Dêrsim'de göreve başladığımız ilk günlerde, ilk KCK operasyonlarından biri de belediyemize yapılmıştı ve başkan yardımcımız Alican Önlü tutuklanmıştı. Küçük bir il olduğumuz için tek seçilmiş başkan yardımcılığı bulunmaktaydı. Beş yıl boyunca arkadaşımızın katkılarından yoksun kaldık. Yalnızlaştırma bununla sınırlı kalmadı. Ardından meclis üyelerimiz ve çalışanlarımız tutuklandı. Yarı felç olma haliydi yaşam. Bize düşen; bunu halka hissettirmeden, arkadaşlarımızın boşluklarını daha büyük bir çabayla kapatarak yolumuza devam etmekti. Bizler de öyle yaptık. Halkımızdan aldığımız güçle boşlukları doldururken, Alevi Kürt ve kadın kimliğimizle yaptık. Şimdiye kadar inkar edilen her şeyimizi tekrar geri kazanma, öz benliğine kavuşturma mücadelesini sürdürdük.
Yaptığımız her planlama ve projeyi demokratik katılımcı, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü anlayışla yürüttük. Bu konuda Dêrsim önemli bir mirasa sahipti. Dêrsim’in Kürt Alevi 'raye haq' inancı, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü anlayışına önemli bir arka plan ve zemin oluşturmaktaydı. Bizim inancımızda rızalık alma ve ikrar verme önemliydi. Bu herkesin, her şeyin doğallığıyla uyum içinde yaşaması, aslında demokratik ekolojik yaşamın da felsefik temelini oluşturmaktaydı.
Sürekli siyasi operasyon ve tutuklamalar, mahalle meclislerimizi çalıştıramaz hale getirmişti. Ama biz de mümkün olduğunca doğrudan demokrasiyi uygulamaya çalıştık. Yaptığımız her çalışmayı doğrudan halkımızın önerileriyle projelendirdik. Ama kadınlarla birlikte yaptığımız her proje, toplumun en beğeni toplayan projeleriydi. Gola Çetu Parkı'nda olduğu gibi... Bilindiği üzere Dêrsim'de kutsal mekanlar doğa içinde, özellikle de su kenarlarında bulunmaktadır. Kent merkezine kadar uzanan Uzunçayır Barajı kentin en önemli ziyaretlerinden biri olan Munzur ve Pülümür sularının buluştuğu nokta olan Gola Çetu Ziyareti'ydi. Barajın kapakları tutulduğunda su bütün hızıyla toplanarak, etrafını yıkarak ziyarete doğru ilerlerken kadınlar olarak 'ziyareti nasıl kurtarırız' diye bir çaba içinde olduk. Belediyemizin o zaman sadece iki tane olan kamyonuyla (şimdi yeni aldığımız araçlarla araç parkımızı yeniledik) hafriyat taşıyarak suyun önüne barikat yapmaya çalıştık. Bu süre zarfında kadınlar her gün ziyaret yerine giderek, sanki bedenleriyle suyun önünü kapatmaya çalışıyorlardı. Biz de kadınlarla burada buluşarak, ziyaret yeriyle ilgili yapacağımız projeyi kadınlarla birlikte yapmaya başladık. Böylelikle park-ziyaret projesi ortaya çıktı. Parkı yaparken özellikle erkekler bizi çokça eleştirdiler. Çünkü parka gerek yoktu! Zaten Dêrsim doğal bir parktı. Biz projemizi uygularken, bu sefer yasal anlamda sıkıntılar doğdu ve ilgili kamu kurumları sırasıyla bizi mahkemeye verdiler. Dava sürerken parkı bitirmiş halkın hizmetine sunmuştuk bile. İlgi çok büyüktü; çoluk çocuk, kadın, erkek herkes oradaydı. Ziyaretin tamamını olmasa da bir kısmını kurtarmıştık. Dava aleyhimize sonuçlandı, başka kuruma ait olan yeri işgal etmekten ve kurumu zarara uğratmaktan dolayı büyük bir ceza aldık. Oysa halktan alınanı tekrar iade etme mücadelesiydi bizimki. Nihayetinde halkın büyük sahiplenmesi sonucu ilgili bakanlık davadan vazgeçti. Böylelikle ziyaretimize kavuştuk. Sınırlarımız içinde bulunan birçok ziyareti tekrar halkımızla birlikte orijinal halini bozmadan düzenledik, bakımını yaptık. Bunlar ilkti. Bizden önce 60 yıl bu kenti yönetenlerin hiçbiri bu konuda bir şey yapmamıştı. Oysa herkes bilir ki Dêrsim ocaklar merkezidir. Özellikle 12 Eylül’ün uygulamaları halkın birçok değerini silmeye çalışırken, Alevilik konusunda da kısmen başarılı olmuştu. İşte unutturulan dille birlikte inanç ve kimlik de yok edilmeye çalışılmıştı. Bizler yaptığımız her çalışmada bunların halkta can bulmasını sağladık.
Kendi anadilimizle çalışmalar yürütürken en heyecan veren ve unutmayacağımız husus ise; çocuklarımıza anadilimizi sevdirmemizdi. Omedya Mestu albümü geleceğe önemli bir miras bıraktı. Toplantılarımızı ve görüşmelerimizi anadilimizle yaptık. Yaptığımız konuşmalar anlaşılmasa da bu konuda ısrar ettik. Çünkü dilimiz yok olan diller arasındaydı. Bu ısrarımıza karşılık çok iyi tepkiler aldık. Festivallerimizde kendi anadilimizde Cem tuttuk, 38 Katliamı'yla yüzleşmeyi sağlamak, doğru tarihsel bellek oluşturmak amacıyla Toplumsal Hafıza Parkı'nı kentin her yerine işlemeye başladık. Seyit Rıza Anıtı, 38 Duvarı gibi... Toplu katliam yerlerine toplu ziyaretler gerçekleştirerek gündemleştirdik. Seyîd Rıza Anıtı'nın açılışını yaptığımız gün, unutulmayacak anlar yaşadık.
Kentin en güzel yanlarından biri; halka "bizi denetleyin" dememizdi ve bunu çok iyi yaptılar. Yaptığımız çalışmalarda en küçük bir yanlışta bile anında bize ulaşarak müdahale etmemizi sağladılar. Bu israfın önüne geçerken, bütçeyi disipline etmeyi de beraberinde getirdi. Borçlarla devraldığımız ama 10 yıllık yönetme sürecimizde kendi projelerini yapan ve kendi bütçesiyle uygulayan bir belediye olduk. Kurum, prestij kazandı.
Kadın olarak kendi il'imde ikinci kadın başkan sürecini yaşadığım için şanslıydım. Arada bir bazen “reis beg” diye hitap edilse de kadına saygı ve güven üst noktadaydı. Her kesimle buluşmak daha kolay oldu. Bunun en büyük dezavantajı ise tek tek görüşme taleplerinin oldukça fazla olmasıydı. Dolayısıyla bütün gün görüşmeler yaparken, ancak mesai saati dışında ve tatil günlerinde belediye işlerine zaman ayırdık. Bu çalışma, personelle aynı zaman dilimi içinde olmadığı için, aynı işi iki sefer ele almak zorunda kalıyorduk. Bu hal müdahaleyi geciktirmeye neden olurken, doğallığında sıkıntılara neden oluyordu.
Dêrsim’in en güzel yönlerinden biri de yeniliklere açık olması, tartışarak en çok da gördüğü yeniyi ve güzeli çabuk uygulamasıdır. En sıkıntılı konuları kadınlarla paylaşınca uygulama kolaylaşmaktaydı.
Kadın belediye başkanı olarak il dışına çıkınca aynı düzeyde kabullenme olmasa da, genellikle saygınlık ve şaşkınlık karışımı bir hal alıyordu.
İlk göreve başladığımızda her sorunu mahkeme yoluyla çözmeye çalışan bir tarz hakimdi. Belediye hakkında küçük bir kent olmasına rağmen çok fazla dava bulunmaktaydı. Buna çözüm bulduk. Sorunları muhataplarıyla görüşerek çözmeye başladık. Artık mahkemeye gitmeden önce görüşme tarzı oturdu. Bu yaklaşım toplum olarak kendi aramızda sözleşmemizi sağlarken, güveni de arttırdı.
Büyük zorluğumuz coğrafyamızın dağlık ve dağınık oluşuydu. Bu hizmetleri zorlarken, küçük hizmetlerde bile büyük bütçelere neden oldu. Arsaların azlığı imar uygulamalarında bizi oldukça zorladı. Bir imar uygulaması 2,5 yıl sürdü. Bu en sıkıntılı dönemimiz oldu. Sonuçlandırdığımızda artık imar uygulamalarına kuşkulu yaklaşım tamamen ortadan kalkmıştı. Çünkü uygulamaların her adımını halkla paylaşarak, muhataplarını doğrudan işin içine koyarak yürütmemiz olumlu sonuç verdi.
Geçirdiğimiz beş yıllık süreç içinde hiç kabul etmediğimiz ise sürekli askeri operasyonların devam etmesiydi. Bu ülkenin genç evlatlarının cenazeleri doğuya ya da batıya gitmeye devam ederken, normal bir belediye hizmeti yapmak öyle kolay olmuyordu. Bir taraftan genç bedenlerin kaldırılamaz ağırlığı, öte yandan su, yol vb. kentin temel ihtiyaçlarını yürütmek insana çok anlamsız gelebiliyordu. Aynı gün içinde kaldırılan genç bedenlerin cenazelerindeki duygu yüklü ama isyan dolu ağır psikolojik ortamından, yine aynı gün içinde sıradan bir yol vb. hizmetler için çırpınanlarla görüşmek... Ama yaşam devam ediyordu ve büyük bir iradeye sahip olmayı gerektiriyordu. Her zaman hızla toparlanarak yola devam etmeye çalıştık. Ama nihayetinde insandık ve zaman zaman bu çalışmalarımıza olumsuz yansımıyor değildi.
Beş yılı kısaca özetleyecek olursak; özellikle özgürlük mücadelesini yürütmek, bizim asli işimizdi. Geride bıraktığımız beş yılın yarısını, dağda bayırda topladığımız genç bedenlerin cenazesini kaldırmak, yarısını mahkeme salonlarında ifade vermek, sokaklarda tepki vermek, çok az kısmını ise normal belediye hizmetlerini yürütmekle geçti. Çünkü barış olmadan, demokratikleşme olmadan, bu coğrafyada istediğimiz düzeyde belediyecilik hizmetlerini yürütmek mümkün değil. Herşeye rağmen demokrasi mücadelesinin öznesi olduk ve çalışma temposunu arttırmaya çabaladık. Bugün kadın belediyeciliği konusunda halk, kadın yöneticiyi istediği zaman yanında gören, ona dokunan, günlük yaşamında kendi yanında gören ve başka bir yerel yönetimin mümkün olduğunu gördü, yaşadı, benimsedi. Artık "kadınla kaybederiz" dönemi geride kaldı, "kadın olmazsa kaybederiz" diyen anlayış yaşamın kendisi oldu. Geldiğimiz beş yılın sonucunda halkın sahiplenme gücünü gördükçe çabaların boşa gitmediğinin onurunu yaşıyoruz. Zorluklar; yerini emekle bütünleşen halkın sahiplenme yaklaşımına ve büyük güç ve morale bıraktı. Yerel yönetimlerin özellikle kadın işi olduğunun altını tekrar çizerken, bu seçimlerden sonra görev yapacak tüm eşbaşkanlarımıza başarılar diliyorum. *Dêrsim Belediye Başkanı
EDİBE ŞAHİN*: Dêrsim'de inanç ve kimlik can buldu