek yenilendi. Neresinden bakarsanız bakın tutarsızlık kokan bu politikalar Avrupa destekli olarak daha uzun vadede devam edecek.