Bir ülkede mevcut siyasal, ekonomik, sosyal ve bir bütünen toplumsal yaşamı dizayn eden, yön veren mevcut iktidarlardır. İktidar denilince de akla hükümet, devlet ve devleti yönetenler gelmektedir. Siyasi partilerin dünya çapında seçimler yoluyla iktidara gelip ülkeleri yönetmelerinin sanayileşme ve cumhuriyetlerle yani ulus devletlerle başladığı biliniyor.

Ulus devlet/ler genellikle burjuvazinin, elit kesimin kral ve feodal güçlere karşı geliştirip kendi iktidar dayanağı yaptığı yeni siyasi, sosyal yönetimsel aygıtlar olan, milliyetçiliği sürekli kendi sistemini meşrulaştırmanın temel harcı yapan sınıflı sistemin son yaratımıdır. Mevcut sınıflı sistemin kendisini toplum nezdinde kabul edilebilir hale getirmesinin birçok yol ve yöntemi var. Topluma ait bütün değerlerin hepsine el atmış ve bu değerlerle toplumu nasıl kendi sistemine hizmet edecek bir pozisyona getirmenin hesabı içinde olur. Sanat, edebiyat, sinema, spor ve daha birçok kültürel üretim alanları sınıflı sistemin denetlediği ve kullandığı alanlardır. Bugün topluma ait bütün değerler toplumdan çalınıp tekrar topluma pazarlanıyor. Sınıflı sistemin toplumdan çaldığı en başta da toplumun belleğidir. Çünkü belleğini kaybeden bir toplumun her şeyini kaybedeceğini biliyor.

Mevcut düzen partileri, sınıflı sistemin yürütücü siyasi motor güçleri durumunda. Bu düzen partileri bin bir renge ve tona girerek toplum karşısına çıkarlar. Demokrasi, özgürlük, insan haklarını hiç mi hiç dillerinden düşürmezler. Zaten en büyük ustalıkları bu dil cambazlıklarıdır. Hani Demirel’in 1991 seçimleri öncesi ‘’Ben her eve iki anahtar vereceğim’’ deyip de birçoğunu da buna inandırması işte bu dil cambazlığıyla oluyor. Toplumun bunlara inanması, politikanın gerçeklerine yabancılığı ile kendi dost ve düşmanlarını bilmemesinden kaynaklanıyor. İnsanlar çoğu kez dostlarını düşman, düşmanlarını da dost olarak biliyorlar. Özellikle Türkiye’nin yaklaşık yüz yıllık geçmişi bu gerçekliği bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. “Vatan millet Sakarya” kavramları Türkiye egemenlerinin en çok kullanıp  iktidarlarına temel taş yaptıkları kavramlardır. Türkiye toplumunun uzun süredir bu kavramların etkisi altında olduğu da bir gerçekliktir. Özellikle de son zamanlarda HDP’nin seçim standlarına, parti binalarına ve partililere yapılan saldırılar yukarıda saydığımız zehirin onlarca yıldır insanlar üzerinde nasıl bir etki yarattığının sonuçlarıdır. Çoğunluğu aldatıp kendi çıkarlarına hizmet eden bu düzen partileri Türkiye’yi asalakların, kenelerin ve leş kargalarının ürediği bir çöplüğe çevirdiler. Dünyada her yönüyle kendi kendine yetecek olan Anadolu topraklarında insanlar adeta cehennem hayatı yaşıyorlar. Ülkenin bir bölümünde insanların dilleri, kimlikleri, kültürleri yasak ve ülkenin tamamında da yoksulluk artıyor,  halk yiyecek ekmek bulamıyor, dilenci durumuna düşüyor. İşte bütün bunlar düzen partileri tarafından geliştirilen toplum karşıtı politikalarla olmakta. Bu düzen partilerinin halktan oy ve destek almaları halkın partileri ve halkın hizmetinde olduklarını göstermez.

Miadı dolan, halkın gözünden düşen ve siyasi geçerliliği sıfırlanan düzen partilerini saymakla bitiremeyiz. Düzen particiliği Kürdistan’da iflas etti. Kürdistan Özgürlük Hareketi düzen partilerini hem fiziken hem de siyasi olarak Kürdistan’dan söküp attı. Çeşitli vaatlerle toplumu kandırmaya alışmış düzen particiliği can çekişme noktasına getirildi. Son zamanlarda HDP’ye yapılan saldırılar öyle bazı cahillerin kendi kafalarına göre yaptıkları saldırılar olmayıp başta AKP olmak üzere düzen partilerinin derin siyasi güçleri tarafından planlı şekilde yapılan saldırılardır.

HDP’nin Kürdistan’da birinci parti olmasını hazmedemeyenler, HDP’nin Türkiye’de taban oluşturmasının kendi geleceklerini ortadan kaldıracağını bildiği için bu saldırıları yapıyor. Türkiye’de toplumcu siyasette bir ilk yaşanacak.

HDP bütün devrimci, demokrat ezilen kesimlerle el ele vererek toplumun başına çöreklenen bu asalak takımını ortadan kaldıracak. HDP, Türkiye’de yeni bir siyasi sayfa açıp toplumcu siyasetin nasıl olması gerektiğini bu kangrenleşmiş rantçı sistem partilerine gösterecek. Türkiye’de bugüne kadar sorunlar çözülmeyip birike birike kördüğüme dönmüşmesinin sebebi, mevcut düzen partilerinin halkların değil, küçük bir sermaye azınlığının partileri ve hizmetçileri olmalarının bir sonucudur. Yoksa çözümü olmayan sorun zaten yoktur. HDP bütün sorunların çözüm gücü olarak Türkiye’nin siyasi hayatını yeniden şekillendirerek yeni yaşamın temel siyasi gücü olacak.