Sarya KERBORAN
1990’ların karanlığında doğan çocuklar da olsak, bizler de bu ülkenin ve her dakika katliama uğratılan Kürdistan’ın yaşadığı çoğu vahşete tanık olduk. 3 maymunu oynayarak ‘görmedik, duymadık, bilmiyoruz’ acizliğine ve korkaklığına kapılmadık çok şükür. Tanık olmadıklarımızı da dinledik, dinledikçe öfkemizi biledik. Ve devletin kurumlaşmış yapay adaleti olan sözde hukukun bile, devlet ayakları altında nasıl paramparça edildiğine defalarca şahit olduk. Kendi yarattıkları kavramlar-kurumlar dahi gün geldi isyan etti. Birçok yürekli insan, kurumu bir kenara fırlatıp kurum içerisinde sıkışıp kalmış olan adaleti haykırdılar. Ve elbetteki devletin beyninden çıkan mermi döndü ve devletin kalbine saplandı. Devlet de tam bu ya, milim milim kanla, ayrımcılıkla, yandaşlıkla, faşizmle, ideolojisiyle çizdiği sınırlardan oluşan dev imparatorluğundaki tek zelzeleye dahi tahammül edemez, etmemeli de. Yoksa o zelzele kendisiyle büyük tufanlar getirecektir bilir. Devlete nasıl zeval olur, yoksa ‘yüce’ devlet nasıl var olur... Ondandır kendi kurumlarında okumuş, çalışmış ama kendisi gibi düşünemediğine kustuğu nefret, almaya çalıştığı intikam...
HDP Milletvekili Ebru Günay’ı, öncelikle Kürt Halk Önderi Öcalan’ın avukatı olarak tanıdım herkes gibi. Yürekli kadın, genç ve cesur kadın diye düşündüm. Tarih kitaplarında, tarihi salt savaş ve döktüğü yüzlerce farklı ırk kanı üzerinden ele alan bir ülkede avukat olmak. Hem de kanı kanı hala yerde taze duran bir halkın Önderinin avukatı. Ölüm fermanı gibi geliyor kulağa. Ama yerdeki kan ile kendi kanının genleri arasında çok ortak yan var. O kanın bir kısmı, onun kanından süzülmüş. Ki bu bile hiç önemli değildir ya. O kanın dökülüşüne bile tanık olmak yeter varolduğu noktada durmaya…
Kürt meselesinde tek taraf vardır. O da iktidardan yana olmak. Yoksa durması gereken yerde durmak, zaten olması gerekeni yapmak taraf olmak değildir. Yani Kürdün ya da sömürülenin yanında olmakla taraf olunmaz. Karşısında durmakla tarafla olunur ki Ebru Günay bir avukat olarak adımını sağlam yere basmış ve tüm itmelere, baskılara rağmen yerinden bir adım karşıya meyl etmemiş. Bu fotoğraf karesi bunun tam da anlık belgesi gibi duruyor. Şimdi devletlerin diğer merkezi kurumlarından olan meclisin bir milletvekili ve bu sefer de o kurumun içinde -kurumun ‘baba’sına- meydan okuyor adeta. Bu sefer de O Önder’in temsil ettiği milyonlarca halkın bir iradesi olarak büyük bir inanç ve cesaretle yapıyor bunu.
Bir bakışın, bir gülüşün, bir hareketin dahi sosyolojik ve psikolojik analizi yapılır. O analizden birey ve toplumun zihniyetine kadar çözümlemeler yapılır. Bizler belki derin analizler yapacak sosyologlar değiliz, ancak şuna eminimki bu fotoğraf karesine bakmak çok ciddi analist bilgi de gerektirmiyor. Bir kadının etrafını saran, bakışlarıyla taciz eden yüzlerce ‘erkekçe’ göz... Tam da taraf olma meselesine bir örnek. Olması gereken yerin dışında, insanlığın dört bir karşıtında duran devletin kirli zihniyetleri. Ve karanlık ablukanın içinde rengiyle varolabilmiş Ebru. Ben Ebru Günay’ın eli cebindeki, bir ayağı diğerinden biraz daha öteye atılmış duruşunu, gözlerindeki nefreti ve dik bakışını görünce onun şahsında bir halkı, milyonları gördüm ve evet, o milyonların temsili olunacaksa tam da böyle olur dedim. Kadınca ve Kürt’çe!