Birinci Dünya Savaşı ile birlikte fotoğrafçılık ilk kez sistematik ve kapsamlı bir şekilde propaganda aracı olarak kullanılmaya başlandı. Savaş yürüten bütün büyük devletler, sırf bunun için fotoğraf propaganda şubeleri kurdu. Sonraki yıllarda, özellikle 1940’lı yıllardan sonra teknik imkanların da gelişmesiyle birlikte savaş fotoğrafçılığı arttı. Kimileri ‘embedded’ gazeteciler olarak savaşan tarafın yanında yer alıp, ülkelerindeki savaş propagandasına dahil olurken, kiminin amacı savaşın korkunç yüzünü fotoğraflamaktı.
Fotoğrafın güçlü bir araç olduğu tartışma götürmez. Ama içinde bir ikilem de barındırır. Ki bu sözünü ettiğimiz ikilem, fotoğrafın manipülatif imkanlarıyla ilgili değil. Hani bir söz var; ‘bir fotoğraf bin kelimeden çok şey anlatır’. Bazen bir kare o kadar çarpıcı, ona bakan üzerinde o kadar etkili olur ki, tek bir kelimeye gerek duymadan bir hikaye anlatır. Fotoğraf öyle anlarda görselliği yanında bir de kendi diline sahip olur, anlatır. Görünmeyen bir hakikati görünür kılar, inkara nokta koyar. Gerçeği gözler önüne serir.
Çoğumuz 1990’lı yıllarda Gündem gazetesinin birinci sayfasında fotoğraf yoluyla yansıyan vahşeti hatırlarız. Kiminin inkar ettiği, kiminin ise gerçek olmaması için dua ettiği vahşet, fotoğraflarla kanıtlandı, kolektif belleğe kazındı. Aynı şekilde Halepçe katliamı. Kendakole katliamı. En son Kandil katliamı. Ne çok katliam sığmış 30 yıllık savaşın tarihine...
Ama bir de, özellikle yeni iletişim araçlarınca bilgi ve görüntü bombardımanına tabi tutulduğumuz bu çağda kanıksama riskinden söz ediliyor. Şöyle ki, her gün benzer fotoğraflar, görüntüler gördüğümüzde, bir süreden sonra bunlara alışabiliyoruz. Tıpkı günlük olarak ölü sayılarıyla hayatımızda yer alan savaşların da kanıksanabildiği gibi. Mesela bir dönem Irak’ta her gün onlarca insan hayatını kaybederken, haber merkezleri belli bir süreden sonra bunda bir haber değeri görmeyip, konuyu gündemin dışına itebildi.
Bu sayımızda yukarıda sözünü ettiğimiz konulara bir dosya ile dokunmak istedik. Uzun yıllardan beri Kürdistan’da fotoğrafçılık yapan Mehmet Masum Süer, yaşadığı deneyimleri okurlarımız için kaleme aldı. Dünya savaş fotoğrafçılık tarihinde çok önemli bir yere sahip olan, hemen hemen herkesce bilinen bir fotoğraf, 1968 yılında Vietnam’da çekildi. O fotoğrafın hikayesini Meral Çiçek yazdı. Ayrıca fotoğrafı, fotoğraflayanı ve fotoğrafa bakanı irdeleyen çalışmalarıyla bilinen fotoğrafla ilgili eleştirel kuramcı-yazar Susan Sontag’ın (1933-2004) bir makalesini derleyip okurlarımız için Türkçe’ye çevirdik. İyi okumalar dileriz...