Ben burda boşluğa asılmış bir tavan.
Çadırlarda büyüyen bir kuşağım ben,
ben, çadırlarda çoğalan.
Bir daha kulak verin,
bir daha dinleyin beni:
Büyüyen ve çoğalan bir kuşağım
ben kara çadırlarda.
Kalsın sizin ekmeğiniz sofranızda.
Uyuyayım ben burda aç ve susuz...
Salim Jabran
23 Ekim’de Van’da meydana gelen deprem sonrası bir yandan ülkenin her yerinden insanlar seferber oldu. Bu insanlar ellerinden gelen yardımda bulunmaya çalışarak çok değerli bir dayanışma örneğini sergilerken, bir yandan da ırkçılığın perdesi yırtılmış oldu. Yeni keşfedilmedi tabii ama bu ülkede ırkçılık, yüzlerce insanın ölümüyle sonuçlanan depremle birlikte öyle pervasızca acıların üstüne eklendi ki, bu hususu yeniden sorgulama-sorgulatma ihtiyacını çok yakıcı bir şekilde hissettik. Ve fay hattı dinlemeyen faşizm konulu dosyamıza son halini verirken Van ikinci bir depremle sarsıldı. Şu satırları yazarken Van merkezde sayılarını bilmediğimiz insanlar enkaz altında bulunmayı bekliyor hala - kimi diri, kimi ölü.
‘Takdir-i ilahi’ söyleminden tutalım yardım kolilerine taşla bayrak koyan zihniyete, ‘Deprem her ne kadar Van’da da olsa üzüldük’ diyen haber spikerinden parmak kaldırıp ‘had bildiren’ Müge Anlı’ya - bütün bu örnekler ‘gizli’ bir ırkçılığın ne denli yaygınlaştığının, ne denli normalleştiğinin işaretleri. Enteresan olansa, bu ırkçılığın şuursuzluğu. Ki bu zihniyet ve söylemlerin sahiplerine kalsa, ırkçılık potansiyeline bile sahip değiller...
Ancak konuyla ilgili dosyamızda bulacağınız yazılar, bu mantığın Türk devlet geleneği ile ne denli organik bir bağa sahip olduğunu ortaya koyuyor. Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi sözcüsü Cengiz Alğan, ırkçılığın beyaz Amerikalıların siyahlara uyguladığı bir ‘şey’ olmadığını vurguladığı yazısında, kültürel ırkçılığa dikkat çekiyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Esra Arsan da, deprem örneğinde ırkçılığın medyaya yansıması ve medya üzerinden yeniden üretilmesini yazdı. Selaheddîn Biyanî ise, depremle birlikte açığa çıkan kolonyal söylemleri değerlendirip, bazı yardımların neden ‘vicdan mastürbasyonu’ kapsamına girdiğini ifadeye kavuşturdu.
PolitikART’ın olmazsa olmazlarından portre sayfasında bu kez Kawa Nemir’ın kaleminden Osman Sebrî’nin yaşam öyküsünü bulacaksınız. Bu arada Osman Sebrî’nin düz yazılarının ilk kez derlenip Lîs Yayınları tarafından basıldığını da belirtmiş olalım. Hemen yanında, bu kez Sankt Petersburg Valisini kurşunlayan devrimci, düşünür, aktivist Vera Zasuliç’in yargılanıp beraat ettiği davanın öyküsü. Ünlü suikast davasının hikayesini Meral Çiçek kaleme aldı.
Fikret Güneş, ölüm yıldönümünde ‘Dêrsim Generali’ Seyit Rıza’yı yazarken, Ulaş Ozan ‘Türkleştirme aşkının 1993 yılındaki Dêrsimli Uğur Kaymazları’ kaleme aldı. Şu sıralar tedavi gören İrfan Cüre’den Gramsci’nin portresini yazmasını istemiştik, ancak anlaşılan Türkiye’deki liberallerin AKP ile ittifakına sinirlendiği bir anda bilgisayar karşısında geçince Gramsci’nin aydın tanımına uymayanları yazdı. Olsun, çok yerinde bir yazı olmuş. Buradan İrfan Cüre’ye tekrardan geçmiş olsun dileklerimizi de iletmiş olalım. Welat Dersim, Elif Sonzamancı, Cömert Bozkurt ve Dilzar Dîlok’un yazılarını da beğeni ile okumanızı dileriz.
Bu sayımızı okurken bir değişikliği fark edeceksiniz. Qirix, karikatür ve sudokunun yer aldığı ‘çizgilerle’ isimli sayfa ile ödüllü bulmacayı bu sayı ile birlikte PolitikART’tan gazetemiz Yeni Özgür Politika’nın sayfalarına kaydırdık. İyi okumalar!