Alternatif Arayış Ağı (Network for an Alternative Quest) tarafından düzenlenen konferansta dünyanın dört bir yanından aktivistler buluşup, hem kapitalist moderniteyi farklı yönleriyle tartıştı hem de çözüm modellerle ilgili deneyimlerini paylaştı. Tartışmalar, dört oturumda şu ana başlıklar altında yürütüldü:
* Yeni bir sosyal bilim için arayışlar
* Bir uygarlık krizi olarak kapitalizm
* Ulus-devletin ötesindeki Ortadoğu
* Yeni bir paradigma: Demokratik Modernite

Konferanstaki tartışmalarda sık sık ifade edilen kavramlar ise başlı başına şunlar: Bilimcilik, milliyetçilik, cinsiyetçilik, kapitalizm, devletli uygarlık, endüstriyalizm, ulus-devlet, ekoloji, Kürt özgürlük hareketi, siyasal İslam, komünalizm, radikal demokrasi, katılımcı ekonomi, kooperatifçilik, halk meclisleri, özerklik, demokratik siyaset.
Son yıllarda Kürtlerin düzenlediği veya Kürt sorununun konu edildiği konferanslarda özellikle Avrupa’da bir artış yaşanıyor. Konferans gibi zeminlerde hem güncel siyasal konulara ilişkin ama hem de entelektüel tartışmaların yürütülmesi, kendi başına olumlu bir gelişmedir. Ancak konferanslar, bir devamlılığa sahip oldukları, pratikte de ifadesini bulduğu oranda anlamlı olabilir.
PolitikART olarak, hem içeriği hem düzeyi hem de bileşimi açısından önemsediğimiz Hamburg Konferansı’nın daha geniş bir kesime ulaşmasına katkıda bulunmak istedik. Bu amaçla hazırladığımız dosyaya kuşkusuz üç gün süren konferansta yapılan konuşmaları, yürütülen tartışmaları sığdırmamız mümkün değil. Ancak dosyamızın konuyla ilgili bir fikir sunduğu inancındayız.
Konferansın düzenleyicilerinden Havin Güneşer, okurlarımız için hem neden böylesi bir çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu yazdı hem de açığa çıkan tartışma düzeyini değerlendirdi. Yine, bir nevi konferansın teorik zeminini oluşturmaları nedeniyle dosyamızda Abdullah Öcalan, Immanuel Wallerstein ve Antonio Negri’nin yazılı mesajlarına yer ayırdık. Negri’nin ‘Kapitalizm ve Kamu Yararı’ başlıklı kapsamlı metni, çıkarılacak konferans kitapçığında okunabilecek. Son olarak konuşmacılardan Tom Waibel ise, ‘Yeni bir paradigma: Demokratik Modernite’ başlıklı oturumda paylaşılan deneyimlerin ortaklığına işaret ettiği yazısında, demokrasinin krizini ve halk meclislerinin tarihçesini özetledi.
Konferansta çok farklı coğrafyalardan farklı mücadele deneyimleri buluştu; Kürdistan’dan Bask Ülkesi’ne, Güney Afrika’dan ABD’ye, Hindistan’dan Chiapas’a. İnşa edilmeye çalışılan alternatiflerin adları farklı olabilir. Aralarında da farklar olabilir. Ama ortak noktalar da çoktu. Hepsi, kapitalist modernitenin sömürü ve baskı mekanizmalarına karşı halkın öz gücüne dayalı gerçek demokrasi için mücadele veriyor. Bunun temel aracını ise kiminin yerel demokrasi, kiminin meclisler demokrasi kiminin ise demokratik özerklik dediği mekanizmalardır. Tom Waibel’in de makalesinde vurguladığı gibi, halk meclisleri tarihin bütün zamanlarında şu veya bu şekilde uygulanmıştır. Bir coğrafyadaki halk, farklı zaman ve mekanlarda aynı modelin uygulandığından bihaber öz yönetimlerini inşa etmişlerdir. Ne yazık ki bunlar çoğunlukla kalıcı olamadı. Fakat konferansta açığa çıkan en temel gerçeklerden biri de, geleceğimizi şekillendirirken geçmişten beslenebileceğimiz yönde. Öyle bakıldığında da devletli uygar toplum tarihinden çok daha eski ve hala devam eden bir halkların özerklik tarihi var. Bugün yine farklı coğrafyalarda bu tarihin sayfalarını yazmaya devam ediyoruz, ama bu kez farklı mekanlarda farklı halklarla birlikte...